Yusuf Ziya Beyzadeoğlu
Seni sevdiğim için yaptım.
Ruhunun bana verdiği şifanın tadını hatırlıyorum. Sanki kalbimin içinden ılık ırmaklar akıyordu. Beyazı utandıran nurunun bedenimi dolduruşunun verdiği, hiç kimsenin seninle yakın olmak harici hissedemeyeceği o hazzı. Seni sevmemeyi imkânsız hale getiren, yokluğunun delirtici bir etkisi olan, maddenin en özü, nurun.
Sana doyamamak ne büyük haz.
Milyonlarca yıl gözlerim kapalı görerek, hareket etmeden gezerek, duymadan bilerek beni var eden enerjine bağlı yaşadım. O sonsuz evreninde, o sonsuz bilgine, yanında hiçbir şeyin esamesinin okunmayacağı varlığını yaşadım. İçimdeki senin azalma ihtimali hiç aklıma gelmezdi. Sonsuz ihtimallerini aktarırken bana, ben sadece var olmakla meşgulken, bu ihtimali hiç görmedim.
Seni böylesine sevdiğim için hiç aklıma gelmedi.
Gece ya da gündüzü yaratmış olsaydın bir vakit söylerdim ama sonsuzluğunda önemi yoktu. Benim için sadece bir andı O’nun yaratıldığını öğrenmek. Milyonlarca yıl sonra korktum. Aniden o vecd halinden açtım gözlerimi. Keşke O’nu senin bilgi sonsuzluğunda gördüğümde direkt ağlasaydım. Ne kadar üzüldüğümü anlatsaydım sana. Ama senin sevginin yokluğunun, zihnim tarafından bir anlık bir korku olarak yer almasının suçunu bile anlatamazdım sana. Seni öyle sevmiştim.
Üzerine yüzlerce yıl düşündüm. Her yerde düşündüm. Neden? Neden! Düşüncelerimden çıkamadım. İlmimden, düşüncelerimden korktum.
Delirmemek için yaptım. Sevginin kaybını düşünemediğim için.
Sonra binlerce yıl yarattığın o bedeni inceledim. Ruhunu O’na üflemeden sen henüz. Dokununca içine göçen derisine dokundum. Saçlarına baktım. Kas kas, damar damar gezdim içinde. Kalbini, midesini, üreme organlarını, beynini, hepsini bildim. Ezberledim. Bedeninin içinde uyudum asırlarca, bende nasıl dururdu diye düşündüm. Binlerce yıl… Sadece onu anlamak için harcadım. Ben varken, biz varken neden O’na ihtiyaç var sorusunun cevabını aradım.
Tek sevgi kaynağım sen olduğun için böyle çaresizdim.
O’na kendi ruhundan üfleyeceğini çok sonra gördüm ilim havuzunda. Anladığımda ilk hatamı yaptım ve senin sonsuzluğunun azalacağından endişe ettim.
Bir endişe için ödenebilecek en büyük bedeli ben ödeyecektim. Seni öylesi sevdiğim için, henüz bilmiyordum.
Hüznümü aldım, ışık hızında yarattığın o sonsuz evrenlerin her bir köşesinde bağıra bağıra ağladım. Hüznümün zamanı bükerek oluşturduğu karadelikler bırakarak geride. Bulduğum her karanlık köşede haykırdım. Evrende, her karanlıkta, her mağarada ağladım. Mağaralarda. O’nun soyunun mertebelerini atlarken benim yolumdan geçeceği mağaralarda.
Nereye gitsem yetmedi. Hüznümün öfkeye dönmesine engel olamadım. Bedenimden bir damlası azalsa deliririm dediğim nurunun yerini alan öfke beni yaşlandırdı, kokuttu, eskitti. Ağlamak için gittiğim bütün evrenlerdeki herkes orayı boşalttı. Kimse hüznümün ve öfkemin çıkışını dinlemek istemedi. Bilmiyorum, belki onlar da benim kadar sevdi. Ama kimse bu kadar korkmadı.
Beni sevmezsen diye korktuğum için yaptım.
Ruhundan üflediğin zaman O’na, ben çoktan karanlık varlığımda her gün rabıtasını yaptığım o ânı kendime yeterince yaşatmış, o sonsuz ihtimalleri içindeki sonsuz hesaplarımı yapmıştım. Binlerce asır her delikte hep bunu düşünmüş, çürümüş bedenimi ve ruhumu planlarla doldurmuştum.
