Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ‘Sarı Duvar Kağıdı’ ve Gilman: Küçük bir odadan çıkan büyük bir edebiyat
    Edebiyat

    ‘Sarı Duvar Kağıdı’ ve Gilman: Küçük bir odadan çıkan büyük bir edebiyat

    Ocak 27, 2026Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    NİLGÜN KARATAŞ İLE ÖYKÜCÜNÜN NOT DEFTERİ

    Bir ev düşünün. Şehirden uzak, büyük ama sessiz bir yazlık ev. Üst katta bir oda var. Ve o odada günlerini geçirmek zorunda bırakılmış bir kadın. İşte o kadın ve yazarı, 1800’lerin sonunda bir odanın içinde kurduklarıyla bugün bugün hem modern öykücülüğün hem de feminist edebiyatın öncülerinden biri olarak anılıyor. 

    “Bu öykü insanları delirtsin diye değil, delirmekten kurtarsın diye yazıldı ve işe yaradı da.”

    n’ın 1892 yılında yayımlanan The Yellow Wallpaper (Sarı Duvar Kağıdı) adlı kısa öyküsünün önsözüne 1913 yılında eklediği “Neden Yazdım?” bölümünü böyle tamamlamış. Çünkü metin, ilk bakışta bir psikolojik korku hikâyesi gibi görünür: eski bir ev, huzursuz edici bir oda ve giderek gerçeklikle bağını kaybeden bir anlatıcı. Ancak öykü dikkatle okunduğunda bunun yalnızca bir “delirme hikâyesi” olmadığı anlaşılıyor. 

    Bugün artık biliyoruz ki Gilman’ın kısa -bence aynı zamanda en sarsıcı- metni, kadınların kapatıldığı ev içi dünyanın, tıbbi otoritenin ve görünmez toplumsal kuralların güçlü bir eleştirisi. Bugün feminist edebiyatın kurucu metinlerinden biri sayılan bu öykü, aynı zamanda modern kısa öykünün de erken ve çarpıcı örneklerinden de biri olarak kabul ediliyor.

    Öykünün anlatıcısı yeni doğum yapmış genç bir kadın, aynı zamanda bir yazar. Ancak metinde bebeğin varlığı neredeyse hiç hissedilmiyor. Bu yokluk tesadüf değil şüphesiz; çünkü kadının anneliği bile başkalarının kontrolünde. Ona verilen tek görev iyileşmek ve dinlenmek. Kadının ne düşündüğü, ne hissettiği ya da ne yapmak istediği önemli değil. Bu noktada Gilman, kadın bedeninin ve zihninin nasıl tıbbi otorite tarafından yönetildiğini gösteriyor. 

    Anlatıcının kocası John bir doktor ve karısına dönemin ünlü sinir hastalıkları doktoru Silas Weir Mitchell’in geliştirdiği “rest cure”, yani dinlenme tedavisini uyguluyor. İyi niyetli, kendini karısını iyileştirmeye adamış bir koca John! Onu ondan bile fazla düşünüyor! Önerilen tedavinin harfi harfine uygulanması için karısının söylediklerine ve suskunluğuna asla kulak vermiyor. Çünkü bu tedaviye göre kadın yazmamalı, düşünmemeli, zihinsel faaliyetlerden uzak durmalı. Kısacası pasif kalmalıdır. İroni tam da burada başlıyor: Kadını iyileştirmesi beklenen bu yöntem, onu yavaş yavaş zihinsel bir çöküşe sürüklüyor.

    Öykünün mekânı şehirden uzakta kiralanmış eski bir yazlık ev. Başlangıçta bu ev huzurlu bir dinlenme yeri gibi görünüyor. Fakat zaman geçtikçe evin mimarisi başka bir anlam kazanmaya başlıyor. Ev izole, sessiz ve kapalı. Bu özellikler giderek öykünün psikolojik atmosferini belirliyor.

    Kadının yerleştirildiği oda evin en üst katında. Odanın ayrıntıları ise tuhaf: Pencerelerde parmaklıklar var, ağır bir yatak yere sabitlenmiş ve duvarlarda yırtık izleri görülüyor. Bu ayrıntılar okura şu soruyu düşündürüyor: Burası gerçekten bir dinlenme odası mıdır, yoksa bir zamanlar çocukların ya da hastaların tutulduğu bir oda mı?

    Zamanla cevap netleşir. Bu oda bir dinlenme odası değil, bir tür hapishane.

