Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » HÂLÂ
    Nilgün Karataş - SuareMag

    HÂLÂ

    Mayıs 1, 2025Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    henize Nilgün Karataş
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    “Şimdi beni bağışlamakla uğraşma. Daha önemli şeyler var...
    Cennet için sana ihtiyacımız var. Cehennemi kendi başımıza da yapabiliyoruz.”
    Margaret Atwood, Damızlık Kızın Öyküsü

    -Toplumsal belleğin bekçisi, geleceğin sessiz mimarları Serena Joy’lar’a-

    Sigaraları karaborsadan, bu umut verici. Demek ki kuralları zorlayabilen bir kadın o. Sigarasını hafifçe içine çekip, nazikçe havaya üflediğini hayal ediyorum, yaşlı, yorgun, bilge.  

    “Evet her zaman bir karaborsa vardır, her zaman değiş tokuş edilebilecek bir şeyler vardır.

    Yine de herkes bulaşmak istemez o işlere. Onun kuralları zorlayabilen bir kadın olması fikri hoşuma gidiyor. 

    İlk tanıştığımızda üstenci bir tavrı vardı. Belki de mesafeyi nasıl ayarlayabileceğini bilemediğinden sanmıştım. Ki… Empati. Sempati. Merhamet. Bilumum prososyal duygularım kabarmışken bir şüphe düştü içime. Sigarasından bir nefes çekip dumanını üfleseydi de konuşmasaydı keşke.

    “Dosyanı okudum. Benim için bir iş anlaşmasına benziyor bu. Ama bana sorun çıkarırsan, ben de sana sorun çıkarırım. Anladın mı?”

    Evet anladım. 
    O an anladım; teyzelerden bir farkı olmadığını karaborsadan sigara içen bu kadının. Teyzeler sistemin hizmetkarı, ya o? Tutsak kraliçe mi? Kötü kalpli cadı mı?

    Yok yok, ona sigarasını getiren birileri olmalı, güvenli bir bağlantı. Konforunu bozup da riske atılacak biri olmadığını anlamak, teyzelerden daha alt seviyeye indiriyor gözümdeki yerini. Uzaktan bakıldığında piramidin en tepesinde gibi görünüyor; bu bir illüzyon, yaklaştıkça düşüyor, düşüyor. Mezarında ters dönüyor Maslow.

    Serena; Latince kökenli bir isimmiş, sakin, huzurlu anlamında. Erken dönem Hristiyan azizelerinden birinin de adıymış üstelik. Joy da İngilizce “neşe” demek.
    Bu isim bu kadına hiç yakışmıyor, taşıyamıyor adının güzelliğini. 

    Üstelik bu kadın kimseye de ait değildi bir zamanlar, isminin önünde ne “off” var ne de sonunda “ki”, o ismiyle müsemma bir yıldızken neden “Komutan’ın Karısı” olmayı seçti ki? Seçti mi acaba? Uygun görülmüştür belki de, katalog evlilikleri gibi. 

    Hatırlarsanız Gilead rejimi kurulmadan önce bir ekran yüzüydü Serena Joy; muhafazakâr değerleri savunan, ev kadınlığı rolünü yıkayıp yağlayan. Kadınlar eve girebilirdi, o ekranda olduğu sürece. Sonra bir gün otorite -belki bir hoca efendi, belki bir çağdaş diktatör, belki bir modern otokrat, belki de büyük büyük bir teyze- ideal partneriyle eşleştiriverince o da içeri giriverdi. 

    Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şey ise de Serena Joy ne tam içeride o ne de tamamen dışarıda. Sınırda desen hiç değil. Görünmez o, hem her yerde hem hiçbir yerde. 

    Serena Joy onun gerçek adı olamaz. Serena Joy bir sıfat olmalı. Her çağda kullanılan bir sıfat. Hâlâ. Bazen bir liderin eşi, bazen ekranlarda yargı dağıtan bir televizyon programcısı, bazen mecliste bir vekil, bazen okulda bir öğretmen, bazen bir komşu bazen de bir uzak akraba.

