Kadir Horzum
Yönetmenliğini Lynne Ramsay’in üstlendiği, 2011 yapımı “Kevin Hakkında Konuşmalıyız – We Need to Talk About Kevin” ebeveyn-çocuk ilişkisini merkeze alan bir filmdir. Film boyunca, suç işleyen çocuğun annesi ile ilişkisi işlenmektedir. Fakat burada trajik biçimde anneliğin önemli bir rol olduğu gerçeği kadının seçme hakkı üzerinden gösterilmektedir.
İlk kez Robert Stoller’in 1968 yılında “Sex and Gender” isimli kitabında belirttiği toplumsal cinsiyet rolleri, biyolojik cinsiyet gerçekliği dışında, kamusal alanda rollerimizi belirleyen sıfatların bütününe denir (Görgün Baran, A., 2012). Kamla Bhasin ise biyolojik yeniden üretim gücüne rağmen, toplumsal yeniden üretim alanında görünmeyen emeğin de (Ev işleri, çocuk bakımı gibi) kadınlara verilerek cinsiyete dayalı bir iş bölümün yapıldığını tanımlar. Bunun da toplumsal hiyerarşi ve eşitsizlik yarattığını belirtir (Bhasin, K., 2003). Bu durumu belki de en iyi açıklayan “Kadın doğulmaz kadın olunur” cümlesidir (Beauvoir, 1993).
Yukarıda belirttiğim, cinsiyet rollerinde beden ve zihin ayrımı temeline dayalı tüm düşünceleri ise Judith Butler sorunsallaştırır. Daha önce yapılan birçok çalışmaya atıfta bulunarak, zihnin eril, bedenin dişil kodlandığını belirtir. Beauvoir’in yaptığı bu ayrımın, kadın bedenini maşist söylem içinde işaretlerken evrensel olanla bütünleştirilen erkek bedenine herhangi bir tanım getirmediğini ifade eder (Butler, J., 2016).
Eva’nın Fallusu ve İdeal Kadın Kavramı Karmaşası
Ataerkil düzende kadının yaratıcı gücü aynı zamanda eksikliğidir de. Filmin başkarakteri Eva, çalışan, gezmeyi seven ve özgürlüğüne düşkün bir karakterdir. Toplumun ona biçtiği rolün aksine onun Fallus’u özgürlüğüdür. Nitekim bu durumu en net filmin başında, bir festival esnasında, sonradan eşi olacak olan Franklin ile yaşadığı sevişme sahnesinde görürüz. Eva, korunmadıklarını söyleyerek ilişkiyi kesmek ister fakat sevgilisi Franklin durmaz ve Eva hamile kalır. Arzu nesnesi özgürlük olan bir kadının çocuk doğurması ile (sembolik anlamda kastre olmasıyla) toplumsal normlarla çatışma başlar.
Toplumun belirlediği kadın normlarına uymayan Eva, hiçbir sahnede açıkça belirtilmese de ismi anlamıyla (Havva) günahkâr olmamak adına çocuğu doğurduğu söylenebilir. Bu da tüm gebeliklerde çocuğun yaşam sorumluluğunun anneye yüklendiği gerçeğiyle yüzleştirir izleyiciyi. Yasak elmanın günahı, öncesinde de sonrasında da kadına yüklenir. Film boyunca Eva’ya hiç tanımadığı kişilerce hakaret edilmesi, yer yer üzerine, yer yer arabasına ve evine kan renginde boyalar atılması bu durumu kanıtlar nitelikteki sembollerdir.
Kevin’ın yaptığı katliamdan sonra, kendisine yeni bir hayat kurmasına da müsaade edilmez Eva’nın. Çalışmaya başladığı işyerinde Eva’yı taciz eden erkek karakter, “Kim olduğunu biliyorum fahişe. Benden daha iyisini mi bulacaksın sanki” diyerek onun kişiliğini yok sayar. Bu meydan okuma, eğer daha fazla tek başına yaşamaya devam ederse, onu günahlarından dolayı çalıştığı yerden aforoz etmekle tehdit etmenin de sembolüdür.
Yaşananlarda gerçekten kim suçlu peki? Başka bir hikâye mümkün müydü? Sevgi göremeyen çocuk muydu suçlu olan yoksa eril tahakkümün kalıp yargıları mı?
