Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Çehov’un ‘Martı’sına günümüzden bakmak: Treplev
    Ezgi Aktaş

    Çehov’un ‘Martı’sına günümüzden bakmak: Treplev

    Ocak 10, 2025Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Çehov’un klasik tiyatro metni “Martı”dan Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Ümit Erlim tarafından uyarlanan “Treplev”, son yılların en ses getiren yapımlarından biri. Lineer akışı ters yüz eden kurgusu ve günümüzün seyrediş dinamiklerini dahil eden interaktif sahnelemesiyle “Treplev”, unutulmazlar arasında yerini aldı bile. Kostantin Treplev’in otoriteyle ve aile fertleriyle olan bitmek bilmeyen mücadelesine ve varoluş dertlerine günümüzden bakan oyunun yaratım sürecini Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Ümit Erlim ile konuştuk.

    EZGİ AKTAŞ İLE TİYATRO SAHNELERİNDEN

    • Çehov’un “Martı” oyunu, 19’uncu yüzyılda kaleme almış ve dünya sahnelerinde defalarca sahnelenmiş bir metin. Klasik kurgudan deneysel sahnelemelere kadar pek çok kez yorumlandı. Bu metinden bambaşka ve yenilikçi bir yorum çıkarıyorsunuz. “Martı”da sizi oyun yazarı ve oyuncu olarak heyecanlandıran şey nedir?

    Başak: Treplev’in derdi benim de bizim de derdimiz aslında. Yeni biçimler aramak, yeni sözler söylemeye çalışmak… Bir oyuncu ve yazar olarak beni en çok heyecanlandıran ve peşinden koşturan konu bu. Klasik metni yapı bozumuna uğratmak ve günümüz dünyasındaki izdüşümlerini aramak bana çok heyecan verici geliyor. Şimdi ne olurdu ne yapardı konusu çok iştah kabartıcı. İşin en güzel tarafı da klasiklerin bu esnekliğe ve eğilip bükülmeye harika cevaplar vermesi.

    • Metni sahnelemeye karar verişinizden sahne üzerinde seyirciyle buluşmasına kadar geçen sürede nasıl bir çalışma yürüttünüz?

    Başak: Masa başı çalışmasını çok seviyorum. Metni son haline getirmeden önce her şeyi sorgulamak, eleştirmek ve işimize yarayanlarla devam etmek, bazı şeyleri atmaktan, değiştirmekten korkmamak önemli sanırım. Mekâna özgü olarak Treplev’i uyarlayalım dediğimiz gün ile ilk oyun arasında sanırım 6-7 ay var. Bunun büyük bir kısmı masa başı mesaisini içeriyor. Sahnelemek üzerine de verilen kararlar net olunca prova süreci çok verimli ve kısa sürebiliyor. Müzik ve hareket tasarımı dahil sanırım 1 ay gibi sürede ilk oyuna ulaştık. Drama eğitimi vermek adına tanışmak için Suadiye’deki Decollage Art Space’e gelmiştik. Dekor tasarımımızı yapan, aynı zamanda bu güzel mekânın da yaratıcılarından olan Melisa Şahin’ in birlikte katları gezerken “Burada oyun yapsak ne güzel olur” dediğimizde bize verdiği “Haydi yapalım” cevabı olmasa Treplev bu biçimde hayatta olamayacaktı. 

    TREPLEV HEPİMİZE “MÜCADELEDEN VAZGEÇME” DİYOR

    • Oyunun yaratım sürecinde özellikle mesai harcadığınız, belki yıkıp tekrar kurduğunuz, üzerinde düşündüğünüz alanlar neydi?

