Close Menu
    Son Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cuma, Ekim 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bildiği 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      George Saunders’ın Yeni Romanı “Nöbet” Türkçede: Ölüm döşeğinde bir petrol patronu

      Eylül 30, 2026

      “Suyun Tatlılığı” Türkçede: Nathan Harris’ten Amerikan Güneyi’ne kırılgan bir bakış

      Eylül 22, 2026

      Ahmet Birsen’le Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı üzerine

      Eylül 18, 2026

      “Şamanizm 101” Say Yayınları’ndan çıktı

      Eylül 18, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nin Onur Ödülleri açıklandı

      Eylül 16, 2026

      Muson Hayalleri: Güneydoğu Asya Sinemasının Yeni Hikâyeleri İstanbul Modern’de

      Eylül 16, 2026

      60 yıllık göç ve müzik hikâyesi “Aşk, Mark ve Ölüm” Arter’de

      Eylül 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ekim 1, 2026

      Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

      Ekim 1, 2026

      La Casa de Papel’in sesi Cecilia Krull İzmir’de

      Ekim 1, 2026

      BUZDOLABINA YAPIŞTIRILAN FİŞ…

      Ekim 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KAMBUR FADİME
    Kadir Horzum - SuareMag

    KAMBUR FADİME

    Ekim 1, 2026Yorum yapılmamış19 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Kadir Horzum

    “Evet, ilmektir boynumdaki ama ben kimsenin kölesi değilim. Tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya tarantulaymış benim adım diyecek değilim. Tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime Rab bellemeyeceğim!”

    İkinci çayını içen Veysel Efendi kel kafasını kaşıya kaşıya yanındaki arkadaşına döndü.

    “Rafık al şu evrakları da gideyim artık. Yetti çayın da çenen de. Daha öbür dairelere gidiciğim. Bugün evrak günü. İlçeyi komple geziciğim.”

    “Alırız be Rafık. Ne acele ettin. Sanki geziciğin yer İstanbul. Öbür daire dediklerinin hepsi de sokakta sıralı.”

    “Öyle, öyle amma benim de işim gücüm bu. Sonra amirlerimle papaz oluyum.”

    “Amma yaptın Rafık. Hepi topu üç kişisiniz. Amirlerim dediklerinin biri bizim Kibar Ahmet, öbürü Deli İbrahim. Üçünüz de akraba sayılırsınız. Ne olucuk sanki, beş dakika oturdun diye laf edecek değiller ya.”

    “Yahu öyle deme Rafık. Daha geçen gün İbrahim’le konuştuk. Bizim şubenin kapatılma meselesi varmış.”

    “Etme! Sebebi neymiş?”

    “Ne olucu! Posta azmış. Haftada bir gün evrak dağıtıyormuşuz. Kargo bile dağıtmıyormuşuz amma ne hikmetse çokça şikayet gidiyimiş.”

    “Deme be! Amma ben sana dedim değil mi? Rafık şu askerlerin gönlünü hoş dut. Bak bunlar bizim buranın adamına benzemez. Şikayet ederler adamı, diye.”

    “Bırak Allah aşkına Rafık. Onların şikayetini kim takar. Anca bana zulüm onlar. Kasabadan bozma ilçeye bir tabur adam getirdiler; ha babam onlara kargo taşıyım kaç senedir. Yine de yaranamıyım. Geçen yine kavga ettik başçavuşun biriyle. Yav diyim, biz adrese kargo getirmiyiz, siz kendiniz gelip alıcığınız, adam dinlemiyi. Neymiş, adrese teslim istemiş kargosunu. Ona göre de para vermiş. Diyim ki bir başımayım burda, gelemem. Yok anlamiyi. Yetmiyi bir de gelip kavga ediyi.”

    “Eskiden ne iyiydi değel mi? Herkes gelir alırdı kargosunu.”

    Derin bir iç çekti Veysel Efendi.

    “Biliyin beni bu işe katan rahmetli Hasan emmi.”

    “He biliyim. Ne eyi adamıdı. Allah rahmet eylesin. Çoğumuzun eli ekmek tutuyusa onun sayesinde. Belediye başkanı olucum diye, herkesi bir daireye yerleştirdiydi. Yoksa biz de kaçakçılık ediciz diye hudutta helak olur giderdik.”

    “Allah rahmet eylesin. Zati bir o, bir de Abdülhamid işine yaramış buranın. Abdülhamit tren getirmiş, Hasan emmi iş. Ondan sonra kimse de heç bi işe yaramamış. Bak şinci ilçenin genci ihtiyarı, mollası orospusu, sabahacı telefon kaydırıyı, aşamacı yatıyi.”

    “Onlarınki iş beğenmemizlikten. İlde fabrika çok. Bunlar çalışmıyi. Hepiciği de bizim gibi memur olup oturmak istiyi. E sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa!”

