FELSEFEYİ, EDEBİYATI VE MODERN DÜŞÜNCEYİ ETKİLEYEN MİTOLOJİK FİGÜRLER – 7
H. Nilgün Karataş
İnsanlık tarihinin en tekinsiz sorusu ne geleceğin karanlığında ne de gökyüzünün dehlizlerinde saklıdır; o soru, insanın kendi varoluşsal aynasında asılı durur: “Ben kimim?” Mitoloji serimizin bu yeni halkasında, rasyonel zekânın, iktidarın ve kaçınılmaz çöküşün en radikal ikonografisiyle, Kral Oidipus ile yüzleşiyoruz. Oidipus’u popüler kültürün klişe “yatak odası kompleksi” ezberine hapsetmek, insanlık tarihinin bu en büyük epistemolojik trajedisine haksızlık olur. Oidipus; edebiyatta hakikat aşkının, psikolojide bastırılmış suçluluğun, kültür teorisinde ise iktidarın kendi ürettiği bilgi rejimi tarafından yutuluşunun sarsıcı bir manifestosudur.

Hikâyenin başlangıcı aslında bir trajediye dayanır. Genç Oidipus, bir kehanetten -öz babasını öldürüp annesiyle evleneceği bilgisinden- kaçmak için yollara düşer. Yolculuğu sırasında, kim olduğunu bilmediği bir adamla tartışıp onu öldürür. Ardından Tebai kentine varır; şehre dadanan ve gelip geçene sorduğu bilmeceyi bilemeyenleri parçalayan canavar Sfenks’in karşısına çıkar.
Sfenks ona o meşhur soruyu sorar: “Hangi varlık sabah dört bacak, öğlen iki bacak, akşam üç bacak üzerinde yürür?”
Oidipus hiç tereddüt etmeden “İnsan” cevabını verir; çünkü insan bebekken dört ayak emekler, gençken iki ayağı üstünde durur, yaşlandığında ise bastonla üç bacaklı olur. Sfenks yenilgiyle kendini kayalıklardan aşağı atar. Tebai halkı bu dahi genci minnetle karşılar, onu kentin yeni kralı yapar ve dul kalan eski kraliçeyle evlendirir. Oidipus, bilmeden kehaneti gerçekleştirmiştir.
Yıllar geçer ve Tebai kentini kırıp geçiren uğursuz bir veba salgını baş gösterir. Tanrılar, salgının bitmesi için tek bir şart koşar: Eski kral Laios’un katili bulunmalı ve bu topraklardan sürülmelidir. Halkını yürekten seven, rasyonel ve adil bir lider olan Oidipus, tahtından gururla haykırır: “O katili yeryüzünün neresinde olursa olsun bulup çıkaracağım.”
İşte Sophokles’in Kral Oidipus tragedyasını dünya edebiyat tarihinin ilk büyük polisiye hikâyesine dönüştüren tekinsiz süreç burada başlar. Oidipus, katili ararken aslında kendi geçmişini soruşturmaktadır. Adeta titiz bir dedektif gibi ipuçlarını toplar, şahitleri sorgular ve ipin ucunu takip eder. Ancak soruşturmanın sonuna geldiğinde, feneri tuttuğu o karanlık suç mahallinde gördüğü yüz başkasının değil, bizzat kendisinindir; yıllar önce yolda öldürdüğü o yabancı, öz babası Laios’tan başkası değildir.
Sophokles bize bilginin dehşetini anlatır: Oidipus, katili bulma hırsıyla adalet ararken, kendi felaketinin izini süren o trajik “bilme arzusu”dur.
Freud ve Bilinçaltının Körlüğü: Hazmedilemeyen Gerçek
Freud, Sophokles’in bu yapıtını psikanalizin kurucu miti haline getirirken odağı toplumsal düzenden insanın içsel karanlığına kaydırır. Freudyen perspektifte Oidipus’un sahnede bilmeden işlediği bu iki büyük günah (baba katli ve ensest), aslında insanlığın bir uygarlık kurabilmek adına bilinçaltının en derin odalarına gömdüğü, bastırılmış en ilkel dürtülerdir.
Oidipus, gerçeğin sarsıcı çıplaklığıyla yüzleştiğinde, annesinin elbiselerindeki altın iğneleri alarak kendi gözlerini oyar. Bu kör etme eylemi, Freudyen bir okumayla, bilincin kaldıramayacağı o devasa suçluluk yükü karşısında öznenin kendi algı kapılarını kapatması, yani bir kastrasyon (hadım edilme) sembolüdür. İnsan, kendi içindeki canavarı (id) rasyonel aklıyla (ego) evcilleştiremediğinde, gerçeği hazmedemez ve kendi trajedisinin hem hakimi hem de celladı olur.
