Saliha Demir

“İnsan, yazar olacağım diye anılarını hoyratça harcamamalıdır.”
Önünde bir bilgisayar, açık duran şarjı azalmış tablet, ara sıra çalan telefon, sayısız karalama kâğıdı, içi boş sigara paketleri. Ekranlar ona bakarken aynı tümcelerde yer alamayacak sözcükler Matrix filminin kodları gibi zihnine iniyordu. “Yazma bir çeşit hastalık,” diye söylenerek soğuyan kahvenin telveyle karışık son yudumunu içti. Otelin terasında gece kuşlarına hizmet eden garsonla göz göze geldiler. Müzisyen çocuk. Üzerinde çocuksu desenlerle sempatik gösterilmeye çalışılan buruşuk önlüğüyle ona yazmaya çalıştığı denemenin çok uzağında bir ilham veriyordu. Bakışlarını kaçırdı. Deli gibi görünmek umurunda değildi. Açıklama yapmak daha zor geliyordu. Bitiremediği yazısının ikinci kez çiğnenen bir sakız gibi sünen satırlarına baktı. Bir metni daha anılara boğmuştu. “Acemilik!” diye geçirdi içinden.
“Bence yazar, hangi gerçekleri okurlarla paylaşmak istediğini, hangi acı gerçeklerin yalnızca kendisini ilgilendirdiğini saptayabilen kişidir.”
Terasın adı Tomris Uyar’dı. Bu ülkede değeri zamanında bilinmeyenler mekanların, sokakların, müzelerin tabelalarında görünür o değerli şeylerin yitip gitmesinden sonra. Çalıştığı masadan kafasını kaldırdığında koca bir duvarla yüzleşirdi. Solda Tomris’in fotoğrafı. Sağa doğru ilerledikçe duvar boyu dönemin sayılı erkek şairlerinin resimleri. Nazım Hikmet ile Mehmet Akif yan yana. Az ötede Turgut Uyar, Attila İlhan, Edip Cansever… Bu kadar erkek arasından standart bir güzelliğin ötesine geçmiş derin bakışlarıyla Tomris, anlamlı yüzüyle ona yazıyı sorgulatıyordu. Terasta hayat akarken, başkaları şarkı söylerken, kahve ile alkol kokusu birbirine karışmışken kendine yazıyı dert eden bir kadın dünya değiştirmiş bir hemcinsinden medet umuyordu.
“Yapmak istemediğim bir şeyi yapmaya ya da gitmek istemediğim bir yere gitmeye zorlandığımda ürkerdim, ateşim gerçekten yükselirdi, bacaklarıma inanılmaz sancılar saplanırdı. Bunların uyduruk özürler olduğunu düşünerek üstlerine gider, ateşimi yok sayıp bacaklarımı yürür hale getirirdim,” diye fısıldadı Tomris.
Yeni gün başladı. Bu saate kadar çalışarak delirmenin eşiğine gelmek olası. “Kendisi acı veren bir dünyada olanları bir de yazmaya çalışmak yasaklanmalı,” diye düşündü. “Başka dünyalar, yeni yollar yazmayacaksam ne işe yararım?” Tomris’in bir yangında kül olan “Suya Yazılı” romanını hatırladı. Acaba yangında o bitmeye çok yakın kitap taslağı onun daha iyilerini yazması için mi yok olup gitmişti?
Tekrar yazıya döndü. Anılarına dair ne kadar iz varsa sildi, attı. Onda olan onda kalmalıydı.
“Bütün mektuplarınızı, gençlik anılarınızı yakın derim,” diye seslendi çerçevesinden Tomris.
Yazarken tıkandığında ne yaptığını anımsamaya çalıştı. O sırada gececi garson terasın ortasındaki rafı düzenliyordu. Üst rafı boşaltıp üzerine çömlek saksılı bir çiçek yerleştirdi. Üzerinde bir not vardı: “Kadınlar gününüz kutlu olsun.”
Telefonuyla çiçeğin fotoğrafını çekip internetten görsel tarama yapmak istedi. Garson, “Sosyal medyanızda bizi de etiketleyin,” dedi bundan hoşnut olduğunu belirten bir ifadeyle. Bir şey unutmuş gibi mutfağa döndü.
Görsel aramada çıkan bilgilerde çiçeğin üzüm sümbülü olduğu yazıyordu. “Günde en az dört saat güneş ışığına ihtiyaç duyar. Tüm topraklarda yetişir, donlara dayanıklıdır. Bölünerek, tohumlayarak veya kök ayırarak üretilebilir. Bir yıllık bitki olup, sonraki yıl çiçek açmaz.”
Bir röportajda Tomris Uyar’ın nadide ve özel çiçekleri sevdiğini okumuştu. Tekrar duvardaki fotoğrafa baktı. Mona Lisa gibi bir ifade. Sanki biraz gülümsüyordu bu sefer.
Saksıdan gelen üzüm sümbülü, duman ve şarabın kokusunu bastırmaya başladı. Kayıtsız kalamadı. Yazdı…
Garson elindeki kahve fincanını masaya bıraktı. Çiçeği raftan alıp bilgisayar ve tabletin arasına yerleştirdi: “Belki fotoğrafı bir de böyle çekmek istersiniz. Bizi etiketlemeyi unutmayın.”
Fonda “The Platters” çalıyordu.

Saliha Demir, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı mezunudur. Gazi Üniversitesi’nde Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi; Hacettepe Üniversitesinde Uzaktan Eğitimde Bilişim Teknolojileri alanlarında yüksek lisans yaptı. TED Ankara Kolejinde sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Hacettepe Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Eğitimi alanında doktora çalışmalarının tez dönemindedir. Sanal Gerçeklik Defteri, Tersyüz ve Salyangoz, Yaman’ın Tarhana Kavanozu, İnsanın İçinde Ne Var, Şiirlerle Öykülerle Cumhuriyet (Bölüm yazarlığı: Begonvil öyküsü) kitaplarının yazarıdır. Yetişkinlere yönelik şiirleri, öyküleri Dil Derneği Çağdaş Türk Dili, Distopya Dergi gibi yayınlarda yayımlanmaktadır. Verdiği yüz yüze ve çevrim içi eğitimlerin yanı sıra Kapadokya Edebiyat Buluşmalarının kurucusu ve koordinatörüdür. Evli ve iki çocuk annesidir.