    Otoritenin çözülmesini, patriyarkanın dağılmasını önleyen tutkaldır; Serena Joy’lar. Onlar geçmiş ile geleceği birbirine yapıştırır, tam ortasına da kendilerini sıkıştırıverirler.  Sıradan bir karakter sanırsınız ilkin, roman gereği yazılmış karşıt bir figür. Ancak sayfaları çevirdikçe onun asıl taşıyıcı sütun olduğunu anlarsınız; sistemin kodlarını, geleneklerini, korkularını, acılarını -ve hatta ikiyüzlülüklerini- içinde tutan saklayandır Serena Joy. 

    O hafıza taşıyıcısı. O belleğin bekçisi. Daha da fenası, belleğiyle geleceğin şekillendiricisi. Sistemin sürekliliği onun suskunluğuna bağlı. Ve geleceği şekillendiren de onun bu sessizliğe razı oluşu. Serena Joy aynı zamanda geleceğin mimarı. 

    Bellek yalnızca geçmişe ait değil ki. Bellek geçmişe, aynı zamanda şimdiye, az sonrasında da geleceğe açılan bir kapı, Serena Joy’un eşiğine öylece durduğu kapı gibi.

    Serena Joy ördüğü atkılar gibi biyoiktidarın geleceğini de ilmek ilmek dokuyor, sabırla. İktidar sadece yasayla, baskıyla değil; bedenler üzerinden bireyi disipline ederken, nasıl üreyeceğini öğretirken panaptikon’un içerideki gözcülüğünü üstleniyor Serena Joy. Offred’in rahmini denetleyerek, Nick’le sevişmesini teşvik ederek, sessizliği ile komutanı kandırarak biyoiktidarın kuklası olmayı sindiriyor içine.

    Lacan’ın le grand Autre (büyük a – büyük öteki) dediği şey, onların hayatında sadece bir teorik kavram değil, yaşamın nüvesi. Büyük Öteki’nin bakışıyla kimliği şekilleniyor. Kendi arzularının değil, Tanrı’nın, toplumun, erkeğin, büyük Öteki’nin arzularını sahipleniyor. 

    Çünkü ancak böyle yücelebilir; çünkü ancak böyle first lady’dir, hanımefendi’dir, asil’dir, kutsal’dır.

    Kendi arzusu bile ona ait değil; objet petit a (küçük a) sistemin öznesi sanır kendini Serena Joy’lar. Oysa nesnedir sadece. Aparat ne kadar nesneyse o kadar işte…

    Arzuları bile başkalarının onda görmek istediği isteklerdir. Onunkiler istek değil, eksiklik. Kendi eksiğini başkalarının hayatına müdahale ederek tamamlamaya çalışır. Ama eksik, hep eksiktir. 

    Eril uzlaşma, eksikliğin koca boşluğunu kapatmak için en kestirme yoldur Serena Joy’lar için. Ataerki ile çatışmak yerine onun sunduğu sistem içinde avantajlı bir konum elde ederek uyum sağlamak daha kolaydır çünkü. Bu sessiz bir anlaşma. Utancı kimse dillendirmek istemez. İtiraz eden, söz söyleyen anında ucubeleştirilir, meczuplaştırılır, uzaklaştırılır. Bu kolektif uzlaşmanın biçimidir aynı zamanda.

    Serena Joy, tarih boyunca değişen adlarla, farklı yüzlerle, benzer suskunluklarla var olurken, günümüzde bile bizi baskılamaya çalışıyor. İçselleştirilmiş ataerkinin sembolü olarak, kendi özgürlüğü pahasına yaşayamadıklarının acısını başkalarından çıkartmaya devam ediyor ne yazık ki.

    Kadınların özgürleşmesi için yalnızca erkek egemenliğinin ortadan kalkması yetmez aynı zamanda içselleştirilmiş ataerkiyle yüzleşmek gerekli. Böyle bir cümle geçiyor aklımdan. Bunu benden daha güzel ifade eden bir kadın olduğunu hatırlıyorum, altı çizilesi cümleler kuran. Kısa bir süre önce yazdığım yazılardan birini ona ayırdığım için kolayca buluyorum sözlerini. 