    “Rahmetli Hasan emmi beni buraya işe katarken, ‘Zati telefon her eve girdi. Mektup falan kalmadı. Dairelerin üç beş evrakı gelir, onları dağıtır, sonra da gider çocuk yaparsın. Mahalle yansa, deprem olsa, savaş çıksa maaşın yatar dediydi.”

    Arkadaşı güldü.

    “Sen de maşallah dinledin Rafık.”

    “Eylenme Rafık!”

    “Ne eyleniciğim! İlçeyi sel bastığı sene bir çocuk yaptın, deprem olduğu sene bir çocuk. En son savaş çıktı her yere havan mermileri düştü, sen çocuk yapmaya devam ettin. Altıncı oğlan olmayaydı düzineye doğru gidiciğidin.”

    “He doğru dedin. İkinci karıyı alırdım emme.

    Toparlanıp ekledi.

    “Yav de haydi al şu evrakını da bırak beni. İşim gücüm var.”

    İlçe Tarım müdürlüğünden çıkan Veysel efendi, elindeki listeyi kontrol edip en yakın daireye, İlçe milli eğitim müdürlüğü binasına doğru söylene söylene yürümeye başladı.

    “Kaç kere dedim, bir motor verin bana, bu sıcakta yürünmiyi, diye. Bir de akraba olucuklar! Deyyuslar, kendileri otururlar klimalı odalarda, binerler son model makam arabalarına, bana bir motor istemezler. Ulan bu memleketin tüm kirli çamaşırlarını ben biliyim. Girmediğim deliği kalmadı. Bir başıma sokaklarda ölücüğüm nerdeyse, insan az hörmet eder de hiç değilse bir yardımcı alır. Amma nerde bunlarda o hayır!”

    “Hayırdır Rafık, yine niye söyleniyin kendi kendine!”

    Karşısında müdürü Kibar Ahmet’i gören Veysel efendi, kaygıyla toparlandı.

    “Yok bir şey, sıcağa söyleniyim.”

    Müdür onaylar gibi başını salladı.

    “Bugün başka sıcak sanki. Şurda çay içiyim diye daireden çıktım, pişman oldum.”

    Veysel Efendi cevap vermedi.

    “Öğleden sonra ile gidiciğim. İl müdürlüğünde toplantı yapılacak.”

    Veysel Efendi dikkat kesildi.

    “Şu kapanma işi olacak gibi.”

    “Etme!”

    “Ben bir şey etmiyim ki Rafık! Ben de istemiyim amma ne yaparsın. Emir demiri keser.”

    Veysel Efendi’nin bakışlarındaki kaygı iyice arttı. Kibar Ahmet, askere aynı dönem gittiği arkadaşının haline üzülerek omzuna vurdu.

    “Dur hele tertip, gün doğmadan neler doğar.”

    “Öyle, öyle de…”

    “Acil evrak varsa bırak gel de konuşak biraz.”

    Veysel Efendi sesini çıkarmadan, allak bullak olmuş yüzüyle rotasını yeniden ilçe milli eğitime çevirdi.

    *

    O sabah ezanla birlikte uyanan Fadime nine, yatağında zar zor doğrulup odanın öbür ucundaki tavuğuna baktı. Gün daha doğmadığından; civcivleri altında, kıpırtısız duruyordu.

    “Çok şükür Allah’a.” Deyip, ağır aksak yatağından çıktı. Çıplak ayakları toprağa değer değmez bir şükür daha çekip ahırdan bozma odanın tek göz camını açmaya gitti. Biraz yukarıda kalan camı açabilmek için altına, odayı sulamak ve yıkanmakta kullandığı metal kovayı koydu. Osteoporoz yüzünden büküle büküle neredeyse doksan derece olmuş belinin imkân verdiği ölçüde küçük adımlarla kovanın üstüne çıkıp doğrulabildiği kadar doğruldu. Yer yer çürümüş ahşap pencerenin küçük mandalını çevirip sıvası döküldüğü için duvarda çıkıntı yapmış taşlara tutuna tutuna aşağı indi. Gün ağarmadan nehre gidip çatlaması, yıkanması lâzımdı. Yerde serili duran, ortası çökmüş yatağının altında sakladığı, kâğıt kadar kalmış sabunu, havlu niyetine kullandığı eski bez parçasını ve kovasını alıp dışarı çıktı. Üst bedeni yere nerdeyse paralel, bakışları yerde, telaşlı fakat ihtiyatlı adımlarla çakır dikenlerin, sazlıkların arasında oluşturduğu patikadan dere kenarına indi. Çatlamak için çömeldiği köşede çok uğraşsa da yapamadı. Toparlanıp pazen elbisesini çıkardı. İç donuyla çamaşırlarını çıkarmadan dizine kadar dereye girdi. Bin şükür diye diye, köydeki kimi evin lâğımının akıtıldığı suyla vücudunu silip abdest aldı. İşi bittiğinde titriyor; sazlıkların arasında, yüzünü yeni yeni gösteren güneşin ısıttığı bir köşede kurulanmaya çalışıyordu. Kurulanıp titremesi az da olsa geçince pazen elbisesini yeniden üstüne geçirip ıslaklarını çıkardı. Islakları götürüp derede tekrar suya bandırdı. Sıkabildiği kadar da sıkıp aynı ihtiyatlı adımlarla evine döndü.

