Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Sıra dışı ve hızlandırılmış bir büyüme hikayesi: Zavallılar
    Farah Nasser

    Sıra dışı ve hızlandırılmış bir büyüme hikayesi: Zavallılar

    KİTAP VE FİLM ANALİZİ
    Nisan 1, 2024Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Hem filmi hem de kitabı ile kendine farklı bir yer edilenen Poor Things (Zavallılar) için özetle; güvenilmez anlatıcılarla dolu, sıra dışı ve hızlandırılmış bir büyüme hikayesi diyebiliriz. Ama hikâyenin aslında iki ana meselesi var. Birincisi, Bella’nın cinsel ve politik kimliğinin doğup gelişmesi ve toplumsal cinsiyet normlarına başkaldırısı. İkincisi ise Bella’nın yolculuğunda dünyanın tüm acılarını, adaletsizliklerini anlamak için verdiği müthiş entelektüel ve yaşamsal çaba.

    FARAH NASSER

    Genelde bir edebi eserin hem kitabı hem de filmi bulunuyorsa, önce kitabı okurum sonra filmini izlerim. Bu sefer dayanamadım önce filmini izledim. Sinemadan çıkarken şaşkınlık ve hayranlık arasında o dünyadan sıyrılamayarak bir müddet gerçeklik karmaşası yaşadım. Filmin görsel tasarımı adeta büyüledi beni. Kostümler, dekorlar, Victoria dönemi İskoçya’sının atmosferini estetik-fütüristik bir gerçekçilikte kendini hissettiriyor. Özellikle müzik seçimleri, hikâyenin duygusal yükünü taşıyor ve hikâyenin içine çekiyor. 

    Hikâye…

    Bella Baxter! Müthiş karakterle tanışın. Yeni geldiği dünyayı öğren­meye can atan bu çocuk-kadının tuhaf hayatı, değişimin eşiğindeki Glasgow’un büyüleyici atmosferinden Paris’in genelevlerine kadar yapacağınız gerçek üstü bir yolculuk. 

    “Frankenstein” ile “Jane Eyre”i sentezleyen gotik bir hikâye olarak başlıyor. Frankenstein’ın canavarına benzeyen tanrı-kompleksli, çılgın bir bilim adamı figürü olan Godwin Baxter, intihar eden hamile bir kadının cesedini kurtararakhayata yeniden döndürüyor, karnındaki bebeğin beynini kadının (Bella) kafatasına yerleştiriyor. 

    Bella’nın haz ve deneyim peşinde bir çocuk olarak başladığı yolculuk, Max ile Godwin’in ardından ona sahip olmak isteyen bir başka erkeğin, Duncan’ın kısıtlayıcı davranışlarının da etkisiyle kesintiye uğruyor. Duncan Bella’yı bir gemi yolculuğuna çıkarıyor. Bella’nın “hayatın tüm acılarıyla” karşı karşıya kalması çok sürmüyor. Gemide iki entelektüelle tanışan Bella, dünyanın kötülüğü ve insanların acımasızlığıyla ilgili yeni gerçekler öğreniyor, kitap okumaya başlıyor. İskenderiye limanında gördüğü korkunç yoksulluk ve şiddet beyninde büyük bir kırılmaya neden oluyor. Toplumsal cinsiyet rollerini, ahlak kurallarını, sınıfsal ayrımları, emek sömürüsünü, yoksulluğu, savaşı ve şiddeti duymamış, henüz duyuları birbirinden ayrışmamış olan Bella, çocuksu iyimserliğiyle çıktığı bu yolculuktan büyümüş olarak geri dönüyor. 

    Hikâyenin aslında iki ana meselesi var; birincisi, Bella’nın cinsel ve politik kimliğinin doğup gelişmesi ve toplumsal cinsiyet normlarına başkaldırısı. İkincisi ise, Bella’nın yolculuğunda dünyanın tüm acılarını, adaletsizliklerini anlamak için verdiği müthiş entelektüel ve yaşamsal çaba.

