Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » SARIŞINIM
    Başak Bıyıklı

    SARIŞINIM

    Ocak 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Başak Bıyıklı

    Küçük tepenin üzerindeki yaşlı bankta oturuyorum. Bank en az benim kadar yaşlı. Belki de yaşlılıktan öte, terk edilmişliğin getirdiği o kadim yorgunluk var üzerinde. Yıllardır kimsenin yolunu gözlemediği, sadece rüzgârın ve kuşların insafına kalmış bir bekleyişin yorgunluğu bu. Popomun altındaki tahtalar denizin neminden şişmiş, yediği nemli rüzgârdan yarılmış, renkleri tuzdan ağarmış. Her bir çatlak, zamanın attığı çentikler gibi; neyi beklediğini unutan ama beklemekten vazgeçmeyen bir derviş sabrıyla öylece duruyor. 

    Yanı başımda sarışınım, birlikte yol aldıklarım arasında en sadık sırdaşım. Bank gibi, benim gibi sarışınım da hayli yaşlı artık. Boya çatlakları ve kırıkları belirgin, tozları lekeleşmiş. Titrek. Kaygılı. Onu bırakma zamanım çoktan geldiğini ikimiz de biliyoruz. Bu ayrılık ağır ve hantal olduğundan ya da yaşlandığından değil. Benim olduğundan. Bana benzediğinden. Sessiz kabullenişlerimi metalden gövdesinde bir ayna gibi taşıdığından. Üzerinden her bir düşüşümün sarsıntısını kendi içinde hapsetmiş, benim yerime kırılmış çelikten kemiklerini parmaklarımın altında hissedebiliyorum. 

    Pas bulabildiği her bir delikten limon sarısı boyalarının en derinlerine sızmış, onu içten içe yemiş tüketmiş, sinsi, sessiz ve durdurulamaz bir işgalle gövdesine yayılmış. Uzanıp başımı selesine yaslıyorum. Süngeri çökmüş, derileri yapışkan bir sıcaklıkla erimiş. Rahatsız etmiyor beni. Çocukluğumu kokluyorum üzerinden. Çocukluğumun bir limon ağacının altına yaslanmış, kayıp, küflü, acımsı kokusunu içime çekiyorum. Yaşlı dostum kendini taşımaya mecali yokken yıllardır benim için direnmiş. En son kim benim için bir şey yaptı diye sormaya korkuyorum. Sormaktan değil de hatırlayamamaktan. Hatırlayamamaktan değil hatırlayacak bir şeyin olmamasından. Hatırlayacak bir şeyin olmamasından değil hatırlayacaklarımın canımı yakacağından. Benim için ayrılmış boşluğun içinde, yankısını bulamayan bir ses gibi kaybolmaktan. Kaybolmaktan korktuğumdan… 

    Terapistim koltuğunda bana gözlerimi kapatmamı, en büyük korkumu düşünmemi ve ilk aklıma gelen görüntüleri ona anlatmamı istiyor. Sanki kelimelerimle o görüntüleri ehlileştirebilirmişim, o korkunç anları şeffaf bir kavanoza hapsedip rafa kaldırabilirmişim gibi. “Gözlerini kapat,” dediğinde aklıma deli bozuk şeyler geliyor. Karanlıkta yönünü arayan, birbirine çarpan, kanatları kırık yarasalar üşüşüyor zihnime. “Korkularını,” dediğinde göğsüm sıkışıyor. Derin nefesler alıyorum. Ciğerlerime dolan hava, o evin küflü koridorlarından geliyormuş gibi genzimi yakıyor. “İlk aklına gelen görüntüleri,” dediğinde hemen ciddileşiyorum. Hoşlanmıyorum bu egzersizden. 

    Beni, didik didik edip de bir türlü parçalarını birleştiremediğim o yapbozun başına oturtuyor zorla. Şifalanmayacağımı biliyorum ama şahitliğine ihtiyacım var. 

