KAMERA ARKASI
Altuğ Kasapbaşoğlu
Bana en büyük hayat derslerini veren şey, ne üniversite ne de büyük ustalar… Setti. Set ve onun sert disiplini.

Kimse kimseyi beklemez
Güneş batıyor mu? Geçmiş olsun. Oyuncunun Kostümü, makyajı hazır değil mi? Oyuncu rolüne giremiyor mu? İşte tam o anda sakin olup zamanı durdurmak istersin. Birde üstüne kamera arıza mı verdi? O da evrenin “Bugün biraz sabırlı ol bakalım Altuğ…” deme şekli.
Yıllarca öyle sahneler çektim ki, inanın bazı oyuncuların ezberini yapmasını beklerken ben kendi hayatımı sorgulardım. İçimden, “Neden ezber yapmadan sete gelmiş? Gün ışığı bir yere kaçıyor,” diye bağırmak geldirdi ama elbette profesyoneliz: Dışarıdan hep zen, içeriden çöküşte bir Budist ben…
Büyük sanatçılarla çalışmanın öğrettiği çok şey var
Tatlı Hayat, Dadı, Papatyam gibi dizi setlerinde büyük oyuncular ile çalışmaya başladığım zaman şunu anladım. Gerçekten büyük olan insanlar, işi hafife almayanlardır.
Şöhret var, ego yok.
Titizlik var, kapris yok.

Bir de ekip işi meselesi var…
Bakın, sette ego yönetmek ayrı bir sanat. Kimse kusura bakmasın ama 70 kişilik ekipte gerçek yönetmen bazen görüntü yönetmeni değildir, çayı düzgün demleyip getiren kişidir. Çünkü o çay gelmezse, mutsuz oluruz.1 bardak çay huzur, bir parça sakinlik, biraz ekip arkadaşlarınla gıybet etmeye ve birazda soğuk havada ısınmanıza yarar. Bu kadar basit.
Ve tabii zaman…
Set zamanı acımasızdır.
Gün ışığı kaçtı mı, sahne kaçar. Gün biter iş biter…
Hayatta da öyle, bazı anların az bir süresi var. Yakaladın yakaladın.

Bütün bu koşturmacalardan sonra bir gün fark ettim ki… Dünyayı ben mesleğim üzerinden okuyorum. Kimi insanları geniş açıyla sevmen gerekirken, kimine zoom objektif şart. Bazı olayları ise makro lens ile back focus yapmadan anlamak mümkün değil.
Yıllarca set bana bir şey öğretti aslında: Hayatımız da bir film… Ve hepimiz kendi filmimizin birer yönetmeniyiz. Işığı doğru yere koyarsan dünya güzelleşir, doğru lensi kullanırsan hikâye derinleşir, anı da yakalarsan geriye de tek bir şey kalır… 3. 2. 1. Oyun!