    “Fadime nine! Fadime ninee!”

    Komşu kızı Ayşe seslendiğinde yatağına oturmuş, eski kuzinesinin üstüne koyduğu kırık aynayla, hepi topu bir tutam kalmış saçlarını taramaya çalışıyordu. Sevinçle cevap verdi.

    “Gel kızım gel yavrım! Kapı açık.”

    Ayşe, elindeki ekmek peynirle, çekine sakına Fadime ninenin yanına geldi. Çekinip sakınması Fadime nineden değildi. Annesi, oturup da üstünü başını kirletme! Daha yeni yıkadım, demişti, ekmek peyniri yollarken. Fadime nine, altı yedi yaşlarındaki bu kız çocuğunu elinde ekmek peynirle karşısında görünce, bayram çocuğu gibi şenlendi. Gözleri dolu dolu saçını okşadı.

    “Anana bubana selam söyle a yavrım. Allah sizden razı olsun. Dolapta bir kaşık katıkla küflenmiş el kadar ekmek varıdı. Ne ediciğim diye düşünüp duruyudum.”

    “Annemle babam dedi ki bugün üç aylık gününmüş, ilçeye gidip parasını alsın dediler. Dolmuşçu Yılmaz emmi seni bekleyecekmiş köy meydanında.”

    Fadime ninenin sevinci bir kat daha arttı. Binbir minnetle kızı uğurladı. Peynir ekmeğini dahi yemeden üç ayda bir giyip naylonla sarıp sarmalayıp duvara astığı pazen elbisesini indirdi. Üç beş dakika sonra elinde peynir ekmeğiyle evden çıkarken tavuğuna seslendi.

    “Kara kız böğün evdesin. Nidecen bensiz dışarıda? Köpeği var canavarı var. Küflü ekmeğinen idare et artık. Ben gelirken sana buğday da alırım.”

    Tavuk, anlamış gibi söylendi. Fadime nine de yola koyuldu. Dolmuşçu Yılmaz, Fadime nine için kapının kenarında bir tabure koymuş, gelmesini bekliyordu. Oturanlara seslendi.

    “Fadime neneyi bekliyiz. Şimdi gelir.”

    Liseye giden ergenlerden biri arkadaşına döndü.

    “Kambur Fadime mi?”

    “He o!”

    “Yine gidene kadar kokutucuk arabayı.”

    “Kadın heç yıkanmıyi herhalde.”

    “Derede yıkanıyımış. Görenler olmuş.”

    “Ne! Şu bizim pis derede. Orda kurbağa bile yaşamıyı.”

    İlçeye çalışmaya giden kadınlardan biri yükseldi.

    “Susun bakayım. Ayıp, konuşulmaz böyle şeyler.”

    Dolmuşçu Yılmaz, Fadime ninenin geldiğini görünce seslendi.

    “Kele anam! Yine gelinlik kız gibi süslenmişsin Fadime nene.”

    Kadın ne diyeceğini bilemeden dolmuşa sokulup bir eliyle kapının demirlerine yapıştı. Diğeriyle de Yılmaz’a tutunup dolmuşa bindi. Yılmaz, şoför mahalline geçince bir laf daha attı.

    “Takma dişlerini bilem takmışsın. Görücüye mi çıkıcığın Fadime nene.”

    Fadime nine utana sıkıla cevapladı.

    “Eylenme Yılmaz! Evvela sağlık ocağına gidiciğim sonra da üç aylığımı almaya.”

    Çocukları azarlayan kadın sordu.

    “Geçmiş olsun Fadime nene, kontrol mü?”

    “He gızım kontrol. Bir de geçen akrep soktuydu, gece yatarken. Hemen çamır sürdüm eyi oldu emme hâlâ sızliyi onu da göstericiğim.”

    “Geçmiş olsun Fadime nene! Dikkat et. Bu sene çok akrep var diyile.”

    Yılmaz seslendi.

    “Geçen gün bizim Haydar emmiyi dar yetiştirdim hastahaniye. Onu da akrep sokmuş gece. Meğer alerjisi varmış böyle şeylere. Bereket çocuklar evdeymiş de hemen haberimiz oldu.”

    Fadime nine başını öne eğdi. İnene kadar da konuşamadı. Yılmaz ise kırdığı potun farkına bile varmadan yoluna devam etti. Sağlık ocağının önünde indirirken de sıkı sıkı tembihledi.

