Arzu Kurt
Melek Toksoy M.’nin ilk romanı Yüksek Merdivenler, A7 Kitap etiketiyle okurla buluştu. Okurunu Kalamaki’nin begonvillerle çevrili sokaklarına davet eden roman, aile bağlarını, kuşaklar boyunca taşınan yaraları, geçmişin izlerini ve insanın kendi hayatını değiştirme arzusunu çok katmanlı bir anlatıyla ele alıyor. Yazar, Yüksek Merdivenler’de yuva, aidiyet ve bireysel özgürlük kavramlarını sorguluyor.

Melek Toksoy M., ilk romanı Yüksek Merdivenler ile okuru Kalamaki’nin begonvillerle çevrili sokaklarından aile sırlarına, kuşaklar boyunca taşınan yaralara ve insanın kendi hayatını değiştirme arzusuna uzanan çok katmanlı bir yolculuğa davet ediyor. Yazar okuru, “Yuva insanın dönüp durduğu yer midir” sorusuyla baş başa bırakırken çok önemli bir soruyu daha gündeminde tutuyor: Zaman gerçekten her şeyi değiştirir mi, yoksa insan geçmişinden kaçmaya çalışırken aynı hayatı farklı biçimlerde yeniden mi yaşar?
A7 Kitap etiketiyle okurla buluşan Yüksek Merdivenler romanında Melek Toksoy M., bu sorunun izini sürüyor. Likya’nın tarihsel belleğini taşıyan Kalamaki’de geçen roman; aile ilişkilerini, geçmişin bugüne uzanan etkilerini, suskunlukları ve insanın kendisine başka bir hayat kurma ihtimalini sorguluyor.
Romanın merkezindeki Sümer, çocukluğundan taşıdığı yaralarla, ertelenmiş hayalleri ve vazgeçişleriyle yaşamayı öğrenmiş bir kadın. İçine kapandığı hayatın sınırlarını kabullenmiş görünse de içinde başka türlü yaşamanın mümkün olduğuna ilişkin bir umut taşıyor. Ancak Sümer’in hikâyesi yalnızca kendisine ait değil.

Başkalarının gözünde kusursuz bir hayat sürdürmeye çalışan Bihter ve kendi gerçekleriyle yüzleşmekten kaçınan İlter’in yaşamları, geçmişten bugüne uzanan görünmez bağlarla Sümer’in hikâyesine ekleniyor. Kalamaki’nin begonvilleri, eski evleri, kafeleri ve değişen tabelaları romanın yalnızca dekorunu oluşturmuyor; mekân, geçmişle bugün arasındaki ilişkinin de taşıyıcısına dönüşüyor.
Yıllar geçerken insanlar değişiyor, kuşaklar birbirinin yerini alıyor. Ancak aile içinde öğrenilen davranışlar, bastırılan arzular ve ertelenen yüzleşmeler farklı hayatlarda yeniden ortaya çıkıyor. Melek Toksoy M., birbirine bağlanan karakterlerinin hikâyeleri aracılığıyla aileyi hem bir sığınak hem de insanın kendi kimliğini kurmasını zorlaştırabilen bir yapı olarak ele alıyor.
Bir yuva insanı özgürleştirir mi, kendine bağlar mı?
Yüksek Merdivenler, annelik, evlilik, aidiyet, fedakârlık ve bireysel özgürlük gibi meseleleri aile ilişkilerinin içinden tartışmaya açıyor.
Sümer’in kendi hayatını yeniden kurma çabası, yalnızca geçmişten uzaklaşma isteğiyle sınırlı kalmıyor. Roman, insanın kendisine öğretilen hayatla gerçekten yaşamak istediği hayat arasındaki mesafeyi de görünür kılıyor. Melek Toksoy M., Yüksek Merdivenler ile aile olmanın, bir yere ait hissetmenin ve kendi hayatını seçmenin anlamını sorgulayan, geçmişle bugün arasında örülmüş bir roman sunuyor.
Geçmişin ağırlığına rağmen değişmenin mümkün olup olmadığını sorgulayan Yüksek Merdivenler, arka kapak da yazdığı gibi okurunu şu sorularla baş başa bırakıyor:
Yuva, insanın dönüp durduğu yer midir?
Aile olmak için kan bağı şart mıdır?
Ve insan, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğunu fark ettiğinde gerçekten geç mi kalmıştır?