Yer Değiştiremeyen Arzu Nesnesi ve Ataerkil Düzenin Baskısı
Ataerkil normlar gereğince çocuk dünyaya geldiği andan itibaren annenin arzu nesnesi olması beklenirken Eva’da bu durum böyle gerçekleşmez. Kastre olmaya mecbur bırakıldığını düşünen Eva, çocuğuyla ilk andan itibaren sağlıklı bir bağ kuramaz. Doğumdan sonraki hastane sahnesi de dâhil olmak üzere hiçbir sahnede Kevin’a bağını, sevgisini hissettirecek kadar sıcak biçimde sarılmaz, çocuğun beklediği sıcak göz temasını kurmaz. Bu durumun en net temsili, bebeğin ağlamalarını duymamak için inşaat makinesinin yanında beklediği sahne ile yine ağlamasına rağmen kucağına alıp sarılmak yerine havaya kaldırıp sert bir biçimde konuştuğu sahnelerdir. Nitekim annenin arzu nesnesi olamayan Kevin’ı bebekliğinde, güvenli sığınağın yokluğundan sürekli ağlarken görürüz. Büyüdükçe de çevresine karşı güvensizliği devam eder ve hırsla Eva’nın gözünde ışıltı yaratan ötekileri önce tespit etmeye sonra yok etmeye çalışır. Bu durumun temsili sahneleri de ilk önce Kevin’ın geciken tuvalet alışkanlığında görünür. Hem arzulamayanın dikkatini çekmek hem de pisliğini temizleterek intikam alma çabasıdır bu davranış. Sonra da Eva’nın kurduğu harita odasını boya tabancasıyla boyadığı sahne ile kız kardeşi Celia’yı kör ettiği sahnelerdir. Film ilerledikçe bu yok etme çabası annenin özgürce yaşamak istediği dış dünyaya kayar ve finalde okul ile ailesini katletmesiyle sonuçlanır.
Kevin ile Eva arasındaki çatışmalarda baba ise neredeyse hiç yoktur. Annenin arzu nesneleri arasında babasının da olmadığını fark eden Kevin, fallusun gücünden gelen yasanın her şeyden bihaber olduğunu fakat yaşamak için onun idare edilmesi gerektiğini düşünür ve film boyunca anne ile yaptığı çatışmaların hiç birini babayla yaşamaz. Babayla kurduğu ilişki okçuluk sporuyla temsil edilerek fallusun ancak hedefi vurduğunda işe yarayan bir nesne olduğu üzerine temellenir. Baba ise bu durumun hiç farkına varmaz. Film boyunca Eva’ya anneliği çok büyüttüğünü aslında kolay olduğunu söyler. Hatta yetmez çocuğu daha da merkeze alabilmek için büyük şehirden küçük şehre taşınmaya da zorlar Eva’yı. Zaten kastrasyon karmaşası yaşayan Eva için bu durum anneliği iyice zorlaştırır. Kocasının ve toplumun ondan beklentileri ile kendi değerleri arasında kalıp bu duruma neden olan çocuğuna iyice kin duyar.
Yeni Bir Arzu Nesnesi Olarak İntikam
Yaşamaya zorlandığı hayatta yalnızca birilerini mutlu etmek için var olduğunu düşünen Eva, zaman ilerledikçe eski çalışma hayatına ve özgürlüğüne dönmeye, yani fallusuna kavuşmaya çalışsa da bunu başaramaz. Buna neden olan eşinden ve çocuğundan intikam almak için de kocasından habersiz hamile kalır. Bu sahne Eva’nın kendi bedeni üzerindeki iradeyi hem kendine hem de ailesine kanıtlamaya çalışmanın tek sembolüdür. Aynı zamanda bu sembol Eva’nın ataerkil düzen kurallarını kendi istekleri doğrultusunda düzenlediği yanılsamasıyla mevcut düzene uyduğunun da göstergesidir.
Eva’nın Kızı Celia ile kurduğu ilişki Kevin’la olan ilişkisiyle zıt alışkanlıklar barındırır. Kendi isteğiyle kızına sarılır, kucaklar, göz teması kurar. Artık ergen olan Kevin’da ise yaşadığı tüm sorunların aslında annesinin kendisine olan samimiyetsizliğinden kaynaklandığının bilinçli farkındalığı oluşmuştur. Bunu Kevin’ın annesine sonradan “Bana karşı en samimi olduğun an kolumu kırdığın andı” dediği sahnede kendi ağzından öğreniriz.
Fallus’un güç olduğu narsistik yanılsamasıyla hedefi sadece vurmak değil aynı zamanda bu vuruşun can vermek gibi can da alabileceğini gören Kevin artık arzu nesnesini intikam olarak belirler ve erkekliğini annesine göstermek adına onun tüm sosyal hayatını yok eder.
Sonuç olarak işlediği bu suçun yükü anneye de yıkılır ve tüm toplum tarafından dışlanır. Yalnız kalan anne ise suçluluğuna inanır. Kendisine yolda tokat atan insanlara karşı “haklı onlar” demesi bu durumun sembolüdür. Suçluluğun getirdiği içgüdüyle de oğlunu cezaevinden kurtarabilmek için her şeyi yapar ve onu her gün ziyaret eder.

Kadir Horzum, Uşak doğumlu. Eğitimini Balıkesir Astsubay MYO, Anadolu Üniversitesi AÖF İşletme ve Sosyoloji bölümlerinde tamamladı. Halen Aile Danışmanlığı ve Yaşam Koçluğu yapıyor. “Kafamdaki Kalabalık” ve “Kalabalıktan Kalanlar” isimli iki adet kitabı Banliyö Yayınevi tarafından yayımlanan Horzum, yazmaya devam ediyor.

