Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » HİLELERLE SARILAN HAKİKATLER
    Melek Toksoy

    HİLELERLE SARILAN HAKİKATLER

    Nisan 1, 2026Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Melek Toksoy

    Bir arının saksıdaki çiçeğe konuşunu izlerken komşu arkadaşımla çaylarımızı höpürdetiyorduk. Sokağın başındaki evden bağrışmalar, çığlıklar patladı ansızın, evdeki ahşap merdivenlerden patır patır bir şey yuvarlandı. Elimizde çaylar, birbirimize yuvarlak gözlerle bakakaldık.

    “Benim dediğim olacak, görürsün sen,” diyen tiz sesli kadının cümlesi aramıza kadar uzandı. Derhal bardakları masaya koyarak koşturduk. Merdivenden biri düştü mü, düşürüldü mü, konu neydi, ne yapacağız telaşıyla, onların rutini ama bizim her defasında kalbimizi bastırarak şahit olacağımız durumlardan biriydi muhtemelen. Böyle düşünüyordum, kapıyı patlatırcasına çalarken. Kadın açtı, dimdikti, sonra dudakları buruldu, boynuma sarıldı. Arkadaşım merdivene koşmuştu görüyordum. Neyse ki adam yukarıdaydı, fırlatılan ise sebildi; bir karo taşını delerek durmuş, parçalanmıştı. Bir solukta çıkmıştı arkadaşım yukarıya.

    “Ne yaptım ben şimdi bu kadına? Enginar yemeğini Necla çok lezzetli yapmış,” dedim. Vay ben yapamıyor muyum, dedi. Oradan konu hayırsıza çıktı,” derken adamın sesi titriyordu, eli kalbinde. “Turhan seninle alay ediyor zaten, dedi. Kızların arkadan nanik yapıyorlar, dedi. Yapmazlar, dedim. Hepsi bu…”

    Konuşmaları dinleyen kadınsa elimi bırakmadan beni de çekti yukarıya. Tansiyonuna bakalım diye elimize uzattı aleti. Kendi sardı bandajını hatta. Bir yandan söyleniyordu. “Lafımın üstüne laf koyma! Nasılsa geçecekti, büyümeyecekti konu,” derken kuru gözlerini sildi.

    Uzun yıllar aynı mahallede olduğumuz için her bireyini iyi tanıyorduk bu ailenin. Evet, ama zamanla görmüştüm ki; her defasında bize intikâl eden kavgalarında haklıyı –mağduru- karıştırır olmuştuk.  Düşünmeye başladığımız günlerdi: Duruşumuzu değiştirmeliydik. Ama kadını ürkütmeden… Yoksa asıl mağdur olanlar hepten ezilip kaybolacaklardı. Olaylarının akışına göre kadına ve diğer aile bireylerine nasıl davranacağımız üzerine fikirler yürüttük ailemle ve bunlara yakın başka bir aileyle birlikte. Minik hilelerimiz kaçınılmaz olacaktı, mecburduk. Mahallede dip dibeydik, zaten kavgalarına karışmamızı bekliyorlardı: Kadın kavgayı örtbas edip, akabinde gündeme yerleşmek için, ailesi ise avutulmaya ihtiyaç duydukları için.  Biri biraz alttan alacaktı diğeri biraz üstten inecekti. Başka da oluru yok görünüyordu.

    Oturdum internetten araştırmalar yaptım, düşünürleri, filozofları okudum, ailemle fikirler ürettik. Bu insanlara dokunmak istiyordum. Kendimce tespitlerde bulundum.

    Komşumuzun adı Nefise. Hastaydı. Doğuştan gelen ölümcül kıskançlığı vardı, asıl önemlisi günlük yaşamında hareketlerinin bir sonraki anında “ne yapacağını bilememe hastalığı”na sahipti. Sevmeyi de bilmez, sevilmeyi de. Durum baştan trajikti. Yaşamın her anında, her adımında ilgi odağında kalmak onun temel varoluş felsefesiydi. Bu uğurda tükenmeyen enerjisiyle, akla gelmeyecek irili ufaklı her yolu deniyordu. En iyi bildiği zanaat ise; ailesinin kendine yaptığı zararlardan kaynaklı ruhsal durumunun, hatta karakterinin acıklı bir şekilde değiştiğini -özrü buydu- buna bağlı olarak aile içinde ve dışında birini bir diğerine, kendine inanmaya hazır çevresine kötülemekti. Tesellisi de bu kötülük karşılığında acınıp avutulmaktı. Yakalanacağını fark ettiğinde veya bir viraja denk geldiğinde ya da konunun vardığı yeni bir aşamada, oyun sahasına hemen yeni manevralar sürerdi. Kurgulanmış hastalıklar, fiziksel düşmeler ya da çarpma mizansenleri. Çıkış bulamadığındaki kurtuluşlarıydı… Hakikati örtme sanatını kaos yaratarak zenginleştiriyordu. Hakikat ise belki kendinin bile unuttuğu kaosun başlama sebebinde. Ya da hakikat; “bu ne yapacağını bilememe” durumunu; yetersizliğinden şahlanan kıskançlığı ile sarılmış bir ömür kapatma azminden doğan sonsuz yaratıcılığındaydı!