    “Kadınlar, diğer kadınlar üzerinde tahakküm kurmak amacıyla ırklarının ve sınıflarının gücünü kullandığı müddetçe, feminist ‘kız kardeşlik’ hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşemez.”

    Ne dayanışma, ne feminist kız kardeşlik ne de cinsiyet rollerimizle barışmak mümkün mü Serena Joy’lar varken? 

    Düşünüyorum da Lydia teyzeleri mi ikna etmek daha zor, Serena Joylar’ı mı? Çünkü o hem dini retoriğin hem de patriyarkal otoritenin taşıyıcı annesi. 

    Bell Hooks da beni destekliyor: 

    “Baskı altında olanlar, eğer bu baskıyı sorgulamazlarsa, onun gönüllü taşıyıcıları hâline gelir.”

    Yazdıklarım beni üzüyor, Serena Joy’ların sadece Gilead’da yaşamadıklarını, hemen ensemizden bize baktıklarını bilmek daha da üzüyor.

    Keşke her şey Atwood’un distopyasında kalsaydı. Evler, mahalleler, şirketler, saraylar onlarla dolu. Keşke sistem Serena Joy’ların kadınlık performanslarını ellerinden alarak onları statü objesine indirgemeseydi. Keşke Serena Joy’lar kendi konfor alanlarından çıkmamak için rejimin kurallarını, yasaklarını, kendi değerleri haline getirmeselerdi. 

    Keşkelerim onu aklamaya yetmiyor. 

    Tam şu aşamada Serena Joy’u nasıl bilirdiniz diye sorsalar; eril uzlaşmanın ete kemiğe bürünmüş hali demek istiyorum iğrentiyle, kendi çıkarları uğruna sisteme hizmet eden herkesin tüm günahlarını ona yıkarak. 

    Yine de içime oturan acıma duygusu ağır basıyor. Kelimelerimi estetize ediyorum: Serena Joy, otoritenin kadın yüzüdür: Rejimi sevecenleştiren, evcilleştiren, doğallaştıran kadın sureti. Serena Joy, kendi yarattığı masalın içine hapsolmuş bir karakterdir. Bazı kadınlar vardır, kendi elleriyle ördükleri duvarların ardında yaşlanırlar. 

    Bir insanın kendi inşa ettiği cehennemde yaşamasına mı daha çok acıklı, yoksa başkalarını da o cehenneme sürüklemesi mi?

    Bu soruya yanıt aramadan önce aklımda bir sahne var onu paylaşmam lazım. Çünkü kurgu Serena Joy üzerine bu kadar düşünmeme, gerçek Serena Joy’ları fark etmeme büyük etkisi var bu sahnenin.

    Damızlık Kızın Öyküsü’nün güncel bir dizisi var, oldukça beğenilen. Benim asıl söz etmek istediğim film versiyonu,Serena Joy’u Faye Dunaway canlandırıyor.

    Sözünü edeceğim sahne bence bu filmin etkileyicisi sahnesi. Romanda da iğreti ediyor insanı ama izlemek, o bakışları görmek… Nasıl tarif etsem o sahneyi?

    Dini referans alan seks mi desem? Mahremiyetin ölümü!
    Offred’in de Serena Joy’un da en aşağılandığı sahne. 
    Komutan Offred’e tecavüz ederken, Serena Joy buna eşlik ederken. 
    Offred buna mecbur. Serena ise buna tanıklık etmeye mahkûm.
    Kadınlarla birlikte erkeği de aşağılayan bir ritüeli. 

    “Bu aşk değil. Bu şehvet değil. Bu seks bile değil.” 

    Ne erotik ne de estetik, ne bir haz var içinde ne de şehvet. Soğuk, mekanik. Rahatsız edici. Kadın bedeni devletin el koyduğu bir araç haline gelince artık bir arzu nesnesi değil. Bir kuluçka makinesi. 

    Male gaze kavramını çökertmek için mi çekilmiş bu sahne?

    Faye Dunaway’in güçlü oyunculuğu sayesinde Serena Joy, bu sahnede tek boyutlu bir karakter olmaktan çıkıyor; zihnimdeki “kötü kadın” aniden ölüveriyor. Hem de ne ölmek! Her taraf kan içinde. Maviler içinde bir kırmızı kadın o. Offred’den bile kırmızı.

