Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » NE ACI! NE KAHREDİCİ! DÜNYASI, UÇURUMDAN YUVARLANANLAR VAR
    SUAREMAG

    NE ACI! NE KAHREDİCİ! DÜNYASI, UÇURUMDAN YUVARLANANLAR VAR

    Eylül 1, 2025Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    zeynep tezel
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Zeynep Tezel

    Çivisi yerinden çıkmış dünyanın, haberimiz yok. Mavi bir misket misali yuvarlanıp gelmiş uçurumun kıyısına,düşmekle düşmemek arası o ince çizgide inleyip duruyor. Endazesi şaşmış, şakulü eğilmiş, kördüğüm olmuş, labirente dönüşmüş yorgun dünya. 

    O labirentin çizgisinin bir ucunu tutup iplik gibi uzatsam, çözüversem… Ariadne’nin ipi gibi yol gösterir mi? Ya da düğümlü mavi yumağı göbek bağından yakalasam, tutup çeksem ana kordonundan, kolaycacık çözülse, sökülse, terziler işe koyulsalar, yeniden dikseler dünyayı; renkleri karıştırarak. Rengârenk olsa yeni dünya. “İnsan, âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar,” demiş ya şair, benimkisi düşbaz hayaller. 

    Uçurumun kıyısında beklerken, -uçurum derken, tanrıların bile korktuğu o en derin yeraltı çukurundan bahsediyorum, Tartaros’tan- dünya bir uçta ben diğer yanda, düşünceler zıplayarak geçiyordu aklımdan. Kaybolmasınlar diye birbirlerine bağlamıştım düş’incilerimi. Kenetlenmiş kelimelerim kayıp boşluğa düşmeseler bari. Yoksa arkalarından atlamak zorunda kalacağım. Phoenix kuşu da değilim ki! Küllerimden yeniden doğamam. Ölümlüyüm. Ancak belli de olmaz. Yakalamak için atlayabilirim de. 

    Aslında, zıplayan jiletli düşüncelerim arasından en kötü ‘bitişi’ yakalamaya çalışıyorum; acı içinde. Ellerim de gözlerimde kesik kesik, kanıyorlar. Hangisini seçeceğimi bilemiyorum. 

    Persephone üzerinden anlatsam, her bitiş bir başlangıç, kısır döngü. Üstelik Persephone sahnenin gerçek oyunbazı. Kimse onun nerede duracağını tam olarak bilmiyor. Yeraltının soğuk patronu Hades’e de yeryüzünün huysuz bahçıvanı Demeter’e de mavi boncuk veriyor. Ancak herkes biliyor ki her bitişin ardından, Persephone kendi baharını yeniden başlatıyor, hem de alaycı bir tavırla.

    Ya da ‘bitişi,’ Prometheus’tan bahsederek anlatsam! Karaciğerinin gece yenmesi ve gündüz yenilenmesi üzerinden. Ancak, anlatmak istediğim, bir kısır döngü değil ki! Dünyanın çivisi yerinden çıktığına göre, daha yaralayıcı bir ‘bitiş’ olmalı. Sonsuzluğun bile silemediği bir sızı.

    Tartaros’un derinliklerinde kaybolan, yeniden başlamayan, bitişin gölgesinden çıkamayan bir doğum olmalı. Dünya mitlerinin unuttuğu bir bitiş veya dokuz âlemi birbirine bağlayan kozmik ağaç Yggdrasil’in dallarının kuruması, mevsimlerin birbirine karışması ya da Persephone’nin yeraltına çekilmesi, baharın hiç gelmemesi gibi… Hattâ, Prometheus’un her sabah yeniden parçalanan değil, sonsuza dek yerinde bırakılmış, hiç kapanmayan yarası olmalı. Aslında, dünya bittiği halde “bitme-miş” gibi yaşayan insanlığın, sonun sessizliğinde kendini oyalarken, gerçeği görenlerin atamadığı ilksel, uçsuz bir çığlık olmalı.