    Önce film…

    Senaryosunu Tony McNamara’nın yazdığı, Venedik’ten Altın Aslan’la dönen ve 4 dalda Oscar alan (En iyi kadın oyuncu –Emma Stone-, en iyi prodüksiyon tasarımı, en iyi kostüm tasarımı ve en iyi saç/makyaj) Zavallılar’dayönetmen Yorgos Lanthimos, meraklı ve sabırsız bir çocuk-kadının büyüme hikâyesini, hızlandırılmış bir kadın özgürleşmesi olarak kendine has filmografisi ile anlatıyor. Ancak, kitabı okuduktan sonra film, kitaptaki detayların eksikliğini hissettirebilir. Karakterlerin içsel yolculukları ve karmaşıklıkları, filmde daha az vurgulanıyor.

    Lanthimos’un bakış açısında, Bella’nın kimseye benzemeyen dolaysız ve dürtüsel dünyasını dışa vururken çoğunlukla el yapımı olan görkemli setlerden yararlanması, İskenderiye’de geçen sahnedeki sınıf ayrımı vurgusu, derin bir uçurumla zenginlerden ayrılmış olan yoksullar gibi bir çok sahne oldukça lezzetli ve çarpıcı bir deneyim yaşatıyor izleyicisine. Buna ek olarak Lanthimos’un konvansiyonel sinemayı yıkan sinematografisinde, görüntüyü bozup çarpıklaştıran balık gözü lensleri ve aykırı kamera açıları dikkat çekiyor.  

    İskoçyalı yazar Alasdair Gray’in aynı adlı romanından uyarlanan film, kitabın farklı zamanları iç içe geçiren postmodern anlatım tarzını, zamanı ve mekânı fantastik bir görsel dünyanın yardımıyla sinema diline çeviriyor. 1800’lerin sonunda geçen hikâyenin 1974’ten bakılarak anlatıldığı kitapta ise, metin içinde farklı anlatıcılara tanık oluyorsunuz. “Güvenilmez anlatıcılarla dolu”, içe içe geçmiş, kendi gerçekliğini sürekli sorgulayan bir hikâye. Neden güvenilmez anlatıcılar sorusunun cevabını ise kitabı okursanız alabilirsiniz. Özellikle kitabın sonunda Bella’nın kendi ağzından yazdığı mektup, hikâyeyi delik deşik edecek başka bir ger­çeklik sunuyor.

    Hem filmde hem de kitapta Steampunk estetiği ve retrofütüristik bir atmosfer hâkim. Steampunk, 19. yüzyılın sanayi devrimi ve Victoria döneminin estetiğinden ilham alan bir bilim kurgu ve fantastik türdür. Steampunk, tarihle alternatif bir gerçeklik arasında bir köprü kurar ve bu dönemin teknolojik ilerlemelerini temel alırken aynı zamanda fantastik ve hayali unsurlar ekler.

    Kitap…

    Kitap, beni derinliklere çeken elimden düşüremediğim, bir çırpıda okuduğum bir eser. Karakterler, iç dünyaları, yaşadıkları çatışmalar ve eserin altında yatan derin temalar, beni gerçekten etkiledi. Özellikle Bella Baxter’in çocuksu inadı ve güçlü iradesi ve trajik geçmişi, beni derinden sarstı. 

    Alasdair Gray’in ürkütücü çi­zimleriyle bezeli bu ilham dolu çılgın eser, sınıf züppeliğinden İn­giliz emperyalizmine, erdem tasla­maktan genel geçer bilgeliğe, kısacası eline ne geçirirse yerden yere vuruyor…

    Alasdair Gray, karakterlerin psikolojik derinliğini mükemmel bir şekilde yansıtıyor ve okuyuculara gotik edebiyatın öğelerini modern bir şekilde kullanarak, okuyuculara fütüristik ve gizemli bir atmosfer sunuyor. Hikâye, beklenmedik dönüşler ve olay örgüsü ile dolu, okuyucuları sürekli olarak şaşırtıyor.

