Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » DÜŞ, DÜŞÜŞ, UYANIŞ
    Emel Altuntaş

    DÜŞ, DÜŞÜŞ, UYANIŞ

    Nisan 1, 2025Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Emel Altuntaş

    ​Bahar sarsıcı bir sanatçıdır. Çok sesli bir giriş yapar. Bütün uykuculara dokunur ve en acayip düşlerinden uyandırır onları. Sahneyi bedeniyle, sesiyle doldurur. Haki çerçeveler içine, renkleri serpiştirir. Sürekli oluşup akan nehirler boyar. Lezzetli ve tuhaf ya da zehirli sözler yazar topraklar üstüne.

    Güzel Persephone’nin yeraltından çıkış biletidir bahar ve böylece karanlık ve uzun bir düşten aydınlığa açar gözlerini.

    ​Logos’u mitosa dönüştürerek değişen biz, sözün yalnız ve tek sahibine bugünden seslensek ve desek ki “Bu düşün sonunda gözlerimiz nereye açılacak? Umutlu bir uyanışa mı? Umut öyle kendiliğinden olabilen bir şey mi?” 

    Eğer bir şansı varsa insan, bu soruları önce kendine sorar, başka birçoğu ile beraber. Cevaplar suya yazılmıştır, öyle ki sürekli değişen bir akıştadır bu su. Yazıyı yazan el de tıpkı bu su gibi değişip devinmektedir. Bu dünyaya kendini gerçekleştirmek için gelen kişi, kurduğu düşün peşinde koşar ve hazzettiği her ne ise onun için zamanından daha fazla hibe eder. İçimizde büyüyen heveslerin, yakıcı, delici ilerleyişi ile derinlerde bir yerde varoluş için savaşmaksa düş, mücadeledir. Düşü gören onun efendisidir, demiş bir bilen. Sağlam uyanışlar, derin düşlerle beslenir. 

    Siyah çocukların kralının tek hayali, onları özgür bir hayata uyandırmaktı. Bir köleyi özgürleştirmekte en zor olansa onu köle olmadığına inandırmaktı. Ama düşün sahibi, sarsıcı iklimi ile esti gürledi ve vazgeçmedi. Öyle çok kişiye dokundu ki uyanmayan bir tek siyah çocuk kalmadı. 

    Her ne kadar sistem önlemini almaya devam etse de insan, düş kurar. Buna mecburdur, çünkü O olmanın, başka yolu yoktur.  Dün, bugün ve yarın; sadece düşlerde değil, gerçek dediğimiz yaşantıda da üstümüze çullanırken, şu meşhur piramidin basamakları arasında ömür çürütenleri de anlamak gerekir. Bir hayvandan farkı olsun diye büyük bedeller ödeyerek tırmanır ve zemin öylesine kaygandır ki en aşağı düşmemesi işten bile değildir. Ağrı ve acıyla oluşan kocaman bir boşluğun kasılmalarıyla bulanır içleri zavallıcıkların ve ya doğar ya da kusar içindekini ve bu ikisi de bir yere taşır onları, boşluğun giderek büyüdüğü bir yere. Gerçek sandıkları ve önemsedikleri birçok şeyin zaman kaybı olduğunu görürler. Kimse yalan söyleyemez artık. Bu, iyi olmayı ve iyiliği, güzelliği aramayı hedefleyen bir yer olamaz, çünkü öyle bir yer ya da şey yoktur. Sadece ilerlemek vardır, durmamak.

    Uyanış, harekete geçmek ve devinmekten başka genzi yakan acı bir kaşık bal yemek gibidir. Şifa bulmak kaçınılmazdır. Fakat bu yolculuğu gerçekten istemek ve iyi bir hazırlık yapmak gerekir. 

