Close Menu
    Son Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Ekim 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

      Ekim 2, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » İsmi Olmayan Hikayeler – ll
    Öykü

    İsmi Olmayan Hikayeler – ll

    Şubat 19, 2026Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Sibel Kırcadere Uslu

    O kadar sıcak bir gün ki bugün, kumların üstünde sıcak hava bulutundan oluşan katmanı görebilirsiniz. Maria, kırk yaşlarında İtalyan asıllı bir kadın, üzerindeki siyah t-shirtünün önüne bağladığı kısa mutfak önlüğüne ellerini silip, mutfaktan aceleyle çıktı. Çalıştığı restoranın önünde kıyamet kopuyordu. Platin sarısı uzun, saç eklettiği apaçık, saçlı, pırıltılı gümüş rengi bir bikini giyinmiş kadın, bir çok bilezik, deri bileklik taktığı kolunu aşağı yukarı sallayarak -şangır şungur sesi çıkıyordu böylece- avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

    “Bu ne rezillik! İki şezlong için 40 Euro para veriyorum, bu rezillik kabul edilir gibi değil. Bu kişi!.. Benim şezlongumun yanıma işedi!”

    Kadının  gösterdiği beş yaşlarında küçük bir kız çocuğuydu. Küçük çocuk güneş sarısı saçlarından bir tutamını ağzına alıp emiyor, başı önünde, ağlamamak için kendini zor tutuyor gibi görünüyordu. Maria kızın etrafında kimsenin olmadığını fark etti. 

    Usulca küçük kızın yanına yaklaştı. Maria yaklaştıkça sidik kokusunu daha çok alıyordu. Çocuğun şortu da ıslaktı. Başını iyice öne eğen kızın omzuna hafifçe dokundu Maria.

    “İyi misin çocuğum?”

    Çocuk saçlarını ağzında çekip başını yukarı kaldırdı. Maria’nın gözlerine baktı. Maria daha önce hiç bu kadar masum ve ürkmüş bir şey görmediğini düşündü. Kızın gözlerindeki yaşlar pıt pıt akmaya başlamış, dudakları aşağıya o kadar çok kıvrılmıştı ki sanki hep öyle kalacakmış gibi duruyordu.

    “Annen nerede çocuğum?” diye sordu Maria .

    Platin saçlı kadın hala bağırıyordu. Ama şimdiki hedefi onu sakinleştirmeye çalışan garson kızdı.

    “Bu ne kepazelik. Biri, keyfimin kaçmasının hesabını vermeli!”

    Maria küçük kızı, hazır kadın o tarafa bakmıyorken kendine doğru çekti. Küçük kızın kokusu sidik kokusunu dahi aratacak kadar kötüydü. Saçları, bir sokak köpeğinin tüylerinden bile karışıktı. Maria kıza anne ve babasını bir daha sormaması gerektiğine karar verdi. Küçük kızı önünde tutarak, böylece görünmüyordu, mutfağa gitti. 

    Mutfağa girdiklerinde Maria biraz tereddüt etti. Çocuk o kadar pis ve kötü kokuyordu ki, buradaki her hijyen kurallarını, sadece  varlığı ile yıkıyordu. Az önce sirkeli suda temizlediği marulları doğradığı metal sehpanın ucuna yaslandı Maria. Önemli bir karar alacağı zamanlarda yaptığı gibi çenesini hafifçe sıktı. 

    “Beni burada bekle küçük” diyerek mutfaktan hızla çıktı.

    Platin saçlı kadın nihayet sakinleşmişti. Masasının üstü meyve tabakları, çerezler ve kokteyllerle  donatılmıştı. Kadının sakinleşmesi işletmeye pahalıya mal olmuş görünüyordu. Sinirden tırnaklarını yemeye başlamış patron,  masasının arkasındaki koluna yaslanmıştı. Maria patronunun yanına gitti.

    “Patron, benim tansiyonum düştü. Mutfağı toparlayıp eve gidebilir miyim?” 

    Maria patronunun buna için izin vermeyeceğini biliyordu. Çalışanlarının bir insan olduğunu sıklıkla unutan biriydi. Çalışanın başı ağrıyamaz, midesi bulunamaz ve kesinlikle uyuya kaldığı için işe geç kalamazdı. O yüzden Maria işten kovulmaya hazır Patronun dudakları arasından çıkacak hakaretleri beklemeye başladı.

    Patron  tam ağzını açtığı sırada, yüzünü ekşiterek burnunu kapadı.

    “Maria sen sidik mi kokuyorsun?”

    Maria’nın utançtan yüzü kızardı. Sonra hemen toparlandı. Bu fırsatı kaçıramazdı.