    Kitapta hikâyenin büyük kısmını Max McCandles’ın sesinden dinliyoruz, dolayısıyla Bella’ya bir erkeğin gözünden ve fantezi dünyasından bakıyoruz. Ancak Alasdair Gray muzip ve akıllıca bir edebî hamleyle, dinlediğimiz tüm hikâyenin bir erkeğin gözünden anlatıldığını ve aslında Bella’nın yine her şeyiyle bir erkeğin fantezisi olduğunu açığa vuruyor. Kitabın son bölümünde, tüm hikâyeyi kısaca bu kez Bella’nın torununa ithafen yazdığı bir mektupta okuyoruz.

    Bella Baxter dişi bir Frankenstein hikayesi mi?

    İki hikâye birçok yönden benzerlik ve farklılıklar gösteriyor. İşte bu iki hikâye arasındaki bazı karşılaştırmalar:

    Köken ve Yaratılış: Bella Baxter, Alasdair Gray’in “Poor Things” adlı romanındaki kurgusal bir karakterdir. Frankenstein ise Mary Shelley’nin “Frankenstein ya da Modern Prometheus” adlı romanında Dr. Victor Frankenstein tarafından yaratılan kurgusal bir canlıdır.

    Yaratıcının Rolü: Bella Baxter, insan olarak doğmuş ve sonradan karnındaki bebeği ile tıbbi bir manipülasyona maruz kalmış bir karakterdir ve üzerine olağanüstü güçler, yetenekler veya yaratıcı müdahaleler eklenmemiştir. Frankenstein ise, bilim adamı Victor Frankenstein tarafından yaratılan, çeşitli ceset parçalarının birleştirilmesiyle canlandırılan bir yaratıktır.

    İnsanlık Duygusu: Bella Baxter, tam anlamıyla insan bir karakterdir ve insana özgü duygulara, düşüncelere, hedeflere ve arzulara sahiptir. Frankenstein ise, bir yaratık olarak insanlık duygusunu keşfetmeye çalışırken çeşitli zorluklarla karşılaşır ve diğer insanlarla olan ilişkilerinde de uyumsuzluklar yaşar.

    Toplumsal Kabul: Bella Baxter, çok güzel ve çekici bir kadın olarak toplum tarafından genellikle kabul edilen bir bireydir. Frankenstein ise, dış görünümü ve yaratılışının doğası nedeniyle toplum tarafından dışlanmış ve korkulan bir yaratık olarak algılanır.

    Tema: “Poor Things” romanı, aşk, özgürlük ve cinsiyet üzerine birçok temayı ele alırken, Frankenstein romanı ise bilimin sınırlarını, yaratıcılığın sorumluluğunu ve insanın doğaya müdahalesinin sonuçlarını ahlaki açıdan sorgular.

    Bella Baxter nasıl bir karakter?

    “Poor Things” romanındaki Bella, güçlü bir karakterdir ve feminist bir perspektiften baktığınızda bazı özelliklerle ve vurucu temalarla karşılarsınız. 

    Bella, kendine özgü bir kişiliğe sahiptir. Hayatını kendi istekleri ve hedefleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışır. Bu, Bella’nın bağımsızlık ve özgürlük arayışını temsil eder. Toplumun ona dayattığı cinsiyet rollerine meydan okur ve kendisi için doğru olanı seçer. Romanda, Bella’nın başarılı bir akıl doktoru ve feminist olarak var olduğunu görebilirsiniz.

    Bella, kendi hikayesinin aktif bir şekilde kontrolünü ele alır ve kendi geleceğini şekillendirme çabası içine girer. Bu, kendi kararlarını kendisi alan ve başkalarının isteklerine boyun eğmeyen Bella’nın bireysel özgürlüğüne ve kendi hayatının efendisi olma çabasına olan feminist tutkusunu yansıtır.

    Romanda, Bella’nın diğer kadın karakterlerle dayanışma içinde olduğu, kadınların güçlenmesi ve birbirlerine destek olmalarının önemini vurgular. Bella, başkalarını motive eder, savunur ve kadınların sosyal ve siyasal eşitlik için bir araya gelmesine katkıda bulunur.