    Başak: Sanatla var olmak isteyen bir kişinin baş etmeye çalıştıklarıydı diyebilirim. Treplev bir şeyler üretmek isteyen bir kişi. Bunun ne kadar iyi ya da kötü olup olmamasıyla hiç ilgilenmiyor aslında. Üretmek ve devam etmek istiyor ama bu isteği görmezden gelinerek, yok sayılarak reddediliyor. Hayatta kalmaya çalışıyor bir anlamda kendi kendine. Bu mücadelesini nasıl fiziksel aksiyona dönüştürürüz fikri beni çok cezbetmişti. Hep bir düello ve mücadele içerisinde Treplev. Bunu bir maç üzerinden, 4 roundluk ve hep kendisinin kaybettiği bir boks maçı üzerinden anlatma fikri üzerine düşünmek, seyirciye bu mücadelesindeki tutkusunu ama bir türlü olduramadıklarını aktarmak üzerinde çalıştık. Bir yer yer yönetmen/psikolog/yargılayıcı ebeveyn dış ses ile hayatını, ailesini, başından geçenleri sondan başlayarak anlatmak, metni yıkıp yeniden bozmak anlamında çok işe yaradı. “Yak tüm fikirleri!” Treplev için hayatının özeti sanırım. “Yak tüm fikirleri yak yak yak, çünkü ben aslında yokum yok yok yok.”

    • Metni klasik oyun akışındaki çizgisellikten çıkarıyor, Treplev’i, onun duygularını merkeze alarak ama “Martı”daki bütün karakterlere de yer vererek yeniden kurguluyorsunuz. Treplev’in iç dünyasındaki ruhsal değişimler odaklı bu yaklaşımı tercih etme sebebiniz neydi?

    Başak: Treplev’in istemediğimiz bir sonla biten hikayesini, istemediğimiz o sona sürükleyenler çevresindekiler. Bu anlamda oyunumuzun ilk katı bir cinayet mahali. Tuvalin üzerindeki karakterlerin hepsinin Treplev’in acıklı sonunda etkisi var. Bunu en güzel şekilde aktarmanın yolu hikâyeye sondan başlamak ve kendi gözünden dayısını, annesini, saplantılı aşkını ve diğerlerini anlatmaktı. İçini dökme girişimi diyebiliriz oyunun tamamına belki de. Hesaplaşması ve son bir kez, bir avazda başından geçenlerle yüzleşmesi, sağaltması için bir fırsat sunmaktı Treplev’e, içimizdeki Treplevlere. Çünkü Treplev özellikle anma töreninin olduğu katta aslında kendisinin yolundan gitmenin ne denli yanlış olduğunu da söylüyor. “Mücadele etmekten vazgeçmemeliyiz” diyor, bana, bize, hepimize.

    • Çehov’un eski sanat anlayışı ile yeni arasındaki çatışmayı kişisel çekişmeler, dramlar ve kıskançlıklar üzerinden anlattığı “Martı”dan dört başı mamur bir trajikomedi çıkmış uyarlamanızda. Metne şeklini verirken nasıl müdahalelerde bulundunuz?

    Başak: Başından geçenler çok trajikomik gerçekten de. Saplantılı bir aşk hikayesi var. Ağzıyla kuş tutsa yaranamadığı bir annesi, sürekli kendisine çocuk gibi davranan aile bireyleri var. Çehov’un da “Martı”nın bir komedi olduğunu ara ara vurguladığını da unutmadık hiç. Treplev’in kendisini hafife alması, cenaze töreninde bile ismimi yanlış yazmışlar diye sızlanması bu komedi unsurlarını öne çıkarıyor. Oyun alanı ile seyir alanının birbirine karışmasını çok seviyorum. Bu anlamda oyunun interaktif olmasını istiyorduk hep. Açık olan biçimimizin seyircinin de kattıklarıyla daha da karışmasını, birleşmesini, ortaklaşmasını düşlüyorduk. Bu anlatı biçimi ve izleği seyirci için en anlaşılır biçimde, en sade nasıl anlatırız fikri, bizi açık biçimi daha da genişletmek üzerine müdahaleler geliştirmeye de itti.

    Fotoğraf: Ezgi Aktaş

    • Üç bölümden oluşan oyun, Decollage Art’ın üç katında kurulan farklı sahnelere yayılıyor. Mekânı bu şekilde kurgulamak oyuna ne kattı?