    Kapatıyorum gözlerimi. Odaklanıyorum en büyük korkuma -ki bunu en iyi sen biliyorsun sarışınım- ve sıralıyorum. Sanki bir suç mahalini tarif eder gibi, eksiksiz, soğukkanlı ama içten içe titreyerek. Tahta, çürük, içeriyi göstermeyen pencereler, sabahları kimseye duyurmadan camı açıp dışarıya kaçışlarım, o kaçışlarda aradığım görünmezlik, küçük eğer evde sadece annem varsa erkek kardeşimle öğleden sonra uykuları öncesi uzun bakışmalarımız, konuşursak bozulacak büyünün koruduğu sessiz anlaşmalarımız, babamın sefer zamanı değilse merdivenden gelecek adımların fısıltılarını dinleyişim, kalbimin ritmini o ayak seslerine uydurarak, her adımda biraz daha küçülerek bekleyişim, kapının her zaman kilitli oluşu, kayıp anahtarlar, kurtuluşun hep bir adım ötede ama erişilmez olduğu gerçeği, annemin kirpiklerinden eksik olmayan göz yaşları, ailecek yaşadığımız hapishane, kollarda kızıl izler, geceleri doğan kör gölgeler, duvarlara gömülen sağır sesler, koyu mor şişkin göz altı torbaları. 

    Ve gecelerin hiç yakışmadığı, gündüzün içine sızmaktan korktuğu o ev. Zamanın bile uğramaya çekindiği karanlık çukur.

    Bugün neden döndüğümü çok iyi bildiğim, başka bir başlangıç için kalıntılarının arasında son bir ateş yakmaya kararlı olduğum çocukluk evim. Başlangıcın ve sonun, külün ve ateşin birbirine karıştığı o lanetli mabet.

    “Ne görüyorsun,” diye soruyor terapistim. “Babamı,” diyorum. Görmekten en çok korktuğum, ama baktığım her yüzde aradığım o sureti. Gözümün önüne getiremiyorum. Zihnim beni korumak için yüzünü asitle yakıp silmiş hafızamdan. “Anlatsana bana onu,” diyor. Gözlerini hatırlamıyorum. Kocaman kara delikler var. İçine düşen her şeyi yutan, ışığı bile büken, sevgiyi ve merhameti yok eden dipsiz kuyular. Ağzı da bir başka büyük karanlık. Sesi kalın. Sert. Kelimeleri birer kırbaç gibi şaklıyor, tenime değmeden ruhumu dağlıyor. “Ne hissediyorsun peki?” “Korkuyorum. En çok ondan korkuyorum.” O döndüğünde ben kaçıyorum. Sarışınıma atlayıp uzaklaşıyorum. Çocuk bacaklarım bitene kadar pedal çeviriyorum. Yolun bittiği yere kadar değil, nefesimin kesildiği yere kadar, dünyanın ucuna kadar gitmek istiyorum.

    Sarışınım pelerinini takmış maskeli bir kahraman edasıyla kurtarıyor beni. O limon ağacının yere uzanan dallarının arasında saklanıyoruz. Dalların bizi sarmasını, dünyadan gizlemesini, görünmez kılmasını bekliyoruz.

     O doğuştan şanslı, limonların arasında yok oluyor. Ben ise esmer kıvırcık saçlarımla hep görünür. Neden saklandın diyor beni kolumdan çekiştirirken. Korkuyorum senden diyemiyorum. Ben ona hiçbir şey diyemiyorum. Parmaklarıyla hep aynı yerden sarıyor. Çürüklerimin üzerine yenilerini bırakıyor. Mor, yeşil, pembe, kırmızı çiçekler gibi. Vücudumda açan bu hastalıklı bahçeyi, bu acı dolu renk cümbüşünü seyrediyor. Suyu acı, tadı acı çiçekler. Mezarda da çiçekler var baba, seninkini boş bırakacağıma yemin ettim. Yeşeremeyeceksin. Mirasın sadece ölümün olacak. Kara mermerden bir mezar taşı. Üzerinde sadece ismin ve ölüm tarihin.