    Biz de aynı mahallede oturanlarla durum değerlendirmesi yapmaya gayret ettik. Gayret diyorum çünkü birçoğu anlamadı, “kadın zavallı” dediler, “anlamıyorsun kızları çok hain” diye eklediler. Kızlarının karanlık odada birbirlerine sarılarak fırlayan hıçkırıklarını nasıl bastırmaya çalıştıklarını – annelerine seslerinin hiç yükselmediğini söyledik- omuz silktiler. Bizi anlayan da sustu, anlamayan da. Bir aile de sebepsiz -ya da hasetliklerinden mi nedir bilemem- bu değerlendirmeleri noktasına, virgülüne kadar Nefise’ye taşıdı. Nefise de beynine ve kalbine çekemediği o cümleleri -ki tabii taşınan cümleleri doğru aktardılarsa- tepsisine koymuş bir halde kapımıza dayandı, içindeki patlamalarıyla hepsini üstümüze boşalttı. Velhasıl aile içi ve dışı çatışma ritüelleri devam etti. Yıllar geçti.

    Nefise, kazanmak uğruna, sonunda yine kendisinin kendine biçeceği bir cezaya düşeceğini bile bile her hileyi mübah görüyordu yaşamında. Ruhunda kuramadığı bir mahkeme boşluğu vardı. Karşı taraf bu oyunları sezse de bir süre sonra şüpheye düşse de “Aman o iyi olsun da kaos bitsin,” dileğiyle, istemeden de olsa bu tiyatroya dahil olup kadını galip ilan ediyordu. Görünürde kazanan kadın, kaybeden ise oyuna çekilenlerdi.

    Peki, gerçekten öyle miydi?

    ​Nietzsche’nin penceresinden bakıldığında bu kadın; öz değeri olmayan, trajik bir figürdü. Çünkü insan değeri, gerçeğe ne kadar tahammül edebildiğiyle ölçülür. O ise gerçeği göğüslemek yerine, onu maskelerle ve hastalık simülasyonlarıyla parçalamayı seçmişti. Onun “kazanımı” aslında en büyük kaybıydı; yalanlarının labirentinde öylesine kaybolmuştu ki, gerçeğin sert ışığı vurduğunda kendinden geriye hiçbir şey kalmayacaktı.

    ​Freud bu tabloyu görseydi, muhtemelen “ikincil kazanç” kavramını masaya yatırırdı. Kadın için hastalık ve kaos, bir savunma mekanizmasıydı. O aniden gelişen baygınlıklar veya sakarlıklar, ruhsal bir çıkmazın bedene yansımasından ibaretti. Çevresindekilerin “kaos bitsin” diye teslim olması, kadının bu patolojik döngüsünü besledi. Freud olsa kesin şöyle derdi: Bu kadın, sevilmek için “acınası” olmayı bir silah haline getirmiş; libidosunu yalnızca kendi yarattığı bu drama hapsetmiş. İlgi açlığı çeken çocuksu tarafı (id) ile toplumsal beklentiler (süper ego) çatıştığında, ortaya bu “mağduriyet maskesi” çıkmış.

    Ama bu bitmeyen bir mağduriyetti. Zira sevmeyi de bilemeyen bu karakter sevilmeyi de hissedemediğinden bitmez bir döngüdeydi. Gerçeği gören biz yakınları uygun bir dille kadını ve diğerlerini uyarmıştık, nafile. Nefise tarafından çembere alınmış olanlar, bizleri suçlayarak dinlediler. Nefise’yi daha da çok avuttular, hatta yetinmeyip “cezalandır onları” diye yüreklendirdiler. Yani daha çok itaat ettiler, daha çok bilediler.

    Sakin bir gün, neşemizde yerindeyken annemle konuyu açtık usul usul. “Bir gün yalnız kalırsın, yapma böyle Nefise. Sinirin gelince çağır beni yürüyüşe çıkalım, dikkatini başka yere vermelisin,” dedi annem.