    “Fadime nene akşam altıda kalkıyim. Altıdan evvel dolmuşa gelmiş ol. Geziciğim diye saati unutma e mi!”

    Fadime nine, tamam dercesine başını sallayıp sağlık ocağının bahçesine girdi. Baktı ki daha kapalı; bahçedeki fıstık çamının altındaki banka oturup ekmek peynirini yemeye koyuldu. Bitirinceye kadar da sağlık ocağı açıldı. Oturduğu banktan ağır aksak doğruldu, kimliğini çıkarıp, yine o başı yerde yürüyüşüyle içeri girdi.

    “Oğlum, benim tokturuma randevu alıve!”

    Görevli, sabahın erken saatinde gelen bu kadından yayılan kokuya dayanamayıp yüzünü buruşturdu. Gözleri topraktan başka yer göremeyen Fadime nine bu hareketi de görmedi. Adam bir an önce işini halledip göndermek için acele acele kaydını almaya çalıştı.

    “Nene senin doktor getti. Yerine başka doktor geldi. Artık o muayene edicik seni.”

    Fadime nine usulca başını salladı.

    “Eh o da bir insan evladı. O da toktur. Ne olucu sankim!”

    Adam işitmemiş gibi kadının kaydını yaptı fişlerini çıkartıp verdi.

    “Yalnız senin doktor saat ondan evvel gelmez. Daha iki buçuk saat var. Sen iyisi mi şimdi git sonra gel.”

    Fadime nine ne diyeceğini bilemeden öylece kaldı. Susamıştı. Su isteyecekti.

    “Evladım şu yandaki sandalyeye otursam da beklesem. Bir de…”

    “Olmaz nene, bura sağlık ocağı, hastası var sağrısı var. Hastalık kaparsın.”

    Fadime nine yine sesini çıkaramadı. Usulca dışarı çıkıp fıstık çamının altına oturdu. Kolları dizlerinde, gözleri yerde, bir saate yakın dua etti. Tam susuzluktan öleceğini düşündüğü anda genç bir hemşire sokuldu yanına.

    “Nene bir ihtiyacın var mıdır?”

    Fadime nine utana sıkıla,

    “Bir şapşak su olsa pek hora geçicik gızım.” Dedi.

    Hemşire hemen bir şişe su getirdi. Fadime nene dua ede ede, bin şükür çeke çeke içti suyunu. Kadın, ara ara gördüğü bu ihtiyarla sohbet etmek için karşısındaki banka oturdu.

    “Önemli bir şeyin yok inşallah nene!”

    “Şükür eyiyim gızım. Geçen akrep soktu, bir de arada döşüm ağrıyi emme eyiyim şükür. Bir görünüyüm dedim tokturuma. O da gitmiş herhal, öyle diyi içerdeki cılga.”

    Hemşire, yarısını anlayıp yarısını anlamadığı lâfa güldü.

    “Doğru demiş. Yerine gelen de eyi adamdır heç meraklanma!”

    “Eh o da insan evladı. O da toktur. Ne olucu sankim!”

    “Hangi köyden geliyin nene sen?”

    “Aşşa … köyünden.”

    “Çoluğun çocuğun, torunun torban yok mu senin, hep yalnız başına gelirsin buraya.”

    Fadime ninenin gözleri doldu. Usulca başını eğdi. Hemşire de sorduğuna pişman oldu ya iş işten geçti.

    “Yoktur gızım. Allah verdi allah aldı. Ne yapak kader buymuş.”

    Hemşire konuşamadı. Fadime nine dertleşir gibi anlatmaya başladı.

    “Benim adam beni kaçırdığında daha ergen bilem olmadıydım. Sonra sonra oldum. Yetmedi beş erkek doğurdum. Hepisi de sırım gibiydi. İçerdeki cılga nerde, benim uşaklarım nerde!”

    Soluklanmak için durdu. İçini çeke çeke nefes alıp devam etti.

    “İnsanın kendi güzel olacağına talihi güzel olmalıymış benim gızım. Benim adam kaçakçılık ederdi, öyle geçinirdik. Çok dedim, getme deyi emme dinletemedim. Bir gün ölüsü geldi. Kaldım beş oğlanla. En böyüğü yedi yaşındaydı daha. İkisi o sene gızambıktan getti. Eh ne ediyim, elimde kalanlarla gurk tavuk gibi dolanıp durdum kövde. Kiminin ahırını temizledim, kiminin çamaşırını yıkadım da uşakları doyurdum. Ertesi sene kövü sel bastı. İki uşağımda öyle getti. Kalanla buba ocağına dönem dedim, bubam kabul etmedi. Ters yüzüme döndüm adamın kövüne. İyi kötü senelerce yaşadık adamın iki göz ocağında. Bir gün deprem oldu, o ocak da başımıza yıkıldı. Kövlü beni çıkardı emme oğlanın ölüsü çıktı. Eh o da ölünce koca tarafı heç istemedi beni. Allah razı olsun muhtar sahip çıktı. Düştü önüme, getirdi kaymakamlığa, depremzededir, kimsesi yoktur, deyi üç aylık bağlattı. Yetmedi eski de bir ahır ayarlayıp içine oturttu. O gün bu gün yaşıyıp gidiyim.”

