Kategori: Hakan Akdoğan

Hakan Akdoğan İnsan kendi yalanından yorulunca kendisi oluyor. Ben artık kendimi kandırmanın o ince işçiliğine hayran değilim. Yoruldum ondan. Ki dedim hep, “Ölçülü…

Hakan Akdoğan Yalnızlık bir hâl gibi gelir, kapının önünde durur, içeri süzülür, sandalyeye oturur, susar. İçeri girdiğini anlarsın çünkü odanın havası…

Hakan Akdoğan Kendimi bulamadım. Bulamadım, çünkü bunca sesin arasında hâlâ titreyen o inceliği öldüremedim: kimseye sunmadığım, kimseye ispatlamadığım, sadece kendime…

Hakan Akdoğan Bakışın gittiği yerle bedenin gidemediği yer arasındaki boşluktayım. Zemin ayaklarımı tutuyor ama içim çoktan oraya varmış. Belki de…

Hakan Akdoğan Gölge öğleyle akşam arasındaki o kısa yarıktan ürüyor. Bir yüzün kenarında beliren ince çizgi kadar sıradan, bir itiraf kadar sarsıcı.…

Hakan Akdoğan Perdeler ağır. Kırıntılar, işaret. Nokta: bir karadelik. Yazıyı yutar. Gölgeler, sonraki cümleyi bilir. Son, bağırmaz. Bir not gibi…

Hakan Akdoğan Varoluşun gürültüsü mü? Yalan. Bir cesedin üzerine atılmış müzikli bir neon kefendir o. Bu gürültü, kişinin varoluş aydınlanmasıyla hissettiği…