    Geldik mi o kaçınılmaz soruya: Kurban mı, fail mi?

    Biliyorum, siyah-beyaz bir yanıtı yok bu sorunun.

    Evet, sistemin mağduru; ne kişisel alanı var ne cinsel özgürlüğü. 
    Evet, sistemin suç ortağı; otoritenin gözü, kulağı, uygulayıcısı.
    Aynı zamanda efendi olduğunu sanırken otoritenin kölesi de o…

    Offred bilinemeze giderken, o cümleyi boşuna kurmuş olamaz:
    “Onun için üzülecek kadar duygu taşıyorum içimde hâlâ. Moira haklıydı, yufka yüreklinin tekiyim ben.“

    Bu sözlerle Atwood, bu kadınları lanetlemekten çok anlamaya çağırıyor bizi. Çünkü Serena Joy’un hikâyesi, sadece bir kadının değil; susarak, görmezden gelerek ya da başkalarını feda ederek ayakta kalmaya çalışan herkesin hikâyesi.

    Damızlık Kızın Öyküsü sadece Gilead kadınlarına ait değil, hepimizin ortak hikayesi. Ve biliyoruz ki çoğu kez hikâye yazılmadan önce roller dağıtılmış oluyor. 

    Ve bu hikayenin sonunda bize düşen soru:
    İtaat ettiğimiz şeyler, eninde sonunda bizi de yutar mı?

    Herkes kendi yanıtını kendi bulsun, şu uyarıyı da aklında tutarak:

    “Canavarlarla savaşan kişi dikkat etmelidir; ki kendisi de canavara dönüşmesin. Çünkü uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da sana bakar.”
    – Nietzche –

    Kaynakça:

    • Atwood, Margaret. The Handmaid’s Tale. McClelland and Stewart, 1985
    • Türkiye Kişi Adları Sözlüğü, Sevan Nişanyan, Liberus Yayınları
    • Hapishanenin Doğuşu, Michel Foucault, Mehmet Ami Kılıçbay çevirisi ile İmge Yayınları
    • Psikanalizin Dört Temel Kavramı (Seminer 11. Kitap) Jacques Lacan, Nilüfer Erdem’in çevirisiyle Metis Yayınları
    • Eril Uzlaşma, Deniz Kandiyoti, “Patriyarka ile Pazarlık” başlıklı makalesi, 1988
    • Cinsiyet Belası: Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi, Judith Butler, Zepnep Direk çevirisi ile Metis Yayınları. 
    • Feminizm Herkes İçindir & Tutkulu Politika, bell hooks, Bgst Yayınları
    • Damızlık Kızın Öyküsü (Film), Yönetmen: Volker Schlöndorff, Oyuncular: Natasha Richardson, Faye Dunaway, Robert Duvall. 1990
    • İyinin ve Kötünün Ötesinde – Friedrich Nietzche – Mustafa Tüzel çevirisiyle T. İş Bankası Kültür Yayınları

    Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Bianet, Yeni Sinema Dergisi ve Suare Dergi’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    AMA FARECİK, YALNIZ DEĞİLSİN!
    SuareMag – Mayıs 2025
    SuareMag – Nisan 2025

    nilgün karataş suaremag yazar

    Related Posts

    Taslaktan Dosyaya Yazı Atölyesi

    Nisan 10, 2026 Edebiyat

    BEYAZ LEKE

    Nisan 3, 2026 SUAREMAG

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ADALARDAN BİR YAR GELİR BİZLERE 

    Nisan 1, 2026 Gönül Yasemin Ölmez
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Şişecam Cumhuriyet’in 100’üncü yılını ‘Sevdan Bir Ateş’ ile kutluyor

    Ekim 27, 2023 Uncategorized

    Eylül’de bu filmler gerilim ve aksiyon tutkunlarını mutlu edecek

    Eylül 3, 2023 Film

    Kadıköy’ün İstanbul’u besleyen mahalle tiyatrosu: Moda Sahnesi

    Nisan 15, 2024 Ezgi Aktaş
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.