    Ne zaman doğduğunu kimse hatırlamasın. Varoluşun bir sondan ibaret olacak. Ölünü hatırlamak canımı acıtmıyor çünkü.

    Yakışıklım gel babamın öldüğü günü anlatayım sana. Boş ver en büyük korkumu, görüntüleri, sesleri. Ben sana kokulardan bahsedeyim. Yanık et kokusundan, bunca yıl geçmesine rağmen asla geçmeyen is, kurum ve zift kalıntılarından ve bir de uzun kibrit kutularından. İki ucu parmaklarımdan çok daha uzun olan kibritleri anlatayım sana. O kutunun kapağını son açtığımdaki sürtünmenin nasıl bir kurtuluş marşına dönüştüğünden bahsedeyim. 

    Sarışınım rüzgârda titriyor. Bankın diğer ucuna bir karga oturmuş. Fark etmemişim. Gözleri hiç karga gözü gibi değil. Daha çok martıya benziyor. Kırmızı ışıklardan bir halkayla bakıyor uzaklara. Benim göremediğim bir fırtınayı izler gibi. Ufukta toplanan kara bulutları, yaklaşan o büyük hesaplaşmayı önceden sezer gibi izliyor. Benim bilmediğim sırları saklar gibi bakıyor. “Neden sakladın bunca yıldır? Neden gizledin?” dercesine bakıyor. Yaptıklarımla öğünmek istemedim de ondan. Ondan kurtulduğumu, ondan benim sayemde kurtulduğumuzu kimse bilsin istemedim. Zaferimin sessizliği, intikamımın gürültüsünden daha kıymetliydi. Belki bir gün gelip o evden kalanlara uzaktan da olsa bakabilmek istedim. 

    Harabelerin arasında dolaşıp, yıkımın ne kadar güzel olabileceğini görmek, kendi eserimle yüzleşmek istedim. Küllerin bile çürüyebildiğini bilmesini istedim. 

    Onunla konuşabilmek istedim. Bana baksın, beni dimdik ayakta görsün, köklerimin ne kadar derinlere inebildiğine şahitlik etsin istedim. Beni kırmaya çalıştığı yerlerden nasıl daha güçlü filizlendiğimi, onun gölgesinden çıkıp güneşe nasıl uzandığımı görsün diye bekledim. Üzerimde hâlâ bir gücü olduğu sanmasını, çaresiz öfkesiyle toprağı tırmalamasını hayal ettim. Tozlu sesiyle bana “korkaksın, bir boka yaramazsın, senden sadece utanıyorum, hiç de sevmedim,” demesini istedim. Bunları diyemediğini fark etmesini, zehrinin derime işlemediğini görmesini bekledim. Ölü olduğunu bilmesini, ondan geriye bir dilin bir dişin bir parmağın tek bir kemiğin bile kalmadığını anlamasını arzuladım. Onun ölülüğüne karşın damarlarımda akan hayatı görsün istedim. Nabzımın her atışında, onun ölümünü tekrar tekrar kutlamak istedim. 

    Elimi mezarın keskin kenarıyla kesip parmağımdan akanlarla yarık toprağını sulayacağım. Olmayan diliyle tadıma baksın diye. Kanımdan yarattığı canavarın gücünü tatsın diye. Tepenin üzerindeki tahta banktan kalkıyorum. Kopup bana yapışmış kıymık parçalarını elimle temizliyorum. Bir tanesi avucumun içine batıyor. Ufak bir kan damlası. Yalıyorum. Kuruyana kadar emiyorum. Bank boş. Karga çoktan fırtınaya doğru uçmuş. Gökyüzü kararmış. Denize arkamı dönüp evin kalıntılarına doğru yürüyorum. Sarışınımın gidonundan tutuyorum. Parmağım kırık notalar çalan zilinin üzerinde geziniyor. Çatlak sesi boşlukta yankılanıyor. 

