Hakan Akdoğan
İnsanın yavrusunu bir parazit olarak dünyaya getirmesi suçtur. Ona bakması da suçu hafifletmeye çalışmasıdır. Sembiyoz bir şiddet eylemidir. Kim kimin parazitidir, kim kimin konağıdır, bilinmez. Parazit faydalanır, konak gittikçe çürür. Ama belki de konak gerçek parazittir. Biz bu tutunmaya ‘sevgi’ diyoruz. Birisinin diğerinden beslenmesine ‘aile’ diyoruz. Birinin diğerinin hayat alanını yavaş yavaş işgal etmesine ‘fedakârlık’ diyoruz. Sevgi, bağlılık, emek, sadakat, merhamet… Ne güzel kelimeler!
Önce kelimeleri öğrettiler bana, sonra da hangilerini söyleyemeyeceğimi. Önce yürümeyi öğrettiler, sonra nereye gitmemem gerektiğini. Önce hayal kurmama sevindiler, sonra hayallerimi gerçekçi bulmadılar.
Mutsuz oldum, sonra da neden mutsuz olduğumu anlamak için uzmanlara götürdüler. Benim trajedim, itaati günlük işlerin arasına yerleştirip normalleştirmemdi. Bu yüzden suçu yalnızca belli birkaç kişinin omzuna yüklemiyorum. Uyum sağlama yeteneğiminde hakkını vermem gerekir.
Ruhum greve gidince bedenim itiraz etmeye başladı tabii ki. Ağzımdan çıkamayan cümleleri midem aside çevirdi boğazıma gönderdi. Derim döküntülerle ağladı. Doktorlar fizyolojik bir neden bulamayınca psikolojik olduğunu söylediler. Duyan herkes “Zamanla toparlanırsın, eski hâline dönersin,” dedi. Eski hâl diye bir yer yoktu ki!
Eski biçimime dönemezdim çünkü değişmiştim. Artık eski halimi göremezdim çünkü eski halime bakan zihnim değişti. Ben de eski halime dönüyormuş gibi yaptım. Dünya aynı dünya gibi görünüyordu ama ben artık onu eski gözle göremiyordum.
Ne zarif bir çöküş! İnsan kırılınca ondan daha estetik, daha bilge, daha kullanışlı bir enkaz olması bekleniyor. Kaçak yapı gibiyim. Yamuk, rutubetli… Kendi üstüme yıkım kararı aldım. Yana devrilmeden. Bilinçten bilinçaltına doğru; eze eze.
İşte böyle böyle, insan kendini açıklaya açıklaya suçlu olduğunu kabul ettiriyor kendine. İsyana bir yerden başlamak gerek. İnsanların düzelmekten anladığı şey, onları rahatsız etmemem. Yani çürü ama kokma. Yan ama duman çıkarma. Öl ama mesai saatine denk getirme. Ben de usul usul sustum. Psikolog çocukluğuma indi, çocukluğumu da evde bulamadı; bakkala ekmek almaya göndermiştim, bir daha da dönmeyecek. Sonra da ‘uyum bozukluğu’ dedi. Benim artık ortama uygun biçimde çürüyememem. Ben bozuk değilim, uyum bozuk.
Keşke gerçekten birkaç nefes egzersiziyle, üç olumlu düşünceyle, sabah yürüyüşüyle düzelebilecek kadar basit bir arızam olsaydı. ‘Uyum bozukluğu’ fena değil ama. İnsan bazen kendi isyanını tıbbi bir terimle duymak istiyor.
En azından enkaz kayıtlara geçmiş. Bir de ‘Depresif Ruh Hali ile Uyum Bozukluğu’ yazmış. Çok havalı. ‘Anhedoni’ de cabası. Anlamadı ki; anhedonik olmak çok hedonik. Nihayetinde hiçbir şeyden zevk almamanın da kendine göre pis bir lüksü var. Herkes bir şeylerden haz almak için çırpınırken sen kenarda oturup dünyanın açık büfe kahvaltısına bakıyorsun. Peynirler, reçeller, küçük kâselerde zeytinler, motivasyon cümleleri, her daim yeni başlangıçlar, hafta sonu planları, optimizasyon kampları, kendini sevme atölyeleri…
Herkes bana iyileşme prospektüsleri öneriyor. Baktım ana maddelerden hiçbiri bende yok, ben de yan etki olmaya karar verdim. Mide bulantısı, kendinden uzaklaşma ve ani yok olma isteği görülebilir. Kronik konfor bozucuyum. Sevmeyiniz beni.

Hakan Akdoğan, Hacettepe Üniversitesi ‘İngiliz Dil Bilimi’ bölümünü bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi ‘Medya ve İletişim’ bölümünü tamamladı. Uludağ Üniversitesi’nde ‘İnsan, Toplum ve Felsefe’ programında yüksek lisans çalışması yaptı. Sanatla Terapi ve Adli Psikoloji Uzmanlığı eğitimleri aldı. International Dublin University’de Sosyal Psikoloji alanında Master derecesi yapmaktadır. 2003 yılından bu yana birçok üniversite ve kurumda ‘Yaratıcı Yazı’, ‘Derin Okuma’, ‘Sanatla Farkındalık’ gibi konularda eğitimler vermekte, çeşitli platformlarda konuşmacı olarak yer almaktadır. Halen bazı üniversitelerde ve çeşitli kurumlarda eğitimler vermekte, yayınevlerine yayın danışmanlığı yapmaktadır. Distopya Akademi’nin kurucusudur. Nü Peride, Gölge Yaşatan, Struma, İlişmek, Varlık ve Piçlik, Kirpi Mesafesi, Kenet adlı romanları yazdı. Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. Eserleri birçok dilde ve ülkede, yabancı okurlarla da buluşmaktadır.

Hakan Akdoğan, Hacettepe Üniversitesi ‘İngiliz Dil Bilimi’ bölümünü bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi ‘Medya ve İletişim’ bölümünü tamamladı. Uludağ Üniversitesi’nde ‘İnsan, Toplum ve Felsefe’ programında yüksek lisans çalışması yaptı. Sanatla Terapi ve Adli Psikoloji Uzmanlığı eğitimleri aldı. International Dublin University’de Sosyal Psikoloji alanında Master derecesi yapmaktadır. 2003 yılından bu yana birçok üniversite ve kurumda ‘Yaratıcı Yazı’, ‘Derin Okuma’, ‘Sanatla Farkındalık’ gibi konularda eğitimler vermekte, çeşitli platformlarda konuşmacı olarak yer almaktadır. Halen bazı üniversitelerde ve çeşitli kurumlarda eğitimler vermekte, yayınevlerine yayın danışmanlığı yapmaktadır. Distopya Akademi’nin kurucusudur. Nü Peride, Gölge Yaşatan, Struma, İlişmek, Varlık ve Piçlik, Kirpi Mesafesi, Kenet adlı romanları yazdı. Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. Eserleri birçok dilde ve ülkede, yabancı okurlarla da buluşmaktadır.