    “Aslında tansiyonum düşünce bayılmışım. O sırada da…”

    Patron, birkaç adım geri çekilerek elini bir şeyleri kovalıyor gibi salladı. 

    “Git evine de güzelce temizlen öyleyse.”

    Maria “peki efendim” diyerek arkasına sevinçle döndüğünde; patron arkasından seslendi.

    “Yarın akşam mesaiye kalacaksın!”

    Maria hızla mutfağa gitti. Küçük kız hiç kıpırdamamıştı. Hala ıslak olan gözlerle kadına bakıyordu. Maria önlüğünü söküp, tezgâhın altına bıraktı. Kızın elini tuttu.

    “Haydi bakalım küçük, eve gidip seni temizleyelim.”

    Maria küçük kızı güzelce yıkadı. Saçlarını tararken bazı yerlerini kesmek zorunda kalsa da güneş rengi saçları hala omuzlarına kadar uzun kalmıştı. Yatağının ayak ucunda bulunan sandıktan, eski ama hiç giyilmemiş mavi ince keten bir çocuk elbisesi çıkarıp göğsüne yapıştırdı. Kokladı elbiseyi. Maria’nın  gözleri yaşlandı. Küçük kız, kadının üzüldüğünü görünce korkup kapının arkasına saklandı. Saklandığı yerde işedi. Maria kapının arkasını temizledi. Küçük kızı tekrar duru su ile yıkayıp temizledi.  

    “Korktuğun için işediğini biliyorum küçük. Korkma. Sadece üzülmüştüm. Sana kızgın değilim.”

    Mavi elbiseyi küçük bedenine giydirdi. Saçlarını da iki pelikördü. 

    “Peki sana ne isim verelim?”

    Kız yine hiçbir şey söylemedi. Ama gülümsüyordu.

    “Eskiden senin yaşlarında bir kızım vardı benim de. Senin gibi gülünce, güneş açardı…”

    Kızın omuzlarından tutup biraz uzaklaştırdı kendinden. 

    “işte! “ dedi Maria. “Tertemiz oldun. Bir de yemek yiyelim. Yarın da polis karakoluna gidip ailenle ilgili bir şeyle bulmaya çalışırız.” dedi.

    “Ama o zamana kadar sana Elizabeth diye sesleneceğim” diyerek sarıldı kıza.

    Elizabeth Maria‘nın altı yaşındayken amansız bir hastalığa yenik düşen altın saçlı kızının adıydı.

    Ertesi sabah Maria erkenden restoranı açmak zorundaydı. Zaten polise gitmek için hiç acele etmek de istemiyordu. Polis ailesini hemen bulabilir ya da ailesi yoksa onu devlet koruması altına alabilirdi. Ama “sen buldun, senin olsun bu çocuk” demeyeceklerini biliyordu. Her ne kadar bunu canı gönülden istese de. 

    Küçük kız mışıl mışıl uyuyordu. Yatağında birlikte uyumuşlardı. Aslında Maria pek de uyuyamamıştı. Sürekli uyanıp Elizabeth’im deyip koklayıp öpmüştü küçük kızı.

    Kahvaltı için ona krovasan pişirmişti. Yıllardır sabah erken uyanıp krovasan yapmamıştı. Yanına reçel de koymuş, süt için bir bardak. Ve bir not. Okuma yazmayı bildiğini umarak.

    “Dolapta taze süt var Elizabeth. Sen kahvaltını bitirene kadar dönmüş olurum.”

    Maria bir mazeret bulup bugün de işten izin almaya niyetliydi. Tabi patronu onu kovma ihtimali  çok yüksekti. Olsundu. Birkaç gün Elizabeth le baş başa zaman geçirip sonra başka bir iş bulabilirdi. Kenarda birkaç aya yetecek parası nasılsa vardı.

    Restoran’a girdiğinde patron Maria’ya doğru hızla yürümeye başladı. Maria yıllardır öğrendiği gibi mahcupça başını öne eğip  kıyametini bekledi. Patron Maria’nın o kadar yakınına dikildi ki zaten kadın bakmaya çalışsa gözleri şaşı olacaktı.

    “ıhıhı” diyerek önce boğazını temizledi patron. Maria hala gözleri yerde, omuzları yukarıda, dişleri sımsıkı kenetlenmiş durumda.

    Bir kahkaha koptu patrondan. Dar omuzlu, sadece ensesinde kalmış birkaç tel saçını uzatıp at kuyruğu yapmış altmışlarındaki adam öyle gülüyordu ki, karnını tutmak için öne eğildiğinde başını Maria’nın başına çarptı. Bu adamı daha da fazla eğlendirdi. Maria acıyan alnını tutup adamdan birkaç adım geriye uzaklaştı.

    “Neler oluyor patron” diye sordu Maria . Sesi istediği kadar kızgın çıkmamıştı.

