Gizem Tandoğan
Zehra’nın evinde ilaç dolu bir çekmece var. Koridordaki gömme dolapta. Kalp ilaçları, tansiyon ilaçları, şeker ilaçları… Zehra henüz genç, bunlara ihtiyacı yok. Ama çekmece onu da bekliyor. Her gün önünden geçiyor. Zehra, 80 yaşında annesi Mevlüde ve 70 yaşında teyzesi Ayten ile birlikte kalıyor. Çekmecedekiler onların ilaçları.
Zehra’nın evinde bugün çamaşır makinesi alınacak. Ayten hemen pazarlıkta çok iyi olan yeğenleri Nuriye’yi arıyor. O da 60 yaşlarında. Kadın hemen geliyor. Nuriye her zaman ‘hemen’ gelir. Ev işlerinde yardım eder. Misafir ağırlanacaksa yemek yapar getirir. Teyzelerinin canı sıkıldıysa gelir bir çay içer. Ayten, Mevlüde ve Zehra tartışınca araya girer üçüyle de ayrı ayrı konuşur üçüne de çok haklı olduğunu söyler. Mevlüde ve Nuriye çamaşır makinesi almak için evden kol kola çıkıyor. Ayten kapıda Nuriye’ye “Sonrasında yine bize gel akşam yemeğine kal!” diyor.
“Yok teyze! Benim akşam arkadaşa yemeğe sözüm var. Başka zaman. Hadi görüşürüz!”
Nuriye ve Mevlüde kapıdan çıkar çıkmaz Ayten, Nuriye’nin kavgalı olduğu akrabaları Sevilay’ı arıyor. Zehir gibi ses tonuyla anlatıyor “Vallahi akşama da kal dedim, kalmadı. Yalvaracak hâlim yok ya. Ne yapayım? ‘Bir tek sana söylüyorum teyze!’ dedi. Hani senle samimi olduğumuzu biliyor ya! Herhalde ondan, sana söylemeyeyim diye öyle dedi! Akşam yemeğe çıkacakmış! Yaa! ‘Bir tek sana söylüyorum teyze’ dedi. Hani senle samimi olduğumuzu biliyor ya!”
Zehra, Ayten’in suratına sert sert bakınca Ayten telefonu kapatmak zorunda kalıyor. Zehra sinirle “Nuriye Abla sizin her işinize koşuyor, kapıdan çıktığı an dedikodusunu yapmaya utanmıyor musun?!” diyor.
Bu laf Ayten’i çıldırtıyor. Üstünü başını yırtıp saçlarını yolarak avazı çıktığı kadar bağırmaya başlıyor. “Bana kötülük yapmayı bırak! Bana eziyet etmeyi bırak! Ben kimseyle konuşamayacak mıyım? Sana ne? Ben artık kendimi öldürücem!”
Zehra’nın üzerine yürürken giydiği örgü yeleği boynuna dolayıp sıkıyor, kendini boğmaya çalışıyor. “Bana ettiklerin yeter! Sen görürsün! Ben kötü bir şey yapmadım. Yeğenim akşam yemeğine kalsın çok istedim, çok üzüldüm, o kadar! Üzülemez miyim? Ben delirdim herhalde! Ben kafayı yiyeceğim herhalde!” diye bağırırken kendini tokatlamaya ve üstünü başını parçalamaya devam ediyor.
Zehra daha önce de birçok kez şahit olduğu manzarayı dehşetle izlerken her zamanki gibi ağlamaya başlıyor. “Tamam bir şey demedim, tamam, özür dilerim! Sakinleş,” diye sızlanırken kendini koridorda ilaç çekmecesinin önünde buluyor. Zehra’nın evinde hemen her gün böyledir. Ufak tefek şeylerden ölüm kalım kavgaları çıkar. Zehra her zaman özür diler. “Özür dilerim…Özür dilerim… Özür dilerim… En çok da kendimden var olduğum için özür dilerim.”
Zehra ilaç çekmecesinin önünde “Hayatta kan bağım olan biri olsaydı yine böyle mi olurdu?” diye düşünüyor. Kalp ilaçları, tansiyon ilaçları… Bir kutuyu tamamen içse kendini teselli edebileceği mutlu hatıralarının bile olmadığı bir dünyada her gün ağlamak zorunda kalmazdı. Korkak olduğu için yapamıyor. Çekmece Zehra’yı bekliyor. Artık korkmadığı, ağlamadığı, sonunda kararını vermiş olacağı günü bekliyor.



1 Yorum
👏👏