    Başak: Mekân çok olasılıklı ve şekilden şekle girebilen harika bir oyun alanı. Mekâna özgü oyunlar yapmak çok keyifli. Mekânı metinle birleştirme, hikâyeyi aktarmak için mekânda çözümler bulma, mekânın olasılıklarını metne dahil etme fikri çok heyecan verici. Decollage’ın tamamı bu anlamda Treplev’in sanatla ve yaşamla kurduğu bağ açısından biçilmiş kaftan. Sizi sanat eserleri karşılıyor girişten itibaren. Oyunun birinci katı aslında seramik ve resim eğitimleri verilen, Treplev’in de atölyesi olarak kurguladığımız atölye katı. Bu katta ışık ve ufak değişikliklerle metne uygun bir doku yakaladık. En büyük dönüştürme ikinci katımızı olan ring katında oldu. O noktada da dekor tasarımcımız, aynı zamanda da mimar olan Melisa yaratıcı çözümleriyle ring atmosferini yarattı. Sahne amirimiz ve ışık tasarımcımız Eray Uygun’da ışık kullanımı ile düello hissinin kuvvetlendiği bir alan açtı bize. Son katımız ise anma töreni ve Treplev’in uğurlama töreninin olduğu kat. Buradaki koltuklar, projeksiyonun yeri, yansıtılan perdenin hepsi o mekânda öncesinde de var olan şeyler. Bunları müzik ve ses tasarımcımız, şarkılarımızın da yaratıcısı İdil Acim’in kurguladığı Treplev’in son 20 dakikasının geri sayımının, renklerle birleştiği videosu ile birleştirince anma töreninin dokusuna da ulaşmış olduk.  

    Ümit: Biz Decollage Art Space için bu oyunu tasarladık. Dolayısıyla tam bir mekâna-özgü iş diyebiliriz Treplev için. Klasik dört perdelik bir metni üç parçaya bölmemizin ana sebeplerinden biri bunu seyirciyle birlikte deneyimlenen bir süreç olmasını istememizdi. Üç kat, otuz dakikalık üç part, topamda doksan dakikada Treplev’in hikayesini anlatmak istedik. Birinci kısımda seyirciler Treplev’in aile üyeleri ile tanışıyorlar, ikinci kısımda dört ana karakterin yüzleşmelerine tanık oluyorlar, son kısımda da cenaze merasimine katılıyorlar. Oyunun yapısını bunun üzerine kurduk.

    • Treplev, seyircinin yalnızca izleme eylemini gerçekleştirmediği, bizzat dahil olduğu, müdahale ettiği, değiştirip dönüştürdüğü bir örgüye sahip. Bugüne kadar aklınızda kalan en ilginç “interaktif katkı” neydi?

    Ümit: Gerçekten zor buna cevap vermek. Her oyun aklımda kalan birçok an var. Seyircinin varlığıyla ve cevaplarıyla şekillenen birçok an. Seyirciler ilk bölümde aile üyelerimin fotoğraflarını veriyorlar bana ve son bölümde de onları seslendiriyorlar. Bazen seyircinin kendinden geçip seslendirdikleri karakterden çıkamadıkları oluyor mesela. Bize laf attıkları zamanlar. En ilginçleri de bende kalsın. Gelip bunu bizimle deneyimlemek isteyenleri bekliyoruz.

    “ZAMANIN ÖTESİNE GEÇEBİLMELERİ ÇEHOV GİBİ YAZARLARI EVRENSEL KILIYOR”

    • Karakterlerinizi ele alırken ilk oyunundan son oyununa kadar değişip dönüştürdüğünüz anlar ve yerler oldu mu?

    Ümit: Tabii ki. Yaptığımız şey bir açıdan canlı bir süreç. Oyunu da canlı bir organizma gibi görmek gerekiyor bence. Tıpkı karakter gibi, canlı, yaşıyor ve deneyim kazanıyor. Tam da bu sebeple her oyun hem aynı hem de oldukça farklı diyebiliriz. Seyircinin varlığıyla değişiyor, gelişiyor, genleşiyor, bir süreç izliyor. Yaptığımız işin keyifli ama bir o kadar da zor yönlerinden bir bu belki de.

