Sibel Kırcadere Uslu
Çekip vurdu beni. Hemen oracıkta öldüm. Olay anında. Hayatını kaybetti diye yazdı 112 çağrısına gelen polis memuru raporuna.
Polis memuru, otuz iki yaşında, saha görevine geçebilmek için çok çabalamıştı. Umduğu gibi maaşına zam yapılmayınca bu görev onu mutlu etmedi. Masa başında çalışırken en azından geceleri taksiye çıkacak enerjisi oluyordu. Eline fazladan para geçiyordu. Kadını kocası öldürmüş. Kim bilir ne kadar delirtmişti adamı. Bir de Nurdan yine hamileydi. Bu da onu delirtiyordu. Mübarek ceketini atsa hamile kalıyordu sanki. Bir çocuk daha mı? Çocuk bereketi ile gelir, diyorlardı da maaşa zam gelmiyordu. Olan zamlar da enflasyona yetişmiyordu.
Daha önce ölümden çok kez dönmüştüm, ama ilk kez öldüm. İlk mermi sağ omuzuma isabet etmişti. Eğer filmlerdeki gibi otopsi yapılırsa belki bu ayrıntıyı da rapora yazarlardı. Mermi vücuduma girdiğinde ilk başta hiç acı hissetmedim ve nedense bu beni bir anlık gülümsetti. Anlıyorum ki bu gülümsemem onu kızdırmış, silahta kaç mermi varsa hepsini kullanmasına sebep olmuştu. Anlayacağınız beni öldüren o olsa da suçlusu benim. Ben hep suçluyum. Onu başka bir kadına yazdığı aşk mesajlarını yakaladığımda, kucağımda iki aylık bebeğim varken, defalarca tekme atan oydu ama ben suçluydum. Anne olunca, onunla yeterince ilgilenmemiştim. Sonra başka bir keresinde de “benden de kadın mı olur”du diye dayak yemiştim. Suçlu o zaman da bendim. Sanıyordum ki vajinası olan herkes ‘kadın’ oluyordu. Öyle kolay mıydı kadın olmak!
Bir de “ne işe yarıyorsun?” diye sorardı sık sık ve ben de cevabını sık sık düşünürdüm. Evin temizliği, çamaşır, ütü, yemek, üç çocuk büyütmek… Bunlar da iş mi sayılır? Tüm gün evde pinekliyordum elbette.
Boşanmak istediğim için de suçluydum. Artık dayanamayacağımı anladığımda boşanmak istemiştim. “Hiç bir şeyi düzeltmeye çalışma, hep saçma sapan şeyler peşinde ol” derken ne kadar da haklıydı. Ateş ettiğinde ve kurşun omzuma isabet ettiğinde, gülümsemeseydim, zaten ölmeyecektim. Kendimi bizzat ben kendim öldürdüm.
Ölmeseydim eğer, polis memuruna iş çıkarmayacaktım. Suçluydum. Oysaki yine beni dövseydi ve komşular benim acı bağrışlarımı duyup polisi arasaydı‘ karı- koca’ arasına girilmezdi ve polis basit bir tutanakla her şeyi hallederdi.Zaten nasıl oluyordu da Nurdan hamileydi! Taksi de çalışıyordu daha düne kadar, eve pestili çıkmış gibi dönüp, değil Nurdan’ın yüzünü görmeyi, yattığı yeri bilmiyordu. Eğer ölmeseydim , bu kadar evrak işi çıkmazdı. Polis memuru gidip Nurdan’a hemen şimdi sorardı. “Bu hamilelik de neyin nesi?” diye.
Ben öldüm. Üç çocuğum, Ayşe, Ali, Fadime. Biri yedi, biri beş, en küçüğü üç yaşındaydı öksüz kaldıklarında. Babaları da hapiste olacaktı. Yani yetim de sayılırlardı. Benim çocuklarımın ne anneleri ne de babaları vardı artık. Nurdan’ın çocuğunun ise annesi ve iki (!) babası vardı.