    Hemşire, film sahnelerinden fırlamış gibi dinlediği hikâyenin karşısında ne diyeceğini bilemedi. Yutkundu. Yetmedi bir daha yutkundu. Başını kaldırıp derin bir nefes aldı. Kapıda doktoru görünce sevinçle Fadime ninenin eline dokundu. Bak senin doktor geldi nene. Ben şimdi gideyim, muayeneye başlayınca seni alıp götüreyim yanına.

    *

    Veysel efendi ile amirleri dairede oturmuş konuşuyorlardı.

    “Kele anam babam. Desene bizi zorla emekli edicikler.”

    Deli İbrahim karşılık verdi.

    “Emekli olsan noolucu? Üç kuruş parayla nasıl geçinicin.”

    Müdür Kibar Ahmet nispeten daha sakindi.

    “Yav az durun hele! Ne bu panik? Kapatsalar bile illa bir çare bulunur bizim için. Burayı hepten boşlayacak değiller ya! Hem o işin olması seneyi bulur. Devlette, ha deyince işlerin yapıldığını nerde gördünüz siz.”

    “Doğru deyin, gözel konuşuyun emme olmaz dediğimiz ne varsa oldu şimdiyecek. Hem de bir gecede.” Dedi, Deli İbrahim.

    Veysel Efendi sabırsızlanarak çıkıştı.

    “He, doğru dedin Rafık. Ne kurumlar kapandı bu memlekette. Senin tuzun kuru tabi. Müdürsün; verirler bir koltuk; keyfine bakarsın. Ben bu yaştan sonra kapı kapı kargo mu dağıtıcım?”

    “Ya ben, ben ne ediciğim? Vezne başına geçip milletin ağzının kokusunu mu çekeceğim.”

    “İyi de ben elimden geleni yaptım. Söylenmesi gereken her şeyi dedim. Kapatmayın, askerler geldi bura kritik, kargo çoğaldı, dedim, dinletemedim. Şikayet çok gidiyimiş, öyle dediler.”

    “Ben şikayeti kimlerin ettiğini de biliyim ya…”

    “E biliyin de ne demeye heç bir şey etmiyin rafık. Daha dün bilem kaç şikayet gitmiş. İnsanlara kargosunu vermemişsin. Sistem yok, demişsin.”

    “E yalan demiyim ya! Sistem yoktu.”

    “E geçmiş kahvede oturmuşsunuz ikiniz birden. O ne olucuk?”

    Deli İbrahim çıkıştı.

    “Ne edecedik ya, burda mı oturucuduk? Bizim Ökkeş’in kahvede çay içtik, hanekledik.”

    “Ben de biliyim bunda kötü bir iş yoktur emme devir artık o devir değil rafık, sen de biliyin.”

    “Hay ben bu devrin anasını avradını…”

    “Neyse ben şimdi çıkıcığım. Toplantı öğleden sonraymış, anca yetişirim. Hanımı çocukları da gezmeye götürücüm. Yarına konuşuruz.”

    O çıkınca Deli İbrahim sordu.

    “Ne edeceğik rafık?”

    Veysel Efendi daldığı düşüncelerden sıyrılıp arkadaşının koca göbeğine baktı. Sonra kel kafasını kaşıdı.

    “Bilmiyim rafık, emekli olsam bir dert, olmasam başka dert. Ben kırmızı karttan sonra da burda çalışmanın yollarını ararken düştüğümüz duruma bak.”

    “İle gidersek yandık ki yandık. Koca şeher. Yutar bizi.”

    “Yutar ki yutar.”

    Deli İbrahim toparlanıp ayağa kalktı, saatine baktı. Oturmaktan terlemiş kıçını kaşımaya başladı.

    “Ohoo saat on bir buçuk olmuş, ben eve yemeğe gidiyim. Öğleden sonra duruma göre sen beni ararsın. İş çok olacak olursa gelirim.”

    Veysel efendi başını salladı. Deli İbrahim’den sonra o da çıkıp evine gitti.

    *

    Görevli memurun uyarısıyla, Fadime nineyi içeri almayan doktor, muayenesini bahçede yapıp yolladı. Fadime nine bir elinde reçete, öbür elinde kimliği, sağlık ocağından çıkıp kuruma, maaşını çekmeye geldiğinde baktı ki kapı duvar; köşeye geçip beklemeye başladı. Öğlen sıcağı dayanılmaz olunca da ne yapacağını şaşırıp karşı kahveye doğru yürüdü. Kahveci anlamış gibi seslendi.