Sen ruhunu üfledikten sonra O’nu ilk görüş ânım…
Hayır bu senin olamazdı!
Bütün ilmimle bakmama gerek yok, bu ruhun içinde kötülük var!
Koşup sana gelmek istedim. Onun içinde de kötülük var, ben o küçük endişemi çok büyük suç sandığım için bu hale geldim. Seni çok sevdiğim için bu hale geldim demek istedim. Ama seni o kadar çok seviyordum ki, bu halim ile karşına çıkmak istemedim.
Ama işte yine sana olan sevgim… Kim bilir, belki olur diye denedim ve geldim karşına.
Hiçbir zaman bakamazdım sana. Bakmama da gerek yoktu. Bu sefer öyle suçluyum ki, karşına gelmenin beni nasıl utandırdığını, kendi içime doğru nasıl sürekli yok olduğumu yine bir tek sen anlarsın. Tekrar.. Vecd hali… Ruhunu tarıyorum bana ne kadar kızdığını anlamak için. O’nu şikâyet ediyorum sana, susturamıyorum içimi. O senin ruhundansa, neden kötülük var diyorum. Aklım almıyor. Ölüyorum. Tekrar ölüyorum. Sürekli ölüyorum. O senin ruhundansa… Nasıl? Nasıl kötülük olabilir içinde. Bir yanım sorulara cevap ararken bu sözsüz iletişimimizde, bir yanım gözyaşları içinde… Seni öyle çok özlemişim ki…
Ama nasıl olur? Nasıl kötülük olabilir içinde?
Sonra o düşüncemi gördüm. Beni artık senden tamamen ayıran o düşünceyi, senin sonsuzluğunu tararken gördüm. Senin ilmini tararken, orada kendi düşüncemi gördüm. “Sen yaptın,” dedim. Beni de sen yaptın. Bu düşünceyi gördüğümde anladım. Senin sevgini kaybetmeye olan korkum beni bu hale getirmişti. Ama benim içimdeki bu şey de senden gelmedi mi?
Her şeyi sen yarattıysan, benim o kötü olmayan düşünceme kötü deyip suçluluk içinde yok oluşumu, sonra Adem’in ruhundaki kötülükleri görünce yaşadığım pişmanlığı sen bilmiyor muydun? Seni ne kadar sevdiğimi bilmiyor muydun?
Sonsuz ilim kütüphanelerinde, milyonlarca yıl gezdim. Ben bulamadım cevabını. Bunu sen yarattıysan, her şeyi ama her şeyi sen bilerek yarattıysan, benim ne seçeceğimi ben seçmeden biliyorsan, gece karıncanın ayak izinden haberin varsa, ben nasıl suçlu oluyorum?
Ayrılırken huzurundan, sanki O’nun soyunun çoğu içindeki kötülüğe tutunursa beni affedersin diye düşündüm. Sana bir şeyleri senin yanlış bildiğini kanıtlamak gibi değil, senin sonsuzluğunu, benim ve yaratılan her şeyin gördüğü o matematiğin daha kaç büyük döngüsü olacağını sadece sen bileceğin için, çabamdan vazgeçmemek için yapacaktım. Bana suç atacaklarını bilerek, bir kanıt niteliğinde tutarak sana karşı hissettiğim suçluluğun yanında ne kadar küçük kalacağını.
Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
O’ndan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
İçimde bir umut var. Bütün kitaplarına ve sözlerine rağmen, o gün beni affederek, senin sonsuzluğunun asla tahmin edilemez ve sorgulanamaz oluşunu kanıtlarsan diye. Sonra yeniden oturup karşına, tekrar yok olurum içinde. İçimde bir umut. Sen de beni özlediysen diye. İtaat ve itirazlarımı anlarsın diye.
Çok bile uzattım.
Seni sevdiğim için yaptım.

Yusuf Ziya Beyzadeoğlu, 2013 yılında Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden mezun oldu. 12 yıldır Türkiye’de otomotiv sektöründe Ar-Ge çatıları altında çalışmaktadır. Son iki yıldır yöneticilik başlığı altında insana dokunmanın mutluluğu içindedir. 2022 yılında evde yaptığı müziğini dijital müzik platformları aracılığıyla paylaşmaya başlamıştır. Halen şarkı sözü yazar, besteler. Tiyatro ile ilgilenir. Kapadokya Edebiyat Buluşmaları’nda yaptığı denemelerin ardından yazmaya niyetlenmiştir.