    Soluk mavi dünya, düşüşün eşiğinde beklerken, mabetlerin taşları da birer ikişer uçurumdan yuvarlanıyordu. Oysa, o kadim mabetler de kutsal olan ana rahmi değiller miydi? Demek ki dünya düşük yapmaya başladı. Yıkımın ilk sancılarını duyunca çığlık atmak istiyorum. Başaramıyorum. Gündüz düşü mü gördüğüm? Oysa, oyalanmamalıyım. Masanın başına oturup hemen ‘başlangıcı olmayan bir bitiş hikâyesi’ yazmalıyım.

    Kapının çalmasıyla uyandım. Terasta, tatlı bir akşamın ılıklığı var. Gökyüzü, yıkılmış tapınakların kalıntıları gibi çatlamış. Arada sert esen rüzgârın uğultusunda, eski çağların suskun fısıltıları yankılanıyor. İnsanlar, sanki hiçbir şey olmamış gibi sokaklarda yürüyor. Yüzlerinde tebessüm, gözlerinde derin bir uyku var.

    Kapıda Kevser. Yanında, gözlerinden zekâ fışkıran, durmadan iki yana salınan Mehmet’iyle içeri girdi. Bu ay yapılan tedavinin yeterince etkili olmadığını düşünüp sızlanıyor. Biliyor aslında. Zamana ihtiyaç var. Ancak ara sıra Kevser tükeniyor. Gel, dedim. Hava ılık, terasta dertleşelim.

    Oturduğumuzda, sert bir rüzgâr saçlarımızı uçurdu. Kevser’in yüzü düşük. Gelecek endişesi gözlerinin siyahlığına yerleşmiş. Mehmet’in kendi etrafında döndüğünü görünce, bakışlarımı Kevser’e kilitleyip, “Dünyası, uçurumdan yuvarlananlar var. Tutamamışlar, tutunamamışlar o dünyaya. Seninki savaşıyor,” dedim. Şaşırmıştı. Etrafına bakındı. Mehmet dönmeye devam etti.

    “Kimin dünyası uçurumdan yuvarlandı?”

    “Ben sana hiç Meczup dan bahsetmiş miydim?”

    “Hayır.”

    “Anlatayım. Hayır, hayır. Dur bekle. Hikâyesini yazmıştım, okuyayım.”

    MECZUP

    Meczup gün ışığına uyandı. Her gün aynı su tankının içinde uyanmasına rağmen ilk defa nerede olduğunu anlayamadı. Adı sorulsa söyleyemezdi, unutmuştu, “Meczup,” diye çağrılınca bakıyordu. Üç senede bu hale gelmiş, üç yüz sene gibi yaşamıştı günleri. Hızlı, ağır, acılı. Biliyordu zamanın kişilere göre ayrı ayrı işlediğini.

    Bugün her günden daha farklıydı. Önce anlamsız bakışlar fırlattı sağına soluna sonra dünü anımsadı. Bir müddet ter içinde oturdu. Sıcaktı sıcak olmasına ama terlemesi sıkıntısındandı. Rahatlayamamıştı. Çalıların arasına gidip mesanesini boşalttı. Eprimiş gömleğini paçaları kıvrık pantolonunun içine tıkıştırdı. Çatık kalın kaşları, buruşuk kara suratıyla yarım kalmış binalara kös kös baktı, bakışları yılgındı. Eliyle kıvırcık siyah saçlarını sıvazlarken yere vuran gölgesi yaşını doğrulamadı, otuz beşlik adamı yetmişlik kamburuyla ayrıntıladı.

    İnşaatın bitmesine daha aylar vardı. Yasaklar başlamıştı ancak binaların içinde gürültüsüz işlerle uğraşıyorlardı. Akın akın gelen yazlıkçılar evlerine yerleşmişlerdi. Ustalar, son beş aydır dur durak bilmeden çalışmışlardı. Hepsi aynı uzak diyarın adamlarıydı. Meczup ise, anlayamadığı değişik bir dilde konuşan çalışanlardan uzaklaşmış, diğerlerine yabancı kendi dilinin içine sıkışmıştı. 