    ​Uzun kış gecelerinin karanlığında susmak ve beklemek, tefekküre açmak gibidir gözleri. Ayaz Ata, çocuklara hediyeler dağıtırken, kabuğunun içinde kıvrılıp derin bir uykuya dalar doğa. Bembeyaz bir karanlığın içine çekilmiştir ve bu derin düşüş, yeni başlangıçlara sancır. Uykucu bir kadın gibi üşengeç ve sağırdır, kış. Baharı müjdeleyen, kanatlı, kanatsız, durucu ve koşucu arkadaşlara kulak asmaz, gelmesin ister hatta kapısına. Hep böyle uyusun, tatlı tatlı. Sabahın alacasında, uykunun en tatlı, mahmur anlarında basar zile çelimsiz parmaklar. Yüzü yoktur henüz ama gülüşü görünür, merak uyandırır insanda. Zavallı küçük şey, acaba kim oluyor da basıyor o düğmeye, diye düşündürür insanı. Kadın da böyle düşünür ve kulaklarını yumuşacık yastığına bastırarak devam etmek ister, uyumaya. Diğeri hangi cüretle bilinmez, basar zilin düğmesine. Bağırır, sıcacık yatağından üşenerek; “Kim o?” diye, kadın. Dışarıda, kapının hemen önünde ayaklarını yere vurur, sabırsızlıkla ve bekler cevap vermeden, çelimsiz şey. Isınmaya, sıcak bir ikrama, karşılanmaya ihtiyacı vardır. Fakat kadın, yerinden kalkmaya bile üşenmektedir. Ses etmez. Daha önce olduğu gibi kendiliğinden vazgeçip gitmesini bekler. Oysa kış bitmek üzeredir ve bu sefer korkunç bir merak sarar kadını. Onu bilmek ister ve çıkıverir sıcak kovuğundan. 

    ​Uyanan insan artık geri dönemez. Ne bıraktığı yer eskisi gibidir ne de kendisi. Yolunu aydınlatan sözler susar, kişiler kayboluverir. Kurduğu düş her neyse, kendi başına gerçekleştirmenin telaşı içine düşer. Bu bir bakıma da özgürlük duygusudur ve ne çeşit bir şeyse yalnızlaştırır insanı. Sahte bir güvenlik çemberi oluşturup kalabalıklar arasında kaybolmak mı? Yoksa bu, hiç de şen olmayan içsel uyanışla özgürleşmek mi? 

    ​Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. Bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır. “Aklını kullanma cesaretini göster!”

    Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın, tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki, insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek, başkaları için de çok kolay olmaktadır.

    Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü. Başkalarının denetim ve yönetim işlerini lütfen üzerlerine almış bulunan gözeticiler, insanların çoğunun, bu arada bütün latif cinsin ergin olmaya doğru bir adım atmayı sıkıntılı ve hatta tehlikeli bulmaları için, gerekeni yapmaktan geri kalmazlar. Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra, bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarıya çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar; sonra da onlara, kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikelerin geleceğini bir bir gösterirler. Oysa onların kendi başlarına hareket etmelerinden doğabilecek böyle bir tehlike gerçekten büyük sayılmaz; çünkü bir kaç düşüşten sonra bunu göze alanlar sonunda yürümeyi öğreneceklerdir. (Immanuel Kant / 1784 /Aydınlanmanın Manifestosu)

    ​O gözeticiler, kendi çıkarları için büyük kitleleri yalancı baharlarla harekete de geçirebilirler. Tek istedikleri biraz daha para ve hükümranlıktır. Az biraz daha ve biraz daha hatta hepsi için buna değer. Onlar, yerin üstünde ve altında ne varsa tek sahibi olduklarına inanırlar ve bu büyük kalabalığı, birbirlerine boğdurarak meşgul ve bu şekilde yok ederler. Artık İsrafil’leri sura üflemiş ve bahar gelmiştir. Kudurmuş insan seli, birbirlerinin gözünü oyarak, birbirlerini boğarak uyanır. Onların olmayan olamayacak bir düşün içine hapsolurlar. İnsanlıklarından eksilirken mağaralarında kendi güdük inançlarıyla mutlu ve güvende olmak isterler. Artık derslerini de almış bir halde gözeticilerine biat edeceklerdir. 