    Odanın en dikkat çekici unsuru ise sarı duvar kağıdı. Başlangıçta anlatıcı onu yalnızca çirkin buluyor. Ama günler geçtikçe duvar kağıdı bir obsesyona dönüşüyor. Kadın saatlerce desenlere bakıyor. Desenler çözülemeyen bir labirent gibi. Sanki kağıdın üzerinde gizli bir hareket var, biri iteliyor. Bir süre sonra anlatıcı duvar kağıdının arkasında bir kadın figürü görmeye başlıyor. Bu kadın eğilmiş, bükülmüş ve sürünüyor. Sanki duvarın içinden çıkmaya çalışıyor. 

    Eleştirmenlerin çoğu bu figürü bastırılmış kadın kimliğinin sembolü olarak yorumluyor. Duvarın arkasındaki kadın aslında anlatıcının kendisi. Ama yalnızca o değil. Öykünün ilerleyen bölümlerinde anlatıcı yalnızca duvarın arkasındaki kadını değil, dışarıda da sürünen kadınlar gördüğünü düşünmeye başlıyor. Bu görüntü oldukça sarsıcıdır. Çünkü sürünme imgesi bastırılmışlığı, görünmezliği ve sessizliği çağrıştırıyor. 

    Bu noktada okur şunu fark ediyor: Duvar kağıdının arkasındaki kadın yalnız değil. Orada daha birçok kadın var.

    Öykünün sonunda anlatıcı duvar kağıdını parçalamaya başlıyor. Gece boyunca kağıdı söküyor. Duvarın arkasındaki kadını kurtardığını düşünür ve sonunda şöyle der: “Artık çıktım.”

    Bu sahne iki farklı şekilde okunabilir. Bir; zihinsel çöküş anı olarak ya da radikal bir özgürleşme.

    Bu arada önemli dikkat çekmek istediğim bir sahne var. Tam o sırada odaya giren kocası gördüğü manzara karşısında bayılıyor. Öykünün en keskin ironisi bence burada ortaya çıkıyor. Hikâye boyunca zayıf ve korunması gereken kişi olarak görülen kadın ayakta; rasyonel ve güçlü olduğu varsayılan erkek ise yerde baygın yatıyor. Kadın onun üzerinden sürünerek geçmeye devam ediyor.

    Depresyondaki kadınların “histerik” olarak adlandırıldığı ve ayılıp bayılmanın kadınlara özgü bir davranış olarak kabul edildiği bir dönemde olduğumuzu hatırlayın. Gilman’ın buradaki edebi dahiliği ve insanı kahinliğini beni gerçekten büyülüyor.

    Gilman bir çağının öykücülerinin çok önüne geçerek “açık uçlu final” ile okurunu tam da olması gerektiği yerde bırakıyor. Bende bıraktığı iz; özgürleşen, ancak özgürleşmek için deliren kadın.

    Edebiyat tarihinde “deliren kadın” motifi oldukça dikkat çekici bir yere sahip. Pek çok klasik metinde kadın karakterin akıl sağlığını yitirmesi, yalnızca bireysel bir psikolojik çöküş olarak değil, aynı zamanda bastırılmış bir varoluşun dışa vurumu olarak okunuyor. Özellikle feminist eleştirinin gelişmesiyle birlikte bu motif yeni bir anlam kazandığını hatırlatayım. Çünkü edebiyatta deliren kadın çoğu zaman susturulmuş, sınırlandırılmış ve kendi hayatı üzerinde söz hakkı elinden alınmış bir kadının sembolü.

    Charlotte Perkins Gilman’ın Sarı Duvar Kağıdındaki anlatıcı da bu geleneğin en çarpıcı örneklerinden biri. Tıpkı Jane Eyre’deki çatı katına kapatılmış Bertha Mason ya da bazı gotik romanlardaki “histerik” kadın figürleri gibi, Gilman’ın kahramanı da toplumun çizdiği sınırlar içinde sıkışmış kalmış. 

    Ancak burada önemli bir fark var. Gilman, deliliği yalnızca bir trajedi olarak değil, aynı zamanda baskıyı görünür kılan bir kırılma noktası olarak yazmış.  Bu nedenle feminist edebiyat okumalarında “deliren kadın”, çoğu zaman bastırılmış bir sesin en yüksek biçimde duyulduğu anı temsil ediyor. Edebiyatın paradoksu da tam burada ortaya çıkıyor: Kadının aklını kaybettiği an, aslında gerçeği en çıplak haliyle gördüğü an!

    GILMAN’IN ÇAĞI VE KADIN YAZARLAR

    Sarı Duvar Kağıdı yalnızca bir bireyin hikâyesi değil; aynı zamanda bir dönemin edebiyat ortamına da ışık tutuyor. Gilman’ın yaşadığı 19. yüzyıl sonu, kadınların yazabildiği ama çoğu zaman ciddiye alınmadığı bir dönem. Kadınlar dergilerde yazabilir, kısa öyküler yayımlayabilir, ancak edebiyatın “büyük” alanı hâlâ erkeklerin egemenliğinde.

