Fatma Maksude Kılınç
Gecenin en kalın, en yalnız, en sessiz zamanı ve yine uykum yok. Perdeyi araladım, bahçe bıraktığım gibiydi. Sadece penceremin önünden geçen elektrik tellerindeki kuşlar… Mutlu gibiydiler, bana inat. Bir sürü toplanmışlar, güllerimden yükselen güzelim kokular eşliğinde sevişiyorlardı. Bense gecesini, gündüzünü yitirmiş, yalnızlıktan daracık bir gecelik biçmiş, kendini bilmez bir haldeyim.
Bahçeye inmeliyim. Merdivenler gıcırdayacak ama, olsun. Alev eve gelmiş, çantasını, kitabını dağıtmış, merdivenlerde bırakmış. Demek ki beni dinlemedi, yine sarhoş, yine dağınık, yine yalnız.
Neden böylesin güzel kuzum, neden bu kadar mutsuz, bu kadar melankolik ve bu kadar asi? Derdin ne senin? Neyi neden yaptığını hiç bilemedin, küslüğünü barıştıramadın.
Yalnızlığını doldurmanı hep bekledim ama sen bunu hiç istemedin ki…
Kendinle kalmak, duygularını dibine kadar yaşamak için yalnızlığını bilerek seçtin. Koca bir paket yalnızlık gibisin, hiç açılmayacak…
Ah kuzum, vahşileşmek üzeresin, görüyorum. Gözlerinin derinliklerinde duru bir göl, tırnakların çıkmış, her an yolup atmak üzeresin dünyayı. Yapma, yapma, kendine bunu yapma, bana bunu yapma. Sensizliğe tahammülüm yok. Sessizliğe, yalnızlığa. Çekip gitme dürtüsüyle kıvrandığını görüyorum. Ne olur görmeyeyim ne olur…
Bahçeye çıkmadan azıcık otursam. En sevdiğim koltukta, kendi hapishanemde, yapayalnızım, kızım gibi aynı. Keşke konuşsam, konuşabilsem. Anne, ah anne, ben de böyle miydim? Üzdüm mü seni bu kadar? Ah, anne!
Işık ne güzel vurmuş karşı duvara. Sanki birazdan annemle gittiğimiz yazlık sinemada Fatma Girik filmi izleyeceğiz. ‘Tasula abla,’ diyecek komşusuna… Tasula ablayı yaşatacağız annemle. Ah hatıralar.
Kızım, kuzum yalnızlığının kuyusunda kaybolmuşsun. Seninle olan hatıralar o kadar genç ki, satır satır hatırlıyorum güzel kızım. Eğer sıradan bir yaşamın olsaydı, bu kadar derine batmamış olsaydın mutlu olabilir miydin acaba? Sıradan şeylere tasalanmak, komşu kızı gibi olmak, ah…
Annemi terk ettiğimde, kurtuluşun asla olmadığını, bayrağı kızıma vereceğimi bilseydim başka türlü davranır mıydım? Melankoli bulaşabilen bir şey mi? Yalnızlık kaçılamayan bir şey mi? Anneme olan öfkem, ona duyduğum özlemle hasarlanıyor. Kaçamıyorum, olamıyorum, sonra büyük bir boşlukla kalakalıyorum.
Kendi gidişimi seyrediyorum, tıpkı onun gibi. Ben böyleysem o niye farklı olsun ki? Yeniden barışmak ve o barışık halle iyi biri olmak mümkün mü?
O geceyi hep büyük bir üzüntüyle hatırlıyorum. Eve geldiğimizde onu gelinliğiyle dağılmış bir halde yerde otururken bulmuştuk. Gözlerini bir noktaya dikmiş, sessizce oturuyordu, ağlamıyordu. Ali’nin dönmeyeceğini anladığında, bir daha konuşmamak üzere susmuştu.
Hayır, o kuyudan çıkamadı, bağırmaları sessizdi, sadece ben anladım. Hep bağırdı aslında, sessiz bir yüksek sesle hep bağırdı. Ama sadece ben duydum, ben yandım. Herkesin gözü üzerimizdeydi hep. Gelinliğine kan bulanmış bir gelini kim izlemez? Kim merak etmez? Gülen ama gülmeyen hinliklerle dolu bakışları yırtıp atmak istedim hep. Yapamadım. Daha çok yaralanmasın diye yapamadım.
Ölüm onu kırmızı giydirerek götürmek istedi, izin vermedim. Ali gidebilir ama kızım asla. Onsuz olmaz hayat. Onsuz olmaz bu ev. Onsuz olmaz, yok, onsuz olmaz. Bırakırsam ellerimden kayacak diye korkuyorum. Ensesine yapışmış bir anne gibi göründüğüme bakmayın. Korkuyorum, onsuzluğu bilmek istemiyorum. Dayanamam…
Babasını hiç tanımayan kızım, kocasını kaybeden kızım, evcilleşemeyen kızım, bembeyaz gelinliğini kırmızılara boyayan kızım.
Dünyaya kin kusuyorsun, sonra bu kini her şeye, herkese yayıyorsun, dünya sen böyle olduğun için böyle kuzum.
Güllerim, kan kırmızısı güllerim, dikenlerini saklayamayan güllerim. Bitkiler tıpkı insan onuruna benzer, yalnız bir kez yerinden sökebilirsin. Sökmeyegör, yeniden dikemezsin.
Sonra odalar bomboş kalır. Benim gibi…
Peki o zaman, şimdi karanlığa uçma ve kızımı son kez aldatma zamanı… Ben gidebilirim ama o kalır…

Fatma Maksude Kılınç, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Ana Sanat Dalı mezunudur. Daha çok senarist olma hedefiyle okurken, on iki eylül karanlığında, reklam yazarlığına mecbur kaldı. İzmir Reklamcılar Derneği’nin ilk ve tek kadın başkanı oldu. Kitvak kurucularındandır. İlk yazarlık yıllarında iki çocuk radyo oyunu TRT’de yayımlandı. Atilla İlhan’ın şiirlerini beğenmesiyle Sanat Olayı’nda şiirleri yayımlandı. İki şiir dosyası var ama yayınlatmaya korkuyor. İzmir’de çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Son dönemde kadın yazarlardan oluşan bir grupla üç öykü seçkisinde yer aldı. Distopya dergisi editörlerinden. Bir kızı ve iki minik oğlan torunu var.