    Yatakhane olarak kullanılan işçi odalarından da ayrılmış, inşaatın hemen dışındaki toprak alanda kendisi gibi yapayalnız, kavruk zeytin ağacının yanındaki dev su tankını mesken edinmişti. İçeride Kur’an-ı Kerim’i, takkesi, seccadesi, tespihi, su bidonu, tüplü ocağı, bir de yırtık pırtık çarşafı, dürülmüş kışı bekleyen yorganı yaşayıp gidiyordu. Çok az konuşuyor, işini aksatmadan yapıyordu. Hattâ,sundukları önerileri ya da parayı kabul etmeyerek patronlarını çok mutlu ediyordu. 

    Erken saatti. Uyuşuk bedeninde zaman, ağır ağır akıyordu. Ayılamamıştı. Ağzı bir çöl kadar kuruydu. Bakındı. İçme suyu yok. Dün akşamın kargaşasında kendini bile unutmuş, su almayı akıl edememişti. Midesi guruldadıkça yemek yemediğini fark etmesi de bir zaman aldı. Etraf, güneş kızıllığına bulanırken gözü o an bulunduğu tepecikten denize doğru kaydı. Martıların çığlıklarını dinledi. Kulaklarında başka çığlıklar da duydu. Elleriyle kulaklarını kapadı. Dinmedi o çığlıklar. Yüzünün içine batmış kara gözlerinin nemlenmesine aldırmayıp kollarını öne doğru uzattı, boya bulaşmış kaba elleri tir tir titriyordu. 

    Kemikli parmaklarını kuyu suyu dolu kovaya daldırıp abdestini aldı. Ağzını da çalkaladı. Suyu düşününce, yeniden dün akşam üzeri aklına düştü. Her şeyi en ince noktasına kadar hatırladı. Başının ağrısı gittikçe çoğalıyordu, alnının boşlukları arasına doluyordu akan ter. Ezana daha vardı. 

    Su tankının açık kenarına oturdu, kapkara gözleri derinlerde çok uzaklarda bir beyaz yelkenlide takılı kaldı. Hayalinde doğan âleme yaklaştığını düşününce koşmak, denizin üzerinde kilometrelerce koşmak sonra da en derin yerde batmak istedi. Bir DENİZ TÜRKÜSÜ eşliğinde.

    Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!
    Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.
    Ömrünün geçtiği sahilden uzaklaştıkça
    Ve hayalinde doğan âleme yaklaştıkça,
    Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık
    Başka bir çerçevedir, git gide dünya artık.
    Daldığın mihveri, gittikçe, sarar başka ziyâ;
    Mâvidir her taraf, üstün gece, altın deryâ…

    “Su biraz daha su,” diye mırıldandı, içmek için değildi bu su.

    Tık tık tıklamalarla daldığı âlemden ayılınca yerdeki sarı gagalı kuşu gördü. Sesi çıkaran kapkara bir kara tavuk. Gagalayarak âdeta ciğerini koparıyor. Yerdeki zeytin meyveleriyle oynuyordu. O çekirdeğin filizlenebileceğini düşündü. İşte o an, yüzü çekildi, rengi sarardı, başı döndü, huzursuzca olduğu yerde kalakaldı. Kolları çaresizce bacaklarına çarptı, bir daha çarptı ve bir daha… Kendi soyunun devam edememesine isyanla… Persephone hep yeraltında kalmıştı. Terine karışan kara bir damla yanağından süzülürken dün akşamüzerinin hüznü yeniden çöktü üzerine. Sonsuzluğa uzandı bakışları, uğuldayan dalgaların eşliğinde…

    Yol da benzer hem uzun hem de güzel bir masala
    O saatler ki geçer baş başa yıldızlarla.
    Lâkin az sonra lezîz uyku bir encama varır;
    Hilkatin gördüğü rü’yâ biter, etrâf ağarır.
    Som gümüşten sular üstünde, giderken ileri
    Tâ uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri…
    Mûsıkîsiyle bir âlem kesilir çalkantı;
    Ve nihâyet görünür gök ve deniz saltanatı.

