Nilgün Karataş
Çekmece denilince, gündelik hayatın en sıradan nesnelerinden biri akla gelir. Evde, işte, okulda fark edilmeden duran, çoğu zaman yalnızca ihtiyaç anında açılan bir eşya. Ama bazen bir çekmece sadece bir çekmece değildir… Hele de edebiyatta. Saklamak, biriktirmek, ortadan kaldırmak çekmecenin işidir. Hafıza, bellek, zaman, ertelenmiş duygular hep çekmecenin içindedir.
Açıldığında beklenmedik bir karşılaşmaya, kapatıldığında ise bilinçli bir unutmaya neden olabilir çekmece. Bu nedenle çekmece, saklamakla yüzleşmek arasındaki gerilimli hattın tam ortasındaki nesnedir.
Çekmece çok edebi bir nesne desek… Çok yerinde olur. Yazılan ama yayımlanmayan, saklanan ama atılamayan metinler… Franz Kafka, yazdıklarının büyük bölümünü bir çekmecede bırakmayı tercih etmişti; metinlerinin dünyaya açılması için kendi ölümünü beklemesi gerekmişti. Fernando Pessoa ise ardında gerçek anlamda bir sandık dolusu yazı bıraktı; her biri başka bir benliğe ait, ayrı ayrı çekmeceler gibiydi. Çekmecenin bir saklama alanıyken bir anda paylaşım alanına dönebilmesi ne ironik…
Bu sayıda “Çekmece” temasını seçerken, bir nesneden çok bir durumu düşünmek istedik. Çekmece; konuşulmayanların, yarım bırakılanların, bir gün geri dönülmek üzere kenara kaldırılanların mekânı olabilir. Kimi zaman bir çocukluk hatırasını, kimi zaman bir suçun izini, kimi zaman da yalnızca suskunluğu taşıyabilir.
Yazarlarımıza bu temayla gittiğimizde, çekmecenin ne kadar çoğul bir anlatı alanı sunduğunu bir kez daha gördük. Gelen öykülerde çekmece bazen bir evin içindeydi, bazen bir bedenin, bazen bir belleğin. Kimi metinlerde koruyucu bir alan, kimilerinde tehditkâr bir sessizlikti. Bazılarında ise açıldığında düzen değil, dağılma yarattı. Bazı öyküler çekmeceyi bireysel hafızanın ötesine taşıyor. Bir ailenin, bir mahallenin, hatta bir ülkenin kapatılmış hikâyelerine dokunuyor.
Çekmece Suare Öykü’nün bu sayısı ile kolektif bir arşive dönüşüyor; saklanan, biriktirilen, unutulan ne varsa ortaya dökülüyor, çekmece yalnızca kişisel olmaktan çıkıyor.
Suare Öykü’nün “Çekmece” temalı bu sayısı, 55 yazarın 55 öyküsüyle, çekmecenin içine bakmayı öneriyor. Hepsi açılmak zorunda değil. Ama her çekmece, orada bir şey olduğunu hatırlatıyor. Aslında edebiyat tam olarak bunu yapıyor: Açmadan da varlığını bildiğimiz çekmeceleri görünür kılıyor.


