Close Menu
    Son Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Çarşamba, Kasım 4
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      63. Altın Portakal Ödülleri Sahiplerini Buldu: Gecenin Kazananı “Taş ve Tüy”

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

      Ekim 20, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Ayın Kitapları: KASIM AYINDA NE OKUYALIM?

      Kasım 1, 2026

      Metis Yayınları’ndan iki yeni kitap: Sinema hafızasından Aydınlanma eleştirisine

      Ekim 27, 2026

      Kahire’nin sözde modernleşmesiyle değişen Doğu’nun çehresi

      Ekim 26, 2026

      Ayın Şarkıları: KASIM AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      Yağmur Ender’den “Gece Nöbeti”

      Ekim 23, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Guido Casaretto’nun “The Sea Peoples” sergisi SANATORIUM’da açılıyor

      Ekim 27, 2026

      Doğum Gününde Âşık Veysel’i Anmak

      Ekim 26, 2026

      Bursa’da Zaman: Çağdaş sanata açılan yeni bir kapı

      Ekim 16, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      En Sevdiğim: Kırılan Kalplerin Tekrar Çekimi Var mı?

      Ekim 29, 2026

      Zaaflar Statü Tanımaz: Primetime’da Kim Av, Kim Avcı?”

      Ekim 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Abbas: Masalla Gerçek Arasında

      Ekim 31, 2026

      Güneşin Oğlu, İkinci Sezonuyla Zorlu PSM Sahnesinde

      Ekim 31, 2026

      “Terzi Fikri” 1 Kasım’da Kozzy’de sahnelenecek

      Ekim 27, 2026

      30. İstanbul Tiyatro Festivali Lacrima ile başlıyor

      Ekim 15, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      AŞK YALANMIŞ

      Kasım 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      SEMA VE HALİT

      Kasım 1, 2026

      BAŞKALARININ GÖZÜ VE UTANÇ: THE SUBSTANCE

      Kasım 1, 2026

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ARZUNUN YARASI, UTANCIN İNTİKAMI 
    Nilgün Karataş - SuareMag

    ARZUNUN YARASI, UTANCIN İNTİKAMI 

    Kasım 1, 2026Yorum yapılmamış6 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Henize Nilgün
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    H. Nilgün Karataş

    Arzularımızın gerçekten bize ait olduğu zamanlar var mıydı? Yoksa arzuladığımızı sandığımız her şey, bir başkasının bize biçtiği değerin, eksikliğini hissettiğimiz onayların ve başkalarının gözünden kendimize baktığımız aynaların birer yansımasından mı ibaret?

    Çocukluğuma dönerek, “insan, başkalarının bakışıyla tanışana kadar dünyada kusursuz bir uyum içindedir” diye kesin bir yargıya varabilirim. Öyle ya, çocuklar dünyaya kendilerinden utanarak gelmezler. Utanç; sonradan, dışarıdan, bir yabancının veya toplumun eliyle zihne ekilen zehirli bir tohumdur. Ve o tohum benliğe yerleşip kök saldığında, yavaş yavaş büyüyüp yetiştiğinde, açtığı arzu çiçeğinin de rengini değiştirir. Artık mesele saf bir isteme hâli olmaktan çıkar; eksikliği kapatma, varlığını başkalarına kanıtlama, benliği ele geçiren ezici utançtan kaçma mücadelesine dönüşür.

    Bana bunları düşündürten biri var, karanlık bir âşık. Onun hikâyesi arzu ile utancın, utanç ile arzunun nasıl zehirli bir bağ kurduğunun hikâyesi.

    Yıllar boyunca onu tanıdığını sandı herkes. Öfkesiyle, intikamıyla, ölümün bile dindiremediği o azgın tutkusuyla hatırladılar onu. Tabii o öfkenin kök saldığı toprağa bakmak daha meşakkatli bir işti. Kırılmış bir çocuğun, dünyadan yediği ilk darbeyi içten içe nasıl bir zırha dönüştürdüğünü görmek canını sıkardı insanın. Bazı insanlar en çok yaralandığı yere sığınır, en çok orada büyütür kendini, sonra da sıkışır kalır. Bunu bilmek yine de yaptıklarını bağışlamak anlamına gelmez. Nihayetinde kendi yaptı seçimini. Ya kendi yaralarını iyileştiremediği için başkalarını yaralayan bir zalime dönüşecekti ya da kendi yangınında kül olacaktı. O, ilkini seçti.