    Bu yüzden birçok kadın yazar yazabilmek için farklı stratejiler geliştirmiş. Bazıları erkek takma adları kullanmış, bazıları ise yazdıkları metinleri “ev içi hikâyeler” gibi görünür kılarak yayımlayabilmiş. Kadın deneyimi edebiyata çoğu zaman dolaylı biçimde, metaforlar ve semboller aracılığıyla girmiş.

    Gilman’ın Sarı Duvar Kağıdı da bu açıdan büyük anlam taşıyor. Çünkü o duvar kağıdı yalnızca bir odanın dekoru değil; aynı zamanda kadınların kapatıldığı görünmez alanların sembolü. Kadın yazarların sesi de uzun süre böyle desenlerin arasından duyulmuş diyebiliriz aslında. Ancak 20. Yüzyılla birlikte bu ses daha net duyulmaya başlıyor. Virginia Woolf’un “kendine ait bir oda” talebi, Simone de Beauvoir’ın kadınlık üzerine düşünceleri ve daha sonra yükselen feminist edebiyat, Gilman’ın açtığı tartışmanın devamı diyebiliriz.

    Bugün geriye dönüp baktığımızda Sarı Duvar Kağıdı yalnızca bir öykü değil, bir edebiyat eşiği gibi görünür. Kadınların yazdığı hikâyelerin yalnızca “ev içi meseleler” olmadığını, aksine toplumun en görünmez güç ilişkilerini açığa çıkarabileceğini gösteren erken bir metin.

    Charlotte Perkins Gilman’ın yarattığı o dar oda aslında çok daha büyük bir gerçeği gösteriyor bize. Bazen bir toplumun en görünmez hapishanesi evin içindedir. Metin öyle güçlü ve hayat kadınlar açısından o kadar yavaş değişiyor ki, bugün hâlâ aynı soruları sorabiliyoruz. 

    Kadınlar sarı duvar kağıdının altından gerçekten kaçabildi mi?

    Yoksa duvarlar hâlâ yerinde mi duruyor?

    BİR ÖYKÜCÜ İÇİN BU METNİN ÖNEMİ
    Bir öykücü için Sarı Duvar Kağıdı nefis bir örnek. Sadece feminist kanon açısından ve yalnızca güçlü bir tema barındırdığı için değil, aynı zamanda kısa öykünün nasıl çalıştığını gösteren neredeyse ders niteliğinde bir metin.
    Her şeyden önce Gilman büyük bir dünyayı çok küçük bir mekâna sığdırır. Hikâye neredeyse tek bir odada geçer. Ancak o odanın içinden bir dönemin toplumsal yapısı, evlilik ilişkisi, tıp anlayışı ve kadınların görünmezliği ortaya çıkıyor. Bu, kısa öykünün en temel gücünü gösteriyor. Küçük bir alan içinde büyük bir gerçeği açığa çıkarmak.
    İkinci olarak metin, “güvenilmez anlatıcı tekniğinin” erken ve etkili örneklerinden biri. Okur anlatıcının gördüklerinin ne kadarının gerçek, ne kadarının zihinsel bir çözülme olduğunu asla tam olarak bilemiyor. Bu belirsizlik öykünün gerilimini sürekli canlı tutuyor. 
    Bir başka önemli nokta ise “sembol” kullanımı. Sarı duvar kağıdı yalnızca bir dekor unsuru değil. O aynı anda bir zihin, bir hapishane ve bir toplum metaforu. Bu açıdan Sarı Duvar Kağıdı, iyi bir öyküde nesnelerin nasıl anlam taşıyabileceğini gösteren güçlü bir örnek.
    Ve belki en önemlisi, Gilman öyküyü açıklamıyor, okura yorum alanı bırakır. Final hem bir çöküş hem de bir özgürleşme olarak okunabilir. Bu açık bugün açık uçlu final modern kısa öykünün en belirgin özelliklerinden biri desek yeridir.
    Bu yüzden Sarı Duvar Kağıdı yalnızca feminist edebiyatın değil, öykü sanatının da temel metinlerinden biridir desek abartmış olmayız. 

