Deniz Yılankaya
Geldi. Üzerinde gri bir ceket vardı. Önce teneke saksılardaki gül kokularını içine çekti. Kimseyle göz teması kurmasa da bütün bakışların üzerinde olduğunun farkındaydı. Kuru yapraklarla buluşan adımlarının çıkardığı melodinin eşliğinde ağır ağır ilerledi ve çınar ağacının yanına, en sakin masaya oturdu. Sarışındı. Su yeşili gözleriyle dingin bir deniz gibiydi. Bulutların arasından süzülen güneş, kadının saçlarını kısa bir an aydınlattı ve sonra gökyüzü hüzün grisine boyandı. Garsonun masaya bıraktığı bardaktan yükselen duman, gözlerindeki puslu bakışı ortaya çıkardı. İnsan nereye giderse gitsin, içindeki hüznü de yanında götürüyordu.
O sırada tam karşı masada oturan adam kitap okuyordu. Rüzgâr, onun dikkatini dağıtmak için ağaçlardaki ince dalları masasına bıraktı. Başını kaldıran adam, kadının su yeşili gözleriyle buluştu. Onun saçlarını düzelten ellerini, her nefeste yükselip alçalan göğsünü izledi. İşte tam o an, ayaklarının altındaki zemin sallandı, sallandı ve sonra kendisini begonvillerle çevrili sahil kasabasında, iyot kokulu dalgaların arasında buldu. Biri kendi dünyasında kaybolmuş, diğeri onun kayboluşunu izleyen iki kişiydiler. Hikâyeleri farklı, sessizlikleri aynıydı. Adam bir martı olup kadının omzuna kondu. “Gel,” dedi. Öyle yorgundu ki kadın düş kurmaktan, elini uzattı. Adam, okuduğu kitabın arasına koydu kadını, elinden tutup sayfayı çevirdi:
Paragraf başına sardunya saksılı pencere, Satır arasına uzun bahçe çizdi. Oyun oynayan çocuklar ve Mutfaktan yayılan kurabiye kokusu karşıladı onları. Duvara çerçevelenmiş iki kalp, Vazoya kelebekler koydu. Kapı eşiğinden sızan ışık, Yeşil bir nehir gibi aktı, Kelimelere dönüştü.
“Odam konuştu, ben sustum yıllarca,” dedi adam. Ve ekledi: “Zamanın yükünü omuzlarında taşımak deliliktir. Seni görünce çevirdim sayfayı, Eski, tozlu bir hırka gibi çıkarıp attım geçmişi.”
“Bir resmi birlikte boyamaktır aşk,” dedi kadın. Ve ekledi: “Dalgaların arasında savrulan sala liman olmaktır.”
Adam derin bir nefes aldı ve kitabı kapattı. Saatine baktı, vakit bir hayli geç olmuştu. Çay bahçesinden çıkarken kadının yanına gitti.
“İnsan her gittiği yere içindeki hüznünü götürmemeli,” dedi ve kitabı masaya bıraktı.
Hiç tanımadığı birisinin gizli dünyasını fark etmesi hoşuna gitti kadının, gülümsedi.
Adam, kadının dudaklarını alıp cebine koydu ve karanlığa karışıp gözden kayboldu.
Kitabın üstünde ellerini gezdiren kadın, rastgele bir sayfa açtı ve oraya yerleşti. Ağaçtaki son kuşlar da havalandı.