    Bella Baxter ile Dr. Godwin Baxter arasındaki ilişki, “Poor Things” romanının merkezine oturtulmuştur;

    Yaratıcı ve Yaratılan – Bella, Dr. Baxter’ın eseri olarak ortaya çıkar. Bu nedenle, Bella ve Dr. Baxter arasındaki ilişki yaratıcı ve yaratılanın ilişkisini temsil eder.

    Bağımlılık ve İlişki Güçleri: Bella, Dr. Baxter’a güven duyar ve onun yardımına ihtiyaç duyar. Baxter da Bella’yı kendi hayalleri ve arzuları doğrultusunda şekillendirmeye çalışır. Bu, Bella ile Dr. Baxter arasındaki bağımlı bir ilişki olduğunu gösterir.

    Manipülasyon ve Kontrol: Dr. Baxter, Bella üzerinde kontrol kurmaya ve onu yönlendirmeye çalışır. Bella, zaman zaman Dr. Baxter’ın baskısı altında hisseder ve kendi istekleri ve hedefleri yerine Dr. Baxter’ın isteklerine boyun eğmek zorunda kalır.

    Karşılıklı Etkileşimler ve Dönüşümler: Bella ve Dr. Baxter, birbirlerinin hayatlarına derin etkilerde bulunurlar. Bella, Dr. Baxter’ın yaratıcı gücünden yararlanırken, Dr. Baxter da Bella’nın hayatını kontrol etme ve onu kendi amacı doğrultusunda kullanma potansiyeline sahip olur.

    Bu ilişki, “Poor Things” romanındaki temel dinamiklerden biridir. Bu ilişki, yaratıcının ve yaratılanın dinamiklerini, insan ilişkilerini ve güç dengelerini ele alır.

    Filmde bu derinlikleri aynı ölçüde hissedemesemde, her iki deneyim beni etkiledi ama farklı şekillerde! Kitap, derinlikli karakter portreleri ve karmaşık hikâye kurgusuyla beni büyülerken, film görsel açıdan etkileyici sahnelerle beni içine çekti. Hangisinin daha tatmin edici olduğu ise kişiden kişiye değişebilir. 

    Sonuç olarak, Alasdair Gray’in Poor Things’i, edebi dünyanın nadir bulunan mücevherlerinden biri. Yaratıcı kurgusu, derin karakterleri ve etkileyici anlatımıyla, bu eser okuyucuları derin düşüncelere sevk ederken, aynı zamanda büyüleyici bir okuma deneyimi sunuyor. Kesinlikle herkesin kitaplığında bulunması gereken bir yapıt.

    Son sözüm ise biz kadınlara…

    Aslında biz kadınların içinde de toplumsal cinsiyet rollerine, ahlak kurallarına, sınıfsal ayrımlarıa, emek sömürüsününe, yoksulluğa, savaşa ve şiddete başkaldıran çılgın ve özgür bir çocuk olduğunu düşünecek olursak; hepimizin içinde Bella’dan bir parça olduğunu düşünebiliriz. Sevgili Bella Baxter’a saygı ve sevgiyle…

    Farah Nasser

    Mimar Sinan Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi, Sahne Görüntü Sanatları, Dekor ve Kostüm Bölümü mezunudur. Reklam ve iletişim sektöründe 32 yıllık profesyonel iş tecrübesinin yanı sıra uluslararası firmalarda marka danışmanlığı yapmaktadır. Halen bir reklam ajansında Yaratıcı Grup Direktörüdür. Fotoğrafçılığı ve yazarlığı tutkulu bir hobi olarak devam ettirmektedir. Lübnanlı bir baba ve Türk bir anneden oluşan ailesinde 3 dil birden konuşulduğu için; Türkçe, Arapça ve İngilizceyi aynı anda öğrenmiştir.

    YAZARIN TÜM YAZILARI
    yazar

    Related Posts

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026 Fotoğraf

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026 Sinema

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Antakya Film Festivali başladı

    Kasım 24, 2025 Festival

    Tuğlayı Fark Etmek

    Temmuz 24, 2025 Öykü

    Güler Sabancı’ya Avrupa Film Akademisi’nden Sürdürülebilirlik Ödülü

    Aralık 11, 2023 Haber
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.