Oidipus, Sfenks’in bilmecesini çözerek ‘insanı’ tanımlayan ama kendinin kim olduğunu bilmeyen modern entelektüelin prototipidir. Kendi dışındaki her sırrı çözen akıl, kendi karanlığıyla karşılaştığında gözlerini oymak zorunda kalır.
Foucault ve İktidarın Bilgisi: Hakikat Rejiminin Çöküşü
Michel Foucault ise Freud’un bu içsel/ailevi yorumuna çok sert bir şerh düşerek Oidipus’u yatak odasından çıkarıp doğrudan meydanlara, yani iktidar ve bilgi (iktidar-bilgi) teorisinin kalbine taşır. Foucault’ya göre Oidipus’un hikâyesi bir arzu krizi değil, baştan sona bir siyasi hakikat mücadelesidir.
Oidipus, soy bağıyla değil, “Sfenks’in bilmecesini çözen o üstün rasyonel bilgisi” sayesinde Tebai’ye tiran olmuş bir liderdir. Dolayısıyla onun iktidarı, yukarıdan aşağıya işleyen, her şeyi bildiğini iddia eden totaliter bir yönetim bilgisidir. Ancak eski kralın nasıl ve kim tarafından öldürüldüğünün hakikati, sarayın uzağında, toplumun en alt katmanında; sıradan bir çobanın, yaşlı bir kölenin hafızasında (aşağıdan yukarıya gelen kolektif hafızada) saklıdır.
Oidipus, adli bir soruşturma açarak kendi hukuk ve hakikat rejimini işletmek ister; fakat o mekanizma o kadar tarafsız ve acımasızdır ki, en tepedeki tiranı kendi kurduğu sistemle vurur. Foucault’ya göre Oidipus’un dikey çöküşü, iktidarın kendi ürettiği adalet ve bilgi çarkları tarafından yutulmasıdır.
Ingres’in Işığı ve Görsel Körlük
Fransız neoklasizminin ustası Jean-Auguste-Dominique Ingres, 1808 tarihli ünlü Oidipus ve Sfenks tablosunda mitin o en kibirli, en parlak anını resmeder.

Karanlık, kemiklerle dolu tekinsiz bir mağara girişinde Oidipus, Sfenks’in karşısında dimdik ayakta durmaktadır. Parmağıyla kararlı bir şekilde aşağıyı işaret ederek bilmeceyi çözdüğünü, “İnsan”ı bulduğunu ilan eder. Üzerine düşen rasyonel aydınlanma ışığı, onun kaslı ve kusursuz bedenini yüceltir.
Ancak bu tablonun alt metni, arkada karanlıkta kaçışan ve dehşete düşen diğer insan figüründe saklıdır. Ingres bize trajedinin geometrisini gösterir: Fiziksel olarak görüyorken, kendi kibri yüzünden gerçeğe karşı kör olan Oidipus; mitin sonunda gözlerini kör ettiğinde nihai içsel görüye (hakikate) ulaşacaktır. Tıpkı kâhin Teiresias gibi, dış dünyanın sahte ışıklarından kurtulup içsel bir bilgeye dönüşecektir.

Ingres’in tablosu ne kadar rasyonel kibrin ve “gören körlüğün” zirvesiyse, yazının girişinde paylaştığım François-Xavier Fabre’ın eseri de o trajik çöküşün ve nihai içsel uyanışın görsel manifestosudur. Gerçeğin sarsıcı çıplaklığıyla yüzleşip kendi elleriyle gözlerini oyan yaşlı Oidipus, artık bir tiran değil, yersiz yurtsuz bir sürgündür. Fabre bize onu, sadık kızı Antigone’nin rehberliğinde Kolonos topraklarına sığınırken resmeder. Fiziksel ışığı tamamen kaybetmiştir ama yüzündeki o dingin acı, Sfenks’in karşısındaki kibirli gençten çok daha derin bir “bilme” halini fısıldar.
Ingres’te “insanı” dışarıda arayan rasyonel akıl, Fabre’da kendi içsel karanlığıyla hesaplaşmış trajik kahramana dönüşür.
Çağımızın ‘Aşırı Aydınlanmış’ Oidipus’ları
Modern dünya bugün veriyle, datayla, yapay zekâ analizleriyle her bilmeceyi çözdüğünü iddia eden, ‘aşırı aydınlanmış’ Oidipus’larla doludur. Sırf “bildiğimiz ve çözebildiğimiz için” kurduğumuz o devasa bilgi ve iktidar sistemleri, tıpkı Tebai’deki veba gibi, kendi ellerimizle yarattığımız o modern krizleri besliyor. Kaçtığımız kehanetlere (çevresel felaketler, dijital kölelik, varoluşsal krizler) doğru kendi özgür irademizle koşuyoruz.
Oidipus’un makus talihi bize şunu hatırlatıyor: Bizi kurtaracak olan şey her bilmeceyi çözen o kibirli ve tiranik akıl değil; hakikatle yüzleştiğimizde o tahtı terk edebilme, kendi sınırlarımızı görebilme ve o insani sorumluluk duygusuna geri dönebilme cesaretidir.
