Elif Özge Karakaya

Sıradan ama dirençli güzelliğe sahip bu şehrin bir adı yoktu. Geçmiş zamana ait kayıtlarda eksik bırakılmış, haritaların kenarında boş bir alan gibi duruyordu. Ona isim vermek isteyenler, gelecek zamana aktarılabilmesi için hikâyesini yazmaya karar verdiler.
Şimdiki zamanda şehre giden kalemler
Güneşin her açısını, taşın her gölgesini, duvarların yüzeyindeki çatlakları yazmak için daha fazla kaleme ihtiyaç duyuyorlar. Haber yollanıyor, yenileri geliyor. Şehir sakinlerinin her hareketi gözlemleniyor. Her sokak başında bir kalem nöbet tutuyor. Kayda ilk alınan, sakinlerin benzer görünüme sahip olduğu; seslerinin yüksek, adımlarının ölçüsüz olduğu not ediliyor, eksik olan bir şeylerin olduğu ekleniyor. Sakinler her gün simsiyah giyiniyor. Pencereler, kapılar, kaldırımlar kayda geçiriliyor. Kimileri geçmiş zamanda neden yazılamadığını anlıyor, kimilerine göre ise şehirde görülmeyenlerin olduğu fikri var. Anlayanlar gitmek niyetinde, eksikliği bulmak isteyenlerle anlaşmazlık yaşanıyor. Soruşturmalar başlıyor. Bu şehir bu kadardan mı ibaret? Bir gün biri ağzından kaçırıyor, bir de çöplük var. Hava daralıyor. Oraya gitmek isteyenlere mâni olunuyor. İnatçı kalemler etrafı daha dikkatli izliyor. Gözden kaçan çöp kamyonetlerinin peşine düşülüyor. Kamyonetler sabahın erken saatlerinde yola çıkıyor, sakinlerden artakalanları sessizce taşıyor. Çöpçüler maskelerini paylaşmıyor, kalemler bir bez parçasından maske yapıyor.
Çöplük.
Yukarı doğru daralan şehir V şeklinde sivrilmiş. En uç noktasında çöplük var. Yol saatlerce sürüyor. Uzadıkça merkez küçülüyor. Kokusu şehre yayılmasın diye uzağa atılmış. Sakinlerin kokuyu bilmedikleri kayda geçiriliyor. Biliyor olsalardı kendine özgü, büyüleyici kokuya karşı maske takmazlardı. Taze, genç ve hafif baharatlı hafif de toprağı taşıyan havayı şehre yayarlardı deniyor. Kokudan arındırılmış şehir merkezinin monoton, ruhsuz, özünü kaybetmiş ve hatta giderek yok olmaya mahkûm olacağı düşünülüyor.
V, Tepe noktasında görülenler.
Rengini kaybetmiş şehrin görüntüsü. Yıllardır süregelen çöplerin ağırlığında hayata tutunabilmiş toprak. Çöplük sakinlerinin benzersizlikleri, toprağa dokunan yumuşak adımları. Her biri farklı tonda sesleri. Sakinlerle şarkı söyleyen arılar; onların kondukları mor, pembe, kırmızı ve tonlarında yoncalar. Kırmızı, gözün alışık olmadığı canlılıkla toprağın içinden yükseliyor. Yoncalar kümeler halinde, yalnız değil. Kökleri birbirine değiyor, görünmeyen bir ağ haritası olduğu düşünülüyor. Rüzgâr sert estiğinde birbirlerine yaslanıyor, ağırlıklarını paylaşıyor. Kayıt devam ediyor. Henüz burada kış görmedik. Kışların bu tepede zor geçeceği olası. Kışın ardından hayatta kalan yaşlı yoncaların birbirlerine sırtını dayamış olması, sıradan ama dirençli duruş sergiliyor. Gelecek zamanda da görülmesi gerekiyor.
Şehir varlığını sürdürebilmek için büyümeli ve bir adı olmalı. Adı konduğunda neyin değişeceği sorusu tartışma yaratıyor. Merkezin değiştirilmesi, şehrin çöplüğe taşınması teklif ediliyor. Buranın kontrol altına alınması gerektiğini, sınır çizilmesini, düzen getirilmesini öneriyor tartışanlar. Yoncaların budanması teklif ediliyor. Fazla yayılması engellenmek isteniyor. Sınır çiziliyor. Yol kenarına taşanlardan başlanıyor.
Tepedeki mor, pembe, kırmızı yoncalar geçmişte olduğu gibi gelecekte de olacaklarını gösteriyor.
Toprak bunu biliyor. Kıştan sağ çıkanlar, bir sonrakine kök bırakacak, toprağı besleyecek. Çöplük dolmaya devam edecek.
şehri kayda geçirdiler.

Elif Özge Karakaya, Marmara Üniversitesi Alman Dili Edebiyatı Bölümü’nü yarıda bırakıp Ekonometri Bölümü’ne başladı ve oradan mezun oldu. Ancak bir süre sonra kendini IT sektöründe çalışırken buldu. Tüm bu yolculuğunda kitaplar ayrılmaz eşlikçisi oldu. Yaratıcı yazarlık, mitoloji ve psikoloji dersleri alarak kendini geliştirmeye, kitaplarla yeni yolculuklara çıkmaya devam ediyor. Bu süreçte iki kolektif kitapta öyküleri yer aldı ve şimdi ‘Virgülle rafa kaldırdığı defteri’ yazmaya devam ediyor; bu kez, daha belirgin bir mürekkep kullanarak.


