Zeynep Akkoyun
“Işıklar neden kapalı?” içimden mi geçiriyorum bunu yoksa ona sesimi işittirdim mi acaba, duymuş olmalı ki sakin ol dedi, olabilecek tüm sükûnetimi benden kopardıktan sonra. El yordamı ile oturacak bir yer buldum, bedenimin ağırlığı üzerimden gidince aldatıcı bir rahatlama hissi sardı. Buzdolabının kapağını açtığında birden aydınlanan etraf sıradan bir dairede olduğum yanılsaması ile güvendeyim dedirtti ama ışıklar neden kapalı sorumun cevabı aydınlatılmadı. Belli ki alışık karanlıkta yönünü bulmaya, yerini ezbere bildiği eşyalara ulaşmakta pek yetenekli. Bardakta serinliğinden emin olduğum içeceği elime tutuşturdu, yudumlamaktan korktuğum halde içime serpilmesi gereken su gereksinimini karşılamak için içtim ya da yapacak bir şeyim olmadığı için. O da içti, gırtlağından gelen yutkunma sesi o sessizlikte duvara çarparak yankılı yankılı değdi kulaklarıma. Korkuyorsun dedi, korkmadığımı ispat etmeye çalışır halde titrek bir hayır çıktı dilimden, kendimin bile inanmadığı. Sonra her evine çağıran erkeğe gidiyor musun dedi, bu kez tüm inancımla dediğim hayır çok güvenilirdi. Işıklar dedim, sözümü bitiremeden, karanlıkta insanların birbirlerini daha iyi tanıdıklarını söyledi. Çok kez deneyimlediği her halinden belliydi, hali derken o karanlıkta görmediğim mimiklerini tahmin ediyor, el hareketlerini sözlerini destekler şekilde kafamda çiziyordum. İlginç olan şu kısacık zamanda bunca halini nasıl aklıma kazıyıp şimdi onları kuruyordum. Sanıyorum karanlıkta insanları tanımak hususuna inanmak istiyordum.
Cebinde titrediğini ışığından anladığım telefon, onun bedeninin oturduğum kanepenin çok yakınında olduğunu anlamamı da sağladı. Sesi yakındı evet ama tam konumunu bilmek daha kötü hissettiriyordu artık bana. Çok mu yalnızsın dedi, hayır dedim, bildiğim tek cevabın bu olduğu ile ilgili dalga geçmeden hemen önce. Soru kafamda o sustuktan sonra tekrar belirdi, yalnızdım, arkadaşlarımın yanında onlardan kaçmak isteyecek kadar, ailemi görmeyi istemeyecek kadar, bir yabancıya sığınacak kadar yalnızdım. Karanlık dedi, sadece karşındaki görmediğin kişiyi değil, görmediğin kendini tanımak için de muazzam bir ortamdır dedi, kafamdan geçenleri mi duymuştu, karanlıkta onları gözlerimden mi anlamıştı.
Boşluğunu görmediğimden, emin olmak için tekrar başıma diktiğim bardağı elimden aldı, dolabı açtı ufak bir ara tüm odaya ışık doldu. O bardağa soğuk suyu doldururken, şişenin dibini kafasına dikti, demin içtiğim su da kafaya dikilmiş bir suydu elbet ama tiksinemedim, tiksinmeliydim halbuki, gözüm karanlığa alışmış olacak ki demin kalktığı yere aynen geri oturuşunu seçebildim. Suyu elime tutuşturmadı bu kez, otururken yanıma bıraktı, sigarasını yaktı, çakmaktan çıkan alev karanlığına alıştığım odada onu ilahlaştıran bir aydınlanmaya vesile oldu. Sigaranın ucunun her harlanmasında dumanın ardındaki suratının, olduğundan daha yakışıklı görünmesini sağladı. Keyfi bitince ayaklandı, elini uzattı seçtiğim kadarı ile tuttum yarı sert ama güçlü olduğu her halinden belli bileğinden, kanepenin oraya götürdü, ben kanepeye, o sehpaya oturdu, sol omzuma yatırır gibi bir hamle yaptı, uzandım yanıma uzanacağına emin bir halde. Kalktı içeri gitti, kalkmalı mıydım, içeri mi gitmeliydim, burada mı birlikte olacaktık, bardan çok sarhoş mu kalkmıştım? Kafamdaki tüm soruların cevabı hep hayırdı gerçekten, tekrar odaya geldiğinde elindeki örtüyü üzerime örttüğünde aklımdaki birçok sorunun cevabını sıcaklığını hissettiğim bu örtü verdi, ışıklar açılmayacaktı, tenimiz birbirine açılmayacaktı, gözlerimiz aynı uykuya dalmayacaktı, yan yana açılmayacaktı. Karanlıkta kendini gösteren adam, yokluğu ile de başka şeyler var etmişti bende.
Sabah gece oturduğu sehpa üzerinde akşamdan kalma halimi toplasın diye bir ilaç ve yine kafasına diktiği şişeden doldurduğuna emin olduğum bir bardak su vardı. Evin geceki karanlığını haklı çıkartan siyah perdeler, düzenli bir salon, bir banyo ve yatak odası, salonun kör noktasında dün beni aydınlatan buzdolabının olduğu Amerikan bir mutfak, çokça konuda beni merakta bırakan koca bir hayat vardı bu dairede. Bu hayata karışabilecek miydim, o istemeden ya da isteyerek sızabilecek miydim, belki dün onunla gelerek bu şansı kaybetmiş ya da bu şansı kendim var etmiş olabilirdim. Cevabı bende olmayan bir dünya soru. Kapıdan çıkarken koridordaki aynada suratıma baktım, toparlanabilecek kadar dağılmıştım, peki akşamdan onun aklında benimle ilgili ne kalmıştı, korkak mı demişti mesela ya da aşüfte ya da beni yatağına değil de kanepesine yakıştırmasındaki sebep neydi. Beni beğenmemiş miydi ya da çok mu beğenmişti, muhatabı ben değildim aklımdan geçenlerin. O yüzden kör edici karanlıklara açılan kapıyı ardımda bırakıp, aydınlıklara yürüdüm, tekrar bu evde kafasına diktiği şişeden bana su ikram etmesi hayaliyle…