    “Nene öğle arası. Kapatmışlardır orayı. Öğleden sonra gel sen.”

    Fadime nine ne diyeceğini, nereye gideceğini bilemeden sağa sola bakındı bir süre. Baktı ki olacak gibi değil, en azından serin ağaç altı diye düşünerek, sağlık ocağına döndü. Şansına çamın altındaki bankları çalışanlarla dolu buldu. Sesini çıkarmadan utana sıkıla bahçenin öbür ucunda duran duvar dibindeki banka geçti. Öğlen güneşi tam tepeden vurduğu için gölge değildi bank ama yine de duvarın serinliği iyi geliyordu. Başını hiç kaldırıp etrafına bakmadan, bildiği duaları okuyup vakit geçirmeye başladı. Bir zaman sonra, tam da güneşin omuzlarına tonlarca yük yüklemeye başladığı, dilinin damağına yapıştığı anlarda yine o hemşire, elinde bir şişe suyla beliriverdi. Fadime nine duayı duaya ekleye ekleye içti suyu.

    “Hayrola nene? N’oldu da geldin geri, iyi misin?”

    Fadime nine durumunu anlattı. Hemşire güven veren bir gülümsemeyle ona bakıp sordu.

    “Açsındır nene sen. Ben sana bir çorba getireyim.”

    Fadime nine panikle kızın eline yapıştı.

    “Aman gızım, ben aç falan değilim. Şimdi çorba getiricim diye paranı harcama!”

    Hemşire güldü.

    “Merak etme nene! İçerde hazır personel yemeği var. Ordan getiriciğim sana.”

    “O daha kötü ya gızım. Arkadaşların benden tiksinir de sana kızarlar. Aman deyim etme! Aran açılmasın benim yüzümden.”

    Hemşire bu derece bir farkındalık karşısında şaşkına döndü; ne diyeceğini bilemedi. Sanki yanına gelmeden önce içeride geçen konuşmaları, ardından söylenen tüm o hakaretleri duymuş gibiydi kadın.

    “Gidip de yüz verme şu pis kadına.”

    “Alıştırırsan hep gelir.”

    “Hastalık falan bulaşır çok sokulma.”

    Güven veren bir sıcaklıkla ellerini sıktı Fadime ninenin. İçeri geçip tüm alaycı bakışlara, iğneleyici laflara rağmen bir tas çorba doldurup getirdi. Fadime nine bu iyiliğin karşısında ezile büzüle, utana sıkıla, duayı duaya ekleye ekleye çorbasını içti.

    “Gızım saat kaç? Öğleden sonra oldu mu? Maaşımı çekmeye gidiciğim de.”

    Hemşire şaşırdı.

    “Ver kartını ben çekip geleyim maaşını nene.”

    “Gızım ben bir cahil kadınım. Kartım neyim yok benim. Üç ayda bir geliyim, parmağımı basıp maaşımı alıyım gidiyim.”

    “O zaman sen otur burda. Ben açılınca sana haber ediyim.” Diyerek, gidip baktı hemşire fakat saat iki olmasına rağmen kapı hâlâ kapalı içeride kimse yoktu. Yandaki esnafa sordu. Esnaf Veysel Efendi’nin telefonunu aradı.

    “Rafık açıcığınız mı dükkânı? Burda hemşire bir gız var. Nenesine maaş mı çekecekmiş neymiş.”

    Yattığı yerde sağından soluna dönen Veysel Efendi uykulu bir sesle cevapladı.

    “Bilmiyim rafık. Bugün evrak dağıtım günü. İşim biterse belkim gelirim. O da iki saati bulur.”

    Hemşire şaşırsa da çaresiz sağlık ocağına dönüp durumu Fadime nineye anlattı. Fadime nine,

    “Eh bekleriz gızım ne edeyim. Zati aşamaca dolmuş bekliyicidim.”

    Hemşire, içine sinmeyen bu durumu çözmek için kurumun müşteri hizmetlerini aradı. Durumu anlattı.

    “Hanımefendi, nenem köye gidecek. Şikayet etmek değil derdim. Maaşını bugün alması lâzım.”

    “Anlıyorum. Zaten ben de mağduriyetinizin giderilmesi için şikayet talebi oluşturacağım.”

    “Peki ne zaman sonuçlanır?”

    “En yakın zamanda sonuçlanıp tarafınıza bilgi verilecektir, merak etmeyin.”

    “İyi de bugün maaşını çekmesi lâzım ninemin. Geri köye gidecek.”

    “Anlıyorum ama yapabileceğim tek şey bu.”

    “Hani diyorum şubenizi arasanız da çalışanlarınıza söyleseniz, yardımcı olsalar.”