    Seni yakmayacağım sarışınım. Kırmayacağım. Parçalamayacağım. Atmayacağım da. Sadece gömeceğim. Seni gömebildiğimce derinlere, o sonsuz uykunun kollarına bırakacağım.

    Üzerini en yumuşak toprakla örteceğim. En güzel sarı çiçekleri dikeceğim. Nergisler, laleler, menekşeler. Toprak da sana hindibalar, hardal otları hediye edecek. En sarısından. Benim yasım, senin bayramın olacak. Gömdüğüm yer iyi gelecek sana sarışınım. Toprak seni saracak, kucaklayacak. Öpecek, koklayacak. Benim yapamadığım kadar şefkatle, benim gösteremediğim kadar özenle saracak yaralarını. Sevecek, koruyacak. Ben yanına gelene kadar sana benden daha iyi bakacak. Geçmişi unutturacak. Yeni bir hikâye yazacak. Ve sen, o karanlık toprağın altında, köklerin fısıltılarını dinleyerek, yeni bir dil öğreneceksin.

    Ve ben bir gün geleceğim. Hiçbir saatin tam olarak doğruyu göstermediği bir zamanda. Güneşin ve gecenin birbirine karıştığı bir anda. Kuşların tersine uçtuğu günlerden birinde döneceğim. Seni özenle gömdüğüm toprağın bağrından çekip çıkartacağım. Yeniden doğuracağım. Çünkü gömülenler yeniden doğabilir. Tohumlar gibi, sırlar gibi, efsaneler gibi… O gün yine bir maskeli kahramana ihtiyacım olacak. Ama bu sefer kurtarılmak için değil, kendi hikayemi baştan yazmak için. Üzerine atlayacağım. Artık gıcırdamayacak, söylenmeyecek, sızlanmayacaksın. Taptaze, bahar gibi yepyeni olacaksın. Ben de sarışınımla gurur duyacağım. Pedallarını tanımadığım ve belirsiz bir geleceğe doğru çevirdikçe sen beni hiç hatırlamak istemediğim geçmişime götüreceksin. Ama o yolculuk artık bir fetih olacak. Geçmiş değişmiş olacak. O da yeniden doğacak. Ve ben yeniden doğmuş geçmişimle henüz hiç yaşamamış geleceğimin arasında sarı bisikletimle rüzgâra karşı uçacağım. 


    Başak Bıyıklı İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Yirmi yedi yıldır pazarlama araştırması alanında çalışıyor; kendi işinin sahibi. 2022’de Çanakkale’ye taşındıktan sonra edebiyat eğitimine ve yazı çalışmalarına yoğunlaştı. Öykü ve küçürekleri çeşitli kolektif kitaplarda yer aldı. Denize ve fıstık çamlarına karşı yazıyor; yakında yayımlamayı planladığı kişisel kitapları üzerinde çalışıyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    başak bıyıklı suaremag yazar

    Related Posts

    BEYAZ LEKE

    Nisan 3, 2026 SUAREMAG

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ADALARDAN BİR YAR GELİR BİZLERE 

    Nisan 1, 2026 Gönül Yasemin Ölmez

    SON DANS

    Nisan 1, 2026 SUAREMAG
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    ‘Gizli Ajan’ ‘ve Romería’ Türkiye’de ilk kez Adana Altın Koza’da seyirciyle buluşacak

    Eylül 23, 2025 Etkinlik

    Seçimler ruh halimizi nasıl etkiliyor?

    Mayıs 9, 2023 Uncategorized

    ‘Boykot bir hak mı? Suç mu? ‘ sorusuna yanıt arayanlar için 10 film

    Nisan 2, 2025 Aktüel
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.