OİDİPUS OKUMA LİSTESİ
I. TEMEL OKUMA
- Sophokles – Kral Oidipus (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) – Oidipus’un bir dedektif gibi katilin izini sürüşünü, o dikey çöküş anını ve hakikat uğruna gözlerini feda edişini ilk elden anlatan, dünya edebiyat tarihinin kurucu tragedyası.
- Sophokles – Oidipus Kolonos’ta (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) – Gözlerini oymuş ve tahtını kaybetmiş yaşlı Oidipus’un, kızı Antigone rehberliğinde sürgüne gidişini, arınışını ve bilgeleşmesini anlatan; Fabre’ın tablosuna da esin veren o sarsıcı devam metni.
- Aristoteles – Poetika (Can Yayınları) – Aristoteles’in trajedi teorisinde “hamartia” (trajik hata/kusur) kavramını açıklarken neden Kral Oidipus’u tüm zamanların en kusursuz örnek metni olarak seçtiğini gösteren kuramsal temel.
II. FELSEFİ ARKA PLAN
- Michel Foucault — Büyük Kapatılma / Hakikat Usulleri (Ayrıntı Yayınları) – Foucault’nun Oidipus efsanesini Freud’un elinden alıp siyaset meydanına taşıdığı; “yukarıdan gelen tiranik bilgi” ile “aşağıda saklanan çoban hafızası” arasındaki iktidar mücadelesini incelediği kült ders notları.
- Roland Barthes – Çağdaş Söylenler (Metis Yayınları) – Toplumsal mitlerin ve “büyük anlatıların” egemen yapılar tarafından nasıl inşa edildiğini; bireyin kendi gerçeğine yabancılaşırken sistemin kehanetlerine nasıl körü körüne inandığını deşifre eden kültür teorisi kaynak metni.
- Friedrich Nietzsche — Tragedyanın Doğuşu (Can Yayınları) – Nietzsche’nin Sfenks’in bilmecesini çözen o rasyonel “Apollonik” akıl ile gözlerini oyan “Dionysosçu” içsel görü, acı ve doğanın gizemleri arasındaki sarsıcı felsefi hesaplaşmasını kurduğu başyapıtı.
III. PSİKANALİTİK KATMAN
- Sigmund Freud – Düşlerin Yorumu (Payel Yayınları) – Sophokles’in tragedyasındaki ensest ve baba katli suçlarının insanlığın ortak bilinçaltındaki bastırılmış karşılıklarını ortaya koyarak Oidipus Kompleksi kavramını dünyaya tanıtan kurucu yapıt.
- Carl Gustav Jung – Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı (Pinhan Yayıncılık) – Oidipus’un karşısına çıkan Sfenks canavarını dişil bir arketip olarak ele alan ve kahramanın kendi gölgesiyle (bastırdığı geçmişiyle) yüzleşmesinin mitsel sembollerini çözen temel psikoloji kaynağı.
- Jacques Lacan – Seminerler: Ötekine Doğru Psikanaliz (Metis Yayınları) – Lacan’ın Oidipus efsanesini dil, yasa ve “Babanın Adı” kavramları üzerinden yeniden kurgulayarak, öznenin toplumsal düzene adım atarken ödediği ağır bedelleri deşifre ettiği kuramsal metin.
IV. EDEBİ YANSIMALAR
- Edgar Allan Poe – Morgue Sokağı Cinayeti (İthaki Yayınları) – Sophokles’in açtığı o “titiz rasyonel dedektiflik” patikasının modern edebiyattaki ilk resmi adımı. Akıl yürüterek ipuçlarını birleştiren analitik zekânın, tıpkı Oidipus gibi tekinsiz suç mahalliyle yüzleşmesi.
- Haruki Murakami – Sahilde Kafka (Doğan Kitap) – Oidipus kehanetinin modern bir genç üzerinden büyüsel gerçekçi bir tonda, minimalist bir dille yeniden üretimi. Kaderden ve kehanetlerden kaçmaya çalıştıkça ona doğru yürüyen insanın çağdaş anlatısı.

Henize Nilgün Karataş
Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar romanının yazarı, gazeteci, editör ve felsefe öğrencisidir. İlk romanı için Medusa ile Daphne eksenli mitolojik okumalar yaparken, araştırmalarını yoğunlaştıran yazar, bu anlatıları felsefi bir disiplin ve yeni bir bakış açısıyla harmanlıyor. Üretimlerinde mitolojiden beslenmeye devam eden Karataş, Suare Dergi için hazırladığı bu yazı dizisinde ise her ay bir mitolojik figürün günümüzdeki izdüşümlerini inceleyerek modern insanın hikayesini yeniden yorumluyor.