    • Treplev, bir önceki neslin kalıplaşmış sanat anlayışını reddeden, kendine yeni bir anlatı biçimi bulmak için çabalayan, bunun için yer yer gemileri yakmayı da göze alan bir karakter. Sizce günümüzde yaşasa ve üretseydi, Treplev’i en çok zorlayan durumlar ne olurdu?

    Ümit: Aslında bir açıdan Treplev’i biz günümüze hatta yaşadığımız coğrafyaya ışınladık. Dolayısıyla, zaten Treplev ölmüş bir kurmaca karakter olsa da bugün ve bugünün dertleriyle de ilgileniyor. İlgi görememek, kendini göstermeye çalışmak, ekonomik sıkıntılarla boğuşmak, ailesinden kabul görmeye çalışmak, kendine sanat üretebileceği bir alan bulamamak, çoğu zaman cesaret gösterememek, korkmak, çekinmek, aşağılanmak, yadsımak, kibirle birçok şeyi beğenmemek gibi birçok motif ve tema aslında tam da bugünün konusu. Bence Anton Çehov gibi yazarları bu kadar evrensel kılan tam da bu zaten. Zamanın ötesine geçmeyi başarıyorlar.

    • Peki, iki çağdaş oyun yazarı ve oyuncu olarak sizi bugün en çok zorlayan durum ve koşullar nedir?

    Ümit: Her şey. Her sene oldukça kaotik ve zor zamanlar geçiriyoruz diye düşünüp, bir sonraki sene düzeleceğini umut ederek, bir illüzyonun içinde yaşıyor gibiyiz. Geçmişle oldukça zayıf ve yüzeysel bir bağımız, gelecekle ilgili umutsuz ve hoşnutsuz bir yapımız var. Bir oyun üzerine çalışırken genelde sorduğum sorulardan bir tanesi, bugün bu metin benim için ne ifade ediyor oluyor. Dertlerimiz çok farklı gibi görünse de en temelde benzer arzuları, istekleri ve dertleri taşıyoruz. Beni oldukça zorlayan koşullardan biri sanırım hayal ettiğim şey ile gerçekleşebilecek şey arasında kurmaya çalıştığım bağ diyebilirim.

    • Oyunun sonuna doğru Treplev’in ağzından “Yaşa Treplev, yaşa. Doya doya, özgürce yaşa. İstenmediğin yerde durma, istemediğin şeyi yapma. Sus, ya da konuş ne bileyim. Bağır avazın çıktığı kadar. Kimse kimseyi anlamıyor. Uzlaş, ama taviz verme” diye sesleniyorsunuz. Bu aslında bugüne bir çağrı gibi. Treplev gibi “kaybolmamak” için çağdaşlarınıza ve seyirciye ne önerirsiniz?

    Ümit: Bu oldukça zor bir soru. Dediğiniz gibi aslında kendime de söylediğim bir söz haline geliyor bu. Özellikle günümüz Türkiye’sinde birçok sektörde olduğu gibi sahne sanatları, ana akım medyada ve oyunculuk mesleğinde çok fazla taviz verirken buluyoruz kendimizi. Bu bence sektörel bir problem olmaktan çok kültürel ve sosyal bir problem. Bir önerim olacaksa; kendilerini kıyaslamadan, olabildiğince çalışarak, haklarını koruyarak ilerleyip, bunun oldukça bireysel bir yolculuk ama aynı zamanda kolektif bir iş olduğunu unutmamalı.

    Treplev, 17 ve 31 Ocak ile 7 Şubat’ta Suadiye Decollage Art Space’de.

    tiyatro yazar

    Related Posts

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026 Fotoğraf

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026 Sinema

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    SuareMag Aralık

    Aralık 1, 2025 SUAREMAG

    Şilili bir yazarın Türkiye sevdası

    Şubat 4, 2025 Edebiyat

    Kim ne okuyor?

    Şubat 5, 2025 Kitap
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.