    “Yürüyüp ne değişecek ki, hem ne yapsam kabul ediyorlar, kötü oluyorum affediyorlar ya da susuyorlar, ben de istediğimi elde ediyorum. N’apayım! Onlar da akıllı olsalardı!”

    Bunu açık açık söyledi Nefise,  oyunlarına bir süre ara verdi ama ilk fırsatta döndü. Avutmalarla, itaatlerle beslenirken, aldığı akıllarla,yeni bir boyuta çıkan oyunlarına kendini yine kaptırıverdi, çünkü sorgusuz kucaklıyorlardı, hâl böyle olunca da saldırganlığı daha da yaratıcı oluyordu.

    ​Nitekim bu döngü, hep aynı oyuncular ve benzer çevreyle ya da Nefise’nin planlayarak seçtiği insanların eklenmesiyle devam etti. Şayet Nefise’nin oyunlarına direnen, yaptıklarını onaylamayanlar olursa, kaosun yönünü hemen onlara döndürüyor ve işine gelmeyeni ustaca uzaklaştırıyordu. Sonra rotasını yeni, daha “seviyeli” destekçilere bir nevi kurbanlara çevirdi. Yüzündeki masumiyet maskesi ve her daim yanında tuttuğu ailesi, onun en kıymetli malzemeleriydi. Yeni kişilerin beklediği nazik davranışları saniyeler içinde kopyalayıp hileleriyle birleştirince, coşkulu sahneler yine onundu. Ama Nefise gerçekten kazanıyor muydu? Zaman geçip yaş aldığında, yanında gerçekten kimse kalacak mıydı?

    Nefise arada bir bunu da düşünmekteydi. “Beni ailemden başka kimse çekemez, ben zaten kendimi çekemiyorum,” derdi zaman zaman. Yaptığı bu öz eleştiriyle ailesinin yeri geldiğinde gönlünü de aldığına sıkça şahit olduk.

    ​Jordan Peterson’ın vurguladığı gibi; eğer insanlığın en az yetenekli olduğu konu “yalanlar olmadan yaşamak” ise, bu kadın yalanı bir solunum cihazına dönüştürmüştü. Kendi samimi güdülerini çok iyi bilirdi ama uygularken unuturdu ya da yüzüne çarpıldığında kabul etmezdi. Yalancı bir rahatlatma peşindeydi, üstüne üstlük gururunu da kurtarmaya uğraşıyordu. Haliyle sadece dışarıdan gelecek onaya endeksli yanlış hedeflerin peşinde savruluyordu.

    Hâlbuki ailesini ve biz yakın çevresini dinleseydi -o diğerleri yerine- kendini engelleyemeyen patolojik ve genetik sorunları olan Nefise’nin ve hâliyle yanındakilerin hayatı; ‘olabileceğinin’ ötesinde daha iyi ve kuşkusuz daha kolay olabilirdi. Davranışları kopyalayan yapısını özellikle dikkate alarak, doğru noktalarda doğru yaklaşımda bulunan bir çevrenin destekleyebileceği bir denge ile çok şey değişebilirdi hayatlarında.

    Eskiden anlatırlardı karı koca. Kızları üniversitede olduğu yıllardan. O şehirdeki yeni komşuları kızların erkek arkadaşlarını tanımaları için eve davet etmelerini önermişler, bu yaklaşımın erkek – kız dostluklarının sağlıklı gelişimi için gerekli olduğunda ısrar etmişler.  Nefise hemen havaya girmiş, anlatırken çok belliydi bu ve tutucu olan kocasıyla savaşmış, ikna etmiş, kızlarının erkek arkadaşlarını eve davet etmişler, zamanla aynı masada kadeh tokuşturmuşlar. Arada nüanslar, iniş çıkışlar olmuş belliydi ama Nefise komşuları sayesinde vizyonunu genişletmişti ve bunun O’na ve ailesine iyi gelmiş olduğunu görebiliyorduk… Keşke bu örnekler çoğalsaydı da yaşamın kaosu içindekileri yakıp geçmeseydi. Davranışları kopyalayan yapısını, buna rağmen üstün olma savaşını özellikle dikkate alarak, doğru noktalarda doğru yaklaşımda bulunan bir daimî çevrenin destekleyebileceği bir dengede çok şeyin değişebileceğini görebilirdik. Ama sesimizi duyuramadık…

    Maalesef o malum çevresi ile olan hayatına yine devam etti, daha donanmış olarak. Nefise’nin elinde hâlâ bir yem tası vardı; akrabaları ve seçilmiş yakın çevresi o yemin ardından giden bir tavuk sürüsü gibi peşine takılıp eğlenerek beslendiler. Kadına acıyarak kendi hayatlarına şükrederlerken, bir yandan da ondan nemalandılar; bu yalnızlıklarını gidermek için de oldu, nitekim karınları doyunca ya da yorulduklarında ilk fırsatta terk ettiler. Onu pohpohlayanlar, aslında kadından öğrendikleri hileleri parlatarak günü geldiğinde onu kendilerinden uzaklaştırdılar. Bunu öyle ustaca yaptılar ki, “kader” diyerek üzülmüş gibi sahneden çekildiler.

