Arzu Kurt
Kafamda deli sorular: Ben kimim? Seçtiklerim mi? Vazgeçtiklerim mi?
İnsan kendi olmayı seçebilir mi? Kocaman bir hamur kazanında yoğruluyoruz. Unumuz, tuzumuz, suyumuz kimden? Mayamız kimlerden karıldı, ne kadar eklendi? Az mı, çok mu koyuldu? Benden mi üredi, onlardan mı yapıldı?
İnsan kendi olmayı seçebilir mi? Kendim diye sahnelediği performansı içindeki yabancıya anlatabilir mi? Bir kahkaha mı dayatılır içinden yükselen?
Seçtiklerimiz değil seçmediklerimiz bizi oluşturur. Vazgeçtiğim yığınlar üzerinde yükseldim. Beyazı değil siyahı seçtim mesela. Havailiği değil kararlılığı. Beklemeyi değil harekete geçmeyi, kaçmayı değil savaşmayı… Sonuçlara katlanmayı.
Bu yalnızca alternatifler arasından karar vermek değil; kim olacağını kurmak da aynı zamanda. Bir Anka kuşu gibi kendimi yeniden yarattım.
Seçmemek de bir seçimdir ama insan seçim yaptığı anda kendini belirler. Yine de kim olduğumu bilmiyorum. Sartre’a inanmak içimi rahatlatıyor. Önce var oldum biliyorum. Sonra kendimi var ettim demeyi çok istiyorum. Özgürce! Seçtiğimi umuyorum. Sonuçlarının sorumluluğunu alıyorum. İçimdeki şeytan fısıldıyor, dayatmaların tohumusun.
Toplum, aile, kader, din, dil sarıyor dört bir yanı. Das Man’in huzurlu vaadi. Oysa ölüm var bir kılıç gibi varlığımın üzerinde sallanan. Saçmaya rağmen yaşıyorum. Anlamsız bir dünya bu, cevap yok sorularıma. Anlamı kendi arayan, kendi yaratan absürdüz.
İnançlıyım. Şüpheciyim. Masumum. Suçluyum. Umudum var. Umutsuzum. Kaygılıyım yine de seçiyorum. En büyük başkaldırı seçmek değil mi? İrade bir kader taşı gibi yükseliyor mabedimde.
Varlığımı kuruyorum. Yine de ördüğüm duvarların tuğlaları şaibeli. Matriks üzerime kapanıyor. Uyanmalı bir rüyadır diye umuyorum. Görünmezlik pelerini örtüyorum üstüme; kendimi kendime saklıyorum.
Yazılarım bir ‘Çapulcu Haritası.’
Kendimi yeniden yeniden kuruyorum. Kolay sanmayın, yıkmak için içe yapılan kazıyı göze alın öyle konuşalım. Ontolojik, etik, psikolojik kazmalar tutturdular elime. Avuçlarım nasırlı. Kendine az uzağa çekilip dışardan bakmak, deliliğin daniskası.
Hangi ben sorusu beynimi tırmalıyor. Kendimi, beni, beni doğuruyorum. Uçurumun kıyısında seçiyorum. Keşke Tanrı seçse, Doğa belirlese, Ahlak evrensel olsa…
Her seçim maalesef insana aittir.
Her seçim insana ait değildir.
Açık veya kapalı dayatılan bu hayatın rahminde, kordonumuzdan resen alıyoruz her şeyi. Biz, biz değiliz.
Varoluş özden önce mi gelir? Cesur doğulmaz, korkak, fedakâr, kötü doğulmaz. Dünyada var olunur. (Dasein) Var ediliyorum. Birileri fırlatıp atıyor beni. Parçalarım kırık dökük seçerek topluyorum. Ayağımın altında benden bir yığıntı.
Ölüm bütün bahaneleri ortadan kaldırır. Zaman insanın varlığıyla sonludur. Ölüyorum. Yoruluyorum ölmekten. Kendimi akışa bırakamıyorum.
Godot’yu Beklerken’de Vlademir ve Estragon her gün gitmeye karar verir ama gitmezler. Karar verilir ama eylem yoktur. Oysa seçim, eylemektir.
Bunun için büyük karar sahnelerine ihtiyaç yoktur. Eylemsizlik de intihar/öldürme biçimidir. Küçük tekrarlar, suskunluklar, ertelemeler büyür, görünür olur. Bir arkadaşın gittiğini öyle anlamıştım azar azar. Bu korkaklık mıdır, öldürmeme nezaketi mi? Benim yerime karar verin. Ben taammüden seviyorum.
Hangi sözün söylenmediği, hangi telefonun açılmadığı, hangi gülüşün ertelendiği eylemsizlik değil seçimdir. Eylemsizlikle öldürülüyorum.
‘İnsan, kendi seçiminin yükünü ne kadar taşıyabilir?’ Suç da ceza da seçim ve vicdan yüküdür. Hep vicdansızları seviyorum.
Seçimlerim bir kartopu gibi büyüyor. Kendi çığımı topluyorum.
Seçim Sisifos’tur. Kayayı yukarı çıkarmak değil; düşen kayanın ardından tekrar aşağı inme iradesidir.
Hadi, yokuşu inelim.

Arzu Kurt, Karabük doğumlu, evli, iki çocuk annesi. İstanbul’da yaşıyor. Denize ve kitaplara aşık. Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. Bir kamu bankasında şube müdürü olarak rakamlarla geçen yılların ardından emekli olup kelimelere yöneldi. Yaratıcı yazarlık atölyelerinde başladığı ikinci kariyerinde kolektif kitaplarda altı öyküsü ve iki dergi yazısı yayımlandı. Yazı yolculuğuna Suaremag’da devam ediyor.