    “Sen koskoca kadın her yere işemişsin.” Kesik kesik, kahkaha arasına sıkıştırdığı kelimeleri zorla söyledi patron.

    “Demiştim ya dün, benim tansiyon…” 

    Maria kendini daha açıklayamadan genç kadın garson yanlarına geldi. Eskiden beri hiç haz etmezdi bu kızı. Kızın da onu sevdiği söylenemezdi.

    “Günaydın Sidikli Maria” dedi genç kız ve bir kahkaha bırakarak, geriye devam etti.

    Maria, dün bunun iyi bir mazeret olduğunu düşünmüştü. Bugün ise bu durum canını sıkıyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu ve bunu kimse görsün istemediği için başı önde mutfağa geçti. Dün sıvatıp attığı yerden, metal tezgâhın alt rafından, önlüğünü alıp taktı. Ellerini lavaboda bir cerrahın ameliyat öncesi  yaptığı gibi dikkatlice yıkadı. Tezgâhın altına eğilip soğan kasasında bir tane sopan alıp tezgâha koydu. Arka duvarda asılı olan çeşitli boyutlardaki bıçakların arsında büyükçe bir tanesini aldı. Tek ve sert bir hamleyle soğanı ikiye böldü. İki yarım parça da birbirinden çok uzaklaşmadan aldıkları darbe ile bir süre  sallandılar. Maria, bıçakla ikiye ayırdığı soğanlara baktı bir süre. İçeriden gelen gülüşmeleri duyabiliyordu.

    “Koskoca kadın!”

    “Maria mı? İnanmam.”

    “Bir de tansiyonum demiş.”

    “Sidikli Maria!”

    Maria bıçağı sudan geçirip yerine geri astı. Önlüğünü çıkarıp özenle katladı. Metal tezgâhın altındaki rafa koydu. Bıçak standının altındaki çekmeceyi çekip streç film aldı. Yarım soğanları kaplayıp buz dolabına koydu. Arka taraftaki sadece klozetin sığabildiği kadar küçük olan tuvalete girip, klozetin üstüne asılmış olan yer yer sırları dökülen aynada kendine baktı. Elli yaşlarından bu yana yüzünü hiç incelememiş, sadece, saçını düzeltmek için kaçamak bakışlar atmıştı aynaya. Gözlerinin yanlarındaki kırışıklıkların derinleşmiş olması şaşırtmadı onu. Yanaklarının çenesinin altından aşağı doğru kaymış olması da. Ama gözleri değişikti. Parlıyorlardı. Çünkü sevgili Elizabeth evdeydi. Ve neredeyse Maria onun varlığını ve buraya geliş amacını birkaç dakikalığına unutmuştu. Gözleri geleceğe dair umutla parlıyordu. Hafta sonu planı bile yapmamış olan Maria iki aylık bir tatil planı yapmıştı. Kirli aynaya gülümsedi. Mutfağın kapısından çıkıp temizlik yapan, masaları yerleştiren, barı arkasında bardakları kurulayan çalışma arkadaşlarına baktı. Her biri ona alaycı bir gülümseme ve aşağılama ifadesi ile bakıyorlardı. Maria gülümseyerek, “Patron nerede?” diye sordu.

    O sırada patron odasından çıkıp, göbeğinin altında sıkışmış olan pantolon kemerini yukarı doğru çekiştirmeye çalıştı.

    “Buradayım sevgili Sidikli Maria” dedi

    Herkes o anı bekliyormuş gibiydi. Bir kahkaha fırtınası koptu. Maria tek tek herkesin yüzüne baktı. Kendinden emin ve gülümseyerek. Bakışlarının değdiği herkes kahkahasını yutmaya başlamıştı. Şimdi sadece birkaç fakir hıçkırık sesi kalmıştı restoranda. Maria patrona yaklaşıp, elleri belinde konuştu:

    “Sidikli Maria olarak, şunu söylüyorum. İstifa ediyorum.”

    Sessizlik öyle ani oldu ki neredeyse kulaklarının birden sağır olduğunu düşünecekti Maria. Şimdi tüm çalışma arkadaşları ona kıskanarak bakıyorlardı. Birden istifa edebildiğine göre umudu olmalıydı ve elbette bir miktar parası.

    Maria restoranın müşteri kapısından çıkarken kapıyı çarpmadı. Sadece bir kahkaha attı.

    Bu yeterli diye düşündü Maria. ‘Deli ya da sidikli. Bana artık ne dedikleri umurumda değil nasılsa’ diye geçirdi içinden. Kendini teskin edebilmek için. Çünkü bu yaşına kadar yaptığı en büyük çılgınlıktı. Hatta hayatında yaptığı tek çılgınlık.