    Oysa ne musikiyi duyan vardı ne de gök ve deniz saltanatını fark eden. Dün akşamüzeri, iskeledeki tüm bakışlar ishalliydi. Açmadılar çoğu ağızlarını da gözleriyle kustular. Yüzerken konuştular. Biri dayanamadı, “Çürük üzüm gibi kokuyor,” dedi. Oysaki ağzına içki sürmez. Bir diğeri, “Çöple ter karışmış gibi,” diye mırıldandı. Sanki bilmezler, su yüzeyi sesi çoğaltır. O kargaşada duydu tüm söylenenleri. Aldırmadı. Yan sitenin yöneticisi rica etmişti; bir kaza olmaması için yerinden çıkan parçalanmış tahtaları tamir etmesini.

    Sonuçta, görevi de niyeti de iskeleyi hızlıca onarıp tehlikeyi ortadan kaldırıp inşaata geri dönmekti. Ancak dönmedi, dönemedi. Onu orada tutan bisiklet yakalı kırmızı penyeli üç yaşlarındaki sarı bir oğlan. Kasıldı tüm bedeni, yere çivilenmişçesine dikildi tahtaların üzerinde. Kıpırdayamadı.

    Kollarında kolluk yoktu küçük oğlanın. Annesi ise çocukla ilgilenmiyor, bağıra çağıra telefondaki kişiyle kavga ediyordu. Bir iki kere, çocuk, iskeleden denize doğru koşunca meczup kendini tutamamış, oğlana doğru hamle yapmıştı. İskeledekiler kendisine süprüntüymüş gibi bakınca da duşların yanına gidip muslukları onarmaya başlamıştı. Ancak gözünü oğlandan hiç ayırmamıştı. Bazılarının gözleri ise çocuk yerine hâlâ kendi üzerindeydi. Saçmalıkları görünce hiç gidememiş, beklemişti. 

    Tık tık lar çoğalarak devam ediyordu. Tekrar gözlerini sarı gagalı kara tavuğa çevirdi. Kuşun su tankının içine girmiş olduğunu fark ettiğinde sesin de nereden geldiğini anladı. Kuş, katlı seccadenin üzerindeki tespihi, kurak toprakların son zeytin çekirdeğiymişçesine gagalıyordu. Plastiğe vurdukça ses yankılanarak büyüyordu. Kovmadı kuşu, ancak tık tık tıklar zihnini yontmaya başladı. 

    İskeledeki büyük oğlanların zıplamalarını, tahtada yarattığı sesin yankısını anımsadı. Cümbür cemaat hareket ediyorlardı. İtiş kakış arasında sarı oğlan denize düşünce bir an bile tereddüt etmeden, boğulma pahasına ardından atladı. Oğlanı sudan çıkarıp havaya kaldırdığında ellerinden çekip aldıklarını hatırladı; bolca su yuttuğunu da. Sonrası karanlık. Kendini iskelenin üzerinde yatarken bulmuştu. Kızılca kıyamet kopmuştu ancak Meczup yokmuş gibi bir kargaşa hüküm sürmüştü. Yerde uzanmış öksürdükçe öksürmüş, ciğerlerine kaçan suyu çıkarırken derin nefesler almış, gözlerini kapayıp açtıkça insanlar görmüştü. Ve dalgalar, sonra çığlıklar, ardından yok olmuştu tüm gördüğü insanlar.

    Başı dönüyor, etrafını başka bir ışık sarıyordu. Sonra, kendi dilinde bağırışları duydu. Köpük köpüktü deniz, can pazarı. Kulaklarına doluşan çığlıklar yükselmiş, yükselmiş, elleriyle kulaklarını kapamış yine de durduramamıştı o çığlıkları. Ege’nin derin sularında devrilen lastik bottaki feryâtları, kaybolan bisiklet yakalı kırmızı penyeli oğlunu, dalgalar arasında debelenerek çocuğunun ismini bağıran eşinin son çığlıklarını, çığlıklar, çığlık, çığ…, ç… Ellerinden kayıp gitmişti herkes. Kendine geldiğinde kayalıkların dibinde yatıyordu ve bir başkası biraz uzakta.