    “Kocamın vefatından beri aynı şehirdeyiz. Şimdi neden geri dönmemi istiyorsun kardeşim?”

    “Biz de yaşlandık, herkes kendi köyüne artık!”

    “Eskiden böyle demiyordun?”

    “O eskidendi, kader böyleymiş!”

    “Nefise’nin, zamanında çarparak çıktığı kapılar, ardındaki aynı kişilerce açılacaktır” demiştik kızlarını terk ettiği zamanlar. Nitekim öyle de oldu.

    “Nefise gerçeği idrak ettiğinde, iradesinin zayıfladığı o yaşlılık günlerinde, son büyük oyununu yine o hiç ayrılmadığı ailesinden kalanlara oynayacaktır” dedik, tahminimiz yine çıktı. Yine mağdur, yine yapayalnız kalmış da, ailesine mecbur bırakılmış gibi bir mizansenle geri çekildi. Yanında kalanları kötülemeye devam etse de o çevre artık ona sadece “kadersiz kadın” deyip geçiyordu. Yanında kalanlar -ki buna bizler de dahiliz- sadece üzülüyorduk. Elimizden artık başka da bir şey gelmiyordu.

    Hakikat; hileler yumağına sarılmış, boş geçen koca bir ömürdü Nefise için. Bu yumak avucuna en inandıklarınca tutuşturulmuştu…

    Nefise’nin o çevresi, Byung-Chul Han’ın deyimiyle bir “teşhir toplumu”uydu. Herkes birbirinin oyununa, kendi çıkarı bitene kadar seyirci kalıyor sonuçta. Han’ın da belirttiği gibi, günümüz insanı hem kurban hem de cellattır. Nefise de kendinin ve ailesinin hem kurbanı hem celladı olmuştu.

    ​Kaybeden Nefise ve ailesiydi; kazanan ise bu dramdan nemalanan kendi seçtiği çevresi oldu. Halbuki o dış çevre, ailenin ve kadını dipten tanıyan bizlerin uyarılarını duysaydı, kadının çığlıklarını önce ailesiyle muhatap olarak anlamaya çalışsaydı ve hilelere çanak tutmak yerine sınırlar koysaydı; Nefise belki hayattan başka türlü keyif almayı öğrenebilir, ruhu ailesiyle ya da o doğru yaklaşabilmiş olanlarla bir nebze olsun iyileşebilirdi. Acı, kaos, melankoli, yitirilmiş bir hayat, yanık bir yaşam sözcükleriyle anlatılacak bir ömür nispeten daha hafif sözcüklere evrilebilirdi.

    Gerçek trajedi, yaşlılıkta elinde kalan o “mecburiyet” hissidir… Freud’un “tekrarlama zorlantısı” dediği şey tam da bu olmalı: Aynı hataları, aynı veya değiştirdiği çevreyle, farklı maskelerle sonsuza dek yinelemek… Hakikat ise orada, Nietzsche’nin dediği gibi tahammül edilmeyi beklemektedir; ancak bu hileler yumağında kimsenin gerçeğe bakacak kadar güçlü bir gözü, dürüst bir kalbi kalmamıştır.


    Melek Toksoy, Antalya doğumlu. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okudu. Turizm ve otelcilik alanından emekli oldu. Yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldı; insanlar, hayvanlar, doğa her daim ilgisini çektiğinden, sandığından günlük ve karamalarını çıkartarak  yazın hayatına başladı. Beş kolektif kitapta öyküleri yer aldı, çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. 

    DİĞER YAzıları oku
    melek Toksoy suaremag yazar

    Related Posts

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    71. Sait Faik Hikâye Armağanı Burçe Bahadır’ın oldu 

    Mayıs 12, 2025 Kitap

    SuareMag – Kasım

    Kasım 1, 2025 SUAREMAG

    Yeni dalganın ustası Jean-Luc Godard, filmleriyle Kadıköy Sinematek/Sinema Evi’nde

    Ekim 17, 2023 Sinema
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.