    “O şekilde bir uygulamamız yok hanımefendi ama meraklanmayın en yakın zamanda mağduriyetiniz giderilecektir.”

    Hemşire, robotik, ruhsuz sese karşı itaat etmekten başka yol bulamadı. Şikayetini oluşturup beklemeye başladı.

    *

    Kibar Ahmet il müdürlüğündeki toplantı salonunun bir köşesinde oturmuş, uykulu gözlerle, gösterilen istatistik tabloları, anlatılan rakamları, büyüme oranlarını dinliyordu. Toplantının sonuna doğru konuşmalar kendi şubesine geldi. İl müdürü arz edilen rakamlara baktı.

    “Hımm! Hımm! Hımmmm!”

    “Yani efendim, bölge müdürlüğümüzdeki en az iş bu ilçede fakat en çok şikayet de bu ilçeden geliyor. Bu da bizim performans rakamlarımızı düşürüyor.”

    “Hımm!”

    “Diğer tüm özel kargo şirketleri burayı köy dağıtımına tabi tutuyor. Haftada bir gün toplu dağıtıma çıkıyor. Biz ise şube bulundurmamıza rağmen hem onlar kadar tercih edilmiyoruz, hem de onların iki katı masraf yapıyoruz.”

    Kibar Ahmet atıldı.

    “Mümkün değil. Bir kere devlet dairelerinin tamamının evrakı bizden geçiyor.”

    Kadın, cevabı il müdürüne verdi.

    “Buna rağmen onlardan az kargo taşıyoruz. Tüm devlet daireleri elektronik evraka geçti. Aylık evrak sayısı mevcut istatistik tablonun en küçük sütununu oluşturuyor.”

    Müdür sordu.

    “Peki ne yapmayı öneriyorsun?”

    “Sayın müdürüm biz de diğer kargo şirketleri gibi köy dağıtımına tabi tutacağız burayı. Ancak biz haftada iki gün dağıtıma gideceğiz. Bu konuda personelimiz ve araç sayımız yeterli.”

    Kibar Ahmet atıldı.

    “Peki maaş çekecek ihtiyarları ne yapacaksınız?”

    Operasyon müdürü kadının yüzünde şaşkın bir ifade belirdi.

    “Bankamatiklerimiz var.”

    “Okuma yazma bilmeyenler var. Onları ne yapacaksınız?”

    “Bu şekilde kaç insan geliyor size Ahmet Bey!”

    “Bilmem, sayısını tutmadım hiç ama çok var.”

    “İyi, ben size söyleyeyim. Son bir yıl içinde elden maaş verdiğiniz on kişi var. Bunlardan bir tanesinin torunu daha yarım saat önce müşteri hizmetlerinden şikayette bulunmuş, maaşımızı alamıyoruz, diye. Bununla beraber bu, bu ayki otuzuncu şikayet.”

    “Alt yapı kötü. Sistem günün yarısında var yarısında yok. Kaç kere söyledim tadilat yapılması lâzım, diye ama ödenek çıkarılmadı. Personel ne yapsın.”

    Kadın tekrar müdürüne döndü.

    “Sayın müdürüm, alt yapı için harcanacak paranın fizibilite raporlarını size aylar önce arz ettim. O parayla yeni şube açılır. Daha gelişmiş cihazlar, son model araçlar alınır. Yaşlılara gelince, onların da tüm bilgileri elimizde. Hepsinin kartını adresine yollayacağız. Burdan sonrası bizim sorunumuz değil. Şikayet dahi etseler kartları olduğu için dikkate alınmazlar.”

    Müdür düşünceli düşünceli ayağa kalktı.

    “Bu şirketleşme işini hiç anlamadım ben. En başından beri karşıyım ya neye yarar. Dediğiniz gibi olsun. Planlamayı yapıp getirin.”

    İl müdürü çıkınca Kibar Ahmet operasyon müdürü kadına sordu.

    “Çalışanlar ne olacak?”

    “Meraklanmayın, il müdürlüğünde pozisyonlarına göre iş verilecektir.”

    “Ne kadar zamana olur bu iş?”

    “Çok değil, bir ay içinde. Size tavsiyem, buralardan ev bakın.”

    Kibar Ahmet’in canına minnetti. Karısı çocukları şehre taşınmak istiyordu zaten de İbrahim ile Veysel’e üzülüyordu.

    “Aman neyse ne! Onlar da emekli oluverirler. Zaten zorunlu emekliliklerine iki sene kalmıştı.” Diyerek ailesinin yanına döndü.

    *

    Hemşire, söylenen saatte yine kapıdaydı. Kapıyı yine kapalı görünce aynı esnafa bir daha arattı Veysel Efendi’yi. Veysel Efendi bu sefer sinirlendi. “Kimmiş o?” diye sordu.