    Dün akşamüzeri iskelede kendine geldiğinde ise, aynı zaman dilimini paylaşan ama birbirini anlamayan hayatlar, duyguları ayrı kalan insanlar vardı. Kendi küresine, kendi dünyasına geçmek istedi. Bir aynadan usulca geçmeyi hayâl etti. Hayâl.

    Girdiğin aynada, geçmiş gibi diğer küreye,
    Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: “Yol nereye?”
    Ayılıp neş’eni yükseltici sarhoşluktan,
    Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan!
    Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu,
    Rûh erer varlığın zevkine duymakla bunu.

    Ege’nin öteki tarafına geçmenin de insan avcılarına yedirilen servetin bedelinin de karşılığı, ölümdü. Ölüm. Renkli, umut dolu dünyasının, Tartaros’un çukuruna yuvarlandığı an. Geri dönüşü olmayan. Uçurumun kıyısındaydı. Acı içinde. Acı.

    Dün akşam iskelede, yerde, tahtalar üzerinde yatarken hepsi zihninden dikenli köpükler gibi akıp geçmişti. Kısacık anda upuzun zamanlar. Eşi ve çocuğu uçuruma yuvarlanırken. Onların yolları başka bir yere evrilmişti. Bulundukları yerde, neş’e içinde olmaları diledi. Düşündü. Hep düşündü o sonsuz boşluğu. Uzaklardan incecik süzülen beyaz yelkenliyi seyrederken. 

    Çıktığın yolda bugün yelken açık, yapayalnız,
    Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız
    Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!

    Ezanı beklerken, kargacık burgacık suratı sakallarının arkasına saklandı. Yüzü, bedeni, kapkara bakışları artık çözülemeyen karanlık bir düğümdü. Oturduğu yerden ağır ağır kalktı. Sanki ayaklarını uzun zaman kullanmıyor gibiydi. Ayakkabılarını çıkardı. Çorabından fırlamış başparmağını çekiştirerek tekrar çorabın içine soktu, seccadesini yaydı, kıblesi zeytin ağacının yönündeydi. Namaza durdu. Bittiğinde yüzünde bir dinginlik… Hür maviliğin bittiği son noktada, çok uzaklarda, bisiklet yakalı kırmızı penyeli sarı bir oğlan el sallıyordu. Öyle hayal etti, öyle olsun istedi. Emin adımlarla iskeleye doğru yürüdü. 

    İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. (*)

    (*) Şiir, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Deniz Türküsü” isimli şiiridir.


    Zeynep Tezel, Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu. Tahsin Yücel, Berke Vardar gibi değerli hocalarıyla geçen üniversite yıllarından çok sonra 2022 senesinde yeniden edebiyat dünyasına döndü. Varlık Yayınları, Hikâyeci gibi dergilerde, İshak Edebiyat gibi dijital platformlarda, Eylül, Dışarıda Kalanlar, Ayna Meselesi, Anne Gölgesi, İstanbullu Öyküler gibi çeşitli kolektif kitaplarda öyküleri yayımlandı. Distopya Dergisi’nin yazarları arasında yer alan Tezel, 2023 Edebiyatist Kristal Kalem Öykü Yarışması’nda kısa listeye kaldı ve seçki kitabında öyküsü yayımlandı. Yazı yazabilen kişi olmak için çabalıyor.

    Yazarın Diğer Yazıları

    SuareMag – Arşiv
    suaremag yazar Zeynep Tezel

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    İsmi olmayan hikayeler -l

    Ocak 15, 2026 Öykü

    SLOWMOTION

    Eylül 1, 2025 Buğra Kaleli

    Haziran ayına özel şarkı listesi

    Haziran 1, 2025 SUAREMAG
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.