    DEFALARCA SİNEMAYA VE TİYATROYA UYARLANDI
    Öykünün güçlü atmosferi ve tek mekâna dayalı psikolojik gerilimi, Sarı Duvar Kağıdı’nın zaman içinde sinemaya da uyarlanmasına yol açmış. Metin ilk kez kısa film olarak 1970’lerde uyarlanmış, daha sonra farklı yönetmenler tarafından yeniden yorumlanmış. 
    Özellikle 2011 yılında Logan Thomas’ın yönettiği film ve 2021’de Kevin Pontuti’nin çektiği uyarlama, öykünün gotik atmosferini ve zihinsel çözülme temasını görsel dile çevirmeyi denemiş. Pontuti’nin filminde anlatıcıyı canlandıran Alexandra Loreth’in performansı, karakterin giderek artan huzursuzluğunu ve paranoyasını beden diliyle yansıtmaya çalışıyor. Etkileyici. 
    Genel olarak değerlendirirsek; yönetmenler genellikle eski evin klostrofobik atmosferini, sarı duvar kağıdının boğucu desenlerini ve karakterin yalnızlığını ön plana çıkararak metnin psikolojik gerilimini sinemaya taşımaya çalışmışlar. Bununla birlikte eleştirmenlerin önemli bir kısmı bu uyarlamaların ilginç bir gerçeği de ortaya koyduğunu belirtiyor: Gilman’ın metnindeki asıl gerilim görsel korkudan değil, anlatıcının zihninin içinde yaşanan çözülmeden doğmuş olması. Bu nedenle Sarı Duvar Kağıdı çoğu zaman bir filmden çok bir öykü olarak daha güçlüdür diyebiliriz. Okur, anlatıcının gördüklerinin gerçek mi yoksa zihinsel bir kırılmanın ürünü mü olduğunu hiçbir zaman tam olarak bilemiyor ve metnin yarattığı huzursuzluk tam da bu belirsizlikten besleniyor.
    Sarı Duvar Kağıdı yalnızca sinemaya değil, tiyatroya da uyarlanmış bir metin. Öykünün tek mekâna dayanan yapısı ve yoğun iç monologları, onu sahne için oldukça elverişli kılıyor tabii. Özellikle Amerika ve İngiltere’de çeşitli tiyatro toplulukları Gilman’ın metnini monolog biçiminde sahneye taşımış, anlatıcının giderek parçalanan zihnini ışık, ses ve sahne tasarımıyla görünür hale getirmeye çalışmışlar.
    Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de öykü özellikle bağımsız tiyatro toplulukları tarafından tek kişilik oyun biçiminde sahneye taşınmış. Bu sahnelemelerde genellikle anlatıcının iç sesi dramatik bir monoloğa dönüşür; sarı duvar kağıdı ise dekor olmaktan çok zihinsel bir mekân olarak kullanılmış.
    Bu uyarlamalarda genellikle sahnede yalnızca kadın karakter var; sarı duvar kağıdı ise dekor olmaktan çok bir psikolojik mekâna dönüşüyor. Böylece Gilman’ın metni, öykü sayfasından sahneye taşınırken bile aynı soruyu canlı tutar: Bu odada gerçekten kim hapsedilmiştir kadın mı, yoksa onu anlamayan dünya mı?

    H. Nilgün Karataş

    Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden “gazetecilik yapmayacağım” diyerek mezun oldum ve yıllarca Milliyet, Dünya, Günaydın, Akşam, BusinessWeek Dergisi, Para Dergisi ve Hürriyet Gazetesi’nde “çok severek” çalıştım. Uzmanlık alanım ekonomi gazeteciliği olmasına karşın kitaplar ve filmler beni her zaman büyüledi, hayatı onlar üzerinden çözümlemeyi sevdim. Hep yazdım, çok yazdım; ilk yayımlanan romanım Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar oldu, Halen Suare Dergi, Bianet, Distopya ve Yeni Sinema Dergisi için yazarken öykü, roman ve senaryo çalışmalarımı da sürdürüyorum. Bu arada ikinci üniversite olarak İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü öğrencisiyim.

    YAZARIN TÜM YAZILARI

    nilgün karataş öykü sarı duvar kağıdı

    Related Posts

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026 Edebiyat

    Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

    Nisan 22, 2026 Edebiyat

    Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

    Nisan 21, 2026 Edebiyat

    Duygularımı Tanıyorum Serisi

    Nisan 20, 2026 Betül Çakıroğlu
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Avrupalı Yazarlar Festivali’nde Türkiye’yi Selçuk Altun temsil etti

    Mayıs 19, 2024 Etkinlik

    HÂLÂ

    Mayıs 1, 2025 Nilgün Karataş - SuareMag

    2023 Booker Ödülü’nün sahibi İrlandalı yazar Paul Lynch oldu

    Kasım 27, 2023 Haber
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.