    Sevilemeyeceğine inandığı an, korkulan biri olmaya yemin eden o adamı düşünüyorum şimdi. Ona bir zamanlar çok mu kızmıştım ben de? Haksızlık mı etmiştim? Şimdi onu anlayabiliyor olmam -en azından çabalamam- onu bağışlamak istediğim anlamına mı gelir? Arzusunu onaylıyor, utancını paylaşıyor muyum bu adamın? Gerçekten bunu mu istiyordu o da? Sevilmek miydi bütün derdi,  yoksa bizi utandırmak mı? Onu sevebileceğimiz tüm ihtimalleri ortadan kaldırdığına göre… Asıl meselesi insanlığın çirkin yüzünü kendine maske yapıp hepimizi kendi utancımızla baş başa bırakmak olmalı…

    En baştan başlamak istiyorum; arzunun ve utancın temsilini ona yükleyeceksem başlangıca, en azından tanık olduğumuz başlangıca dönmemiz gerekiyor.

    Yağmurlu, soğuk, puslu bir gün olmalı, gece miydi yoksa? Gerçi o da eve getirildiği günü hatırlıyor muydu, bilmiyoruz. Nereden geldiğini, annesinin kim olduğunu, babasının neden yanında bulunmadığını da bilmiyoruz. Onu bulan adam bile bu soruların yanıtlarını getirmemişti yanında. Yalnızca çocuğu getirmişti. Sanki bir insanı bir yerden alıp başka bir yere bırakmak, ona yeni bir hayat vermeye yetermiş gibi.

    Çocuğun bir adı bile yoktu. Vardı da kimse bilmiyordu. Kendisine verilen adı taşıyacaktı bundan böyle. Başkasının seçtiği bir isim, başkasının evi, başkasının ailesi… Hayatının ilk yılları, kendisine ait olmayan şeylerin arasında geçecekti.

    Bir eve girmek, o evin insanı olmak anlamına gelmiyordu. Bunu öğrenmesi uzun sürmedi.

    Evdeki çocuklardan biri onu daha ilk günden istemedi. Bu hoşnutsuzluk büyüdü; kıskançlığa, nefrete ve aşağılamaya dönüştü. Onu koruyan adam öldüğünde, evin içindeki görünmez sınırlar netleşti. Artık eğitim görmesine gerek yoktu. Diğerleriyle aynı sofraya, aynı hayata ait değildi. Çalışabilir, emir alabilir, aşağılanabilirdi.

    Bir çocuğa değersiz olduğunu öğretmenin pek çok yolu vardır. Konuşurken yüzüne bakmamak, odadaki varlığının bile rahatsızlık verdiğini hissettirmek bunlardan biridir. İnsan kendisinden utanmayı böyle öğrenir.

    Yine de o evde kendisini yabancı hissetmediği biri vardı; Catherine. Birlikte kırlara kaçıyor, rüzgârın altında koşuyor, yetişkinlerin kurallarından uzaklaşıyorlardı. Catherine’in yanında başka biriydi çocuk. Ne kökenini açıklamak ne de varlığını haklı çıkarmak zorundaydı. Kendisine sürekli yabancı olduğunu hatırlatan evde, ilk kez birine ait olduğunu hissedebileceği bir yakınlık bulmuştu.

    Arzu tam da burada doğdu. Sevilme isteğinden önce görülme, kabul edilme, birinin dünyasında kendine yer bulma ihtiyacından…

    Sonra büyüdüler.

    Büyümek, başkalarının dünyasında kendilerine ayrılan yerleri öğrenmekti. Catherine’in önünde güzel elbiseler, saygın bir evlilik ve güvenli bir gelecek duruyordu. Heathcliff ise ne kadar büyürse büyüsün, kendisine biçilen değersizliği üzerinden çıkaramıyordu.

    Ve o gün geldi.

    Catherine, toplumsal düzenin gerektirdiği gibi düşünmeye çalışarak Heathcliff ile evlenmenin kendisini küçük düşüreceğini söyledi. Bir anlığına, sevdiği adama başkalarının gözüyle bakıp utanması gerektiğini düşündü. Oysa Catherine başka türlü hissediyordu, bunu da dillendirmekten çekinmeyecekti. 

    Ama Heathcliff devamını dinlemedi. Çoktan gitmişti.