    Maria başı dik, yürümeye başladı. Çalışma arkadaşları arkasından kesin bakıyorlardı ve onun korkudan titrediğini fark etmemeleri için içinden kutsal ruha dua etti. Otobüs durağına vardığında, bekleyen birkaç kişi ile birlikte beklemeye başladı. Ona benzeyen birkaç kişi. Kıyafetleri, ayakkabıları, duruşları… Hatta bir kadında Maria’nın çantasından aynısı vardı. Maria artık onlara benzemediğini hissediyordu. Evet hala onlar gibi otobüs bekliyor, onlar gibi ucuz ve promosyon kıyafetler giyiniyordu ama artık o bu sınıftan ayrılmıştı. Onun bankada ona birkaç ay yetecek parası, evde Elizabeth’i ve hayali vardı. Maria artık gençken okuduğu Daniel Stell in romanlarındaki kadın kahramanlardan biri olmuştu. Biraz geç olmuştu, bu yaşta, ama olsundu. O artık kendi yolunu çizecek, mutlu ve hayat dolu, çılgın ama cesur bir kadındı. Elizabeth evde onu bekliyordu. Belki yeni uyanmıştı, kahvaltıya bile yetişebilirdi, lanet otobüs her zamanki gibi gecikmezse! Bankada parası vardı. Umudu…

    Önündeki engel, gelmeyen otobüs ve içinden artık cılız çıkan ‘ sen ne yaptın!’ diyen sesti.

    Maria otobüse orta kapıdan binip arkaya ilerleyen kalabalığın arasına karıştı. Asıldığı yer, onun için fazla yüksek olduğu için el bileği birkaç dakika sonra sızlamaya başlamıştı ama zaten buna çok alışıktı. Otobüsün camından kendi yansıması ile göz göze geldi. Yüzündeki kırışıklıklar, çene hattındaki sarkma yansımada bile ayrıntılı belli oluyordu. Saçlarındaki zamanı gelmiş dip boya, beyazlar çok da belli değildi. Yansımadaki gözlerde romanlardaki kadınların cesaretini aradı. Tek gördüğü, geçirdiği cinnet sonrası cesedin yanında duran bir katilin gözlerindeki deli pişmanlıktı. Gözlerini sımsıkı yumup açtı. Artık yeni bir hayata başlıyordu. Bu bakış değişmeliydi. Değişmedi. Yansımasına otobüs yolculuğu boyunca bir daha bakmadı Maria.

    Otobüsten iner inmez koşar adım mahallesine yürüdü. Evin kapısını açmadan önce derin bir nefes aldı. Şimdi içindeki ‘sen ne yaptın sesi ‘susmuştu. Yüreği ağzında, evrenin tüm kelebekleri midesindeydi. Sanki Maria tekrar sekiz yaşında bir kız çocuğuydu ve arife günü aldıkları bayramlık kıyafetlerinin yastığının altına sakladığı bir bayram sabahına uyanmıştı.

    Maria evinin kapısını açtı. 

    “Elizabeth! Ben geldim. Kahvaltıya Yetiştim mi güzel kızım.”

    Kahvaltıya dokunulmamıştı. Yazdığı not aynı yerinde duruyordu. Yatak odasına ilerledi.

    “Seni uykucu yumurcak. Tabi kim bilir ne kadar yorgundun kuzum benim.”

    Yatak boştu. Banyonun kapısı açık. Elizabeth hiçbir yerde yoktu. Gitmişti. Geldiği gibi aniden.

    Bitti.


    Sibel Kırcadere Uslu

    Bursa’da doğdu. İlk, orta, lise ve üniversiteyi Bursa’da okudu. Bursa’da yaşıyor. Zehra Su ve Zeynep Ada’nın annesi. Kehanetteki Çocuk Suzan Orto ve Fırtınadaki Çocuk Suzan Orto serisinin yazarı.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI

    öykü

    Related Posts

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Erdal Öz Edebiyat Ödülleri’nin 2026 yılı sahipleri açıklandı

    Eylül 30, 2026 Edebiyat

    İsmi olmayan hikâyeler – VIII

    Ağustos 30, 2026 Manşet 2

    Benan Bilek’ten iki yeni öykü kitabı:

    Ağustos 26, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Yazar Tuba Ayşe Özgür’ün, fotoğraf sanatçısı Nihal Gündüz’ün fotoğraflarıyla yer aldığı yeni kitabı Kırık Yansımalar üzerine İstanbul…

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

    Ekim 8, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    SEKİZ KIŞ, YEDİ GÜZ                                            

    Mart 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    DAĞITILACAK GİYSİLER

    Haziran 1, 2026 Şehnaz Orhan

    HAYATIMSI

    Eylül 1, 2026 Buğra Kaleli
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.