    ​İçindeki seslerin farkına varan ve böylece içsel yolculuğa çıkan insanların vedasıdır, uyanış. Her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiği başka bir boyuta adım atmıştır akıl. Artık düşlere yön verecek olan da odur. Herhangi bir gözetici, yönetici veya seçilmiş birini istemez. Fakat ne yazık ki o kadar da kolay atılamayacaktır bu adım. Özgür bir birey olabilme aşamasında görünmez bağlarla geriye doğru çekilir insan. Biri kulağına eğilip “Sen kendini ne sanıyorsun?” diye fısıldar. “Şu kadarcık beyninle mi sorulara cevap arayacaksın, geri dur bakalım. Hem senin yapacak tonla işin var. Bu devasa çark nasıl dönecek, öyle herkes kendi aklınca düşünüp kendi dilince konuşamaz. Nankör olma, saygılı ol.” Kulaklarını tıkar, gözlerini yumar akıl sahibi ama o birinin oyuncakları, çok çetindir. Ayağını kaydırıverir çoğunun. Korku ete kemiğe bürünür ve en yakın dostu olur, kalabalıkların. Sanki bütün hikaye, bir zamanlar yazılmış, onlar da bunu yaşamak zorundaymış gibi yeniden uykuya geçerler ve bu kış hiç bitmesin isterler. Rahatlarını biri bozmaya kalkacak olursa önce onlar biner tepesine. Uyanış ve içsel yolculuk zavallı insan için neredeyse bir hayaldir. Gizli bir el tembellik yapmasına dahi izin vermez. Gözler üstündedir. Hiçbir şey olmazsa filler tepinmeye başlar ve cephelere sürülürler, hem de bile isteye. Orada pis bir siperde ölür insan ve filler uzlaşana kadar gömülmeyi bekler. Onunla beraber insanlık da gömülür. Neyse ki her zaman bahar gelir ve insanı sarsarak kendi yolculuğuna çağırır. 

    ​Tefekkür insanı doğurur, kıştan sonra gelen baharın doğurganlığı gibi. İnsan düşünmeye ve düş kurmaya başlamıştır bir kere. Yıllarca debelendiği hayatın kargaşasından kendi yalnızlığına doğru fırlar. Üzerine atılmış ağdan kurtulmak, ayaklarına takılmış prangaları sökmek, bileklerindeki kelepçeleri açmak ister.

    Demagogların pornografik dilleri kulaklarının içinde yuvarlanırken ağzını kapatır sıkı sıkı. Çünkü bunlar laf cambazıdırlar, sesini bile çalarlar insanın. Kendi çağının Morpheus’udur -morfinidir- bunlar. En güzel düşleri avlamak için fırsat kollarlar. Onların tuttuğu meşaleler, seyirlik gölgelerden başka bir şey sunmaz insana.

    Güvenli karanlığından çıkmayı başaran kişi, uyanmıştır. Artık onu ne avutabilir ki? Düşler mi? Beni bulmak ve onu uyandırıp yapılandırmak için düşlerden başka sarılacak bir şey bulamaz insan. 

    Sanatçı sarsıcı bir kargaşa yaratır, düş ve gerçek arasında. Oradan seslenir, insanlara. Gerekirse bir uyurgezer gibi kolları sıvayıp, dalar mağaralarına onların.

    “Tek bir şansınız var, verilmiş tek bir fırsat. Susun ve dinleyin, bakalım ruhunuzdan yükselen ses size ne diyor. İnsanı, bir nevi ölüler haline getiren cehalet uykusundan uyandırana teşekkür etmek ve böylece yeniden diri olmak için haydi, buradan çıkalım.”

    Emel Altuntaş, Bafra’da doğdu. Uludağ Ün. İ.İ.B.F Maliye bölümünden mezun oldu. İkinci üniversite olarak Anadolu Üniversitesi Açık Öğr. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü tamamladı. Uzun yıllardır devam eden profesyonel sigortacılık kariyerinin yanı sıra yapıya gönül verdi. Edebiyat dergilerinde yayınlanan öykülerinin yanı sıra, kolektif olarak yayınlanan Uykunun Gözleri adlı öykü kitabının da yazarlarından biri oldu. Ayrıca müzik alanında çalışmalar yapan Altuntaş, şu an ilk bireysel bir öykü kitabının hazırlıklarını da sürdürüyor.

    YAzarın DİĞER YAZILARI
    SuareMag – Nisan 2025

    emel Altuntaş suaremag yazar

    Related Posts

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    SIR

    Ocak 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    PORTRE

    Kasım 1, 2025 Elçin Çakmak Eraslan

    KARPUZ KABUĞU

    Kasım 1, 2025 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.