    “Fadime D’nin yakınıymış.”

    “Kambur Fadime’nin ne zaman yakını olmuş? Gitsin yarın gelsin pis karı. Sistem yok.”

    Esnaf hoparlörü kapatmaya çalışsa da beceremedi. Kız, sinirlendi.

    “Sensin pis! Şikayet edeceğim seni!”

    “Etmezsen hatırım kalır! Arsız karı sen de!”

    Hemşire sinirle çıktı gitti. Veysel Efendi esnafla konuşmaya devam etti.

    “Duydun değel mi arsızı! Nasıl da cevap veriyi babası yaşında adama. Dünyanın çivisi çıktı rafık!”

    “Biliyim rafık biliyim. Bu kız bu başı bozuklukla babasının başına çok çorap örür.”

    Haberi alan Fadime nine içten bir şükür çekti ya yine de üzgündü.

    “Nasip, ne edelim. Yarın bir daha gelirin. Savol gızım! Allah razı olsun senden. Yedirdin içirdin, ilgilendin.”

    “Sen sağ ol nene! Paran pulun var mı?”

    Fadime ninenin içine oturdu bu lâf. Gözlerinden sicim gibi damlalar döküldü.

    “Şükür gızım. Şükür. Olanla idare ediyim. Ne ediyim.”

    Hemşire durumu anlayıp cebine davrandı. Fadime nine eline yapıştı.

    “Aman gızım etme! Ben idare ederin. Sen parana sahip çık. Benim derdim kara kız. Eh onun buğdayını da komşudan ödünç alıveririn ne edeyim.”

    Hemşire güldü.

    “Kara kız, tavuğun mu nene?”

    “He ya! İstersen yarına sana yımırtalandan getiren.”

    “Hiç zahmet etme nene!”

    Fadime nine o gün kendine has kambur yürüyüşüyle, dilinde bin bir şükürle evine döndü. Komşusundan aldığı buğdayı kara kıza verip yattı. Ertesi sabah yine o bayramlık pazen elbisesini giyip ilçeye geldi. Maaşını alırken Deli İbrahim,

    “Ne oldu Fadime nene, bir gün maaşını geç aldın deyi bizi şikayet etmişin.” Dedi.

    Fadime nine anlamadı. Veysel Efendi çıkıştı.

    “Bu değel bunun yakınıymış, bir kız çocuğu şikayet etmiş.” Sesini alçaltıp ekledi. “Kambur Fadime dersin ya seveni ne çokmuş.” Tekrar Fadime nineye döndü. “E hadi bizden de kurtulucun Fadime nene! Artık paranı gider şeherden çekersin.”

    Fadime nine ne olduğunu anlayamadı. Sesini çıkarmadan çıkıp sağlık ocağına geçti. Çalışanların bazıları, onu bahçede oturur görünce hemşireye çıkıştılar yine.

    “Al geldi yine.”

    “Sana dedik, ilgilenme şunla diye.”

    “Kesin para isteyecek.”

    Hemşire sesini çıkarmadan Fadime ninenin yanına geçti. Fadime nine elinde tuttuğu üç beş yumurtayı hemşireye uzattı.

    “Gızım benimki yavruluydu ya komşudan aldım gittim. Allah senden razı olsun. Dün çok faydan dokundu bana.”

    Hemşire, böylesi samimi bir minnetin karşısında gülümseyerek aldı yumurtaları. Akşama kadar da orada oturan kadının suyunu çorbasını eksik etmedi.

    Namı değer Kambur Fadime’nin son arkadaşlığı da bu hemşireyle oldu. Maaşını aldıktan iki ay sonra askerler cansız bedenini derede yüzerken buldular.

    “O da insan evladıydı. Allah verdi Allah aldı.”


    Kadir Horzum, Uşak doğumlu. Eğitimini Balıkesir Astsubay MYO, Anadolu Üniversitesi AÖF İşletme ve Sosyoloji bölümlerinde tamamladı. Halen Aile Danışmanlığı ve Yaşam Koçluğu yapıyor. “Kafamdaki Kalabalık” ve “Kalabalıktan Kalanlar” isimli iki adet kitabı Banliyö Yayınevi tarafından yayımlanan Horzum, yazmaya devam ediyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    kadir Horzum suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Kitapları

    SuareMag Ekim 2026

    Ekim 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Cevher ve Çürüme Arayışına Eşlik Eden Filmler Hazırlayan: Elif Özge Karakaya Bir şeylerin kırılıp dökülmesi…

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

    Ekim 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    İslimyeli’den Warhol’a AKM’de 5 sergi birden!

    Ekim 9, 2023 Haber

    MOR SALKIMLI EV

    Eylül 1, 2025 Gönül Yasemin Ölmez

    Kirpi Mesafesi: Yaklaşınca batan bir hikâye

    Şubat 9, 2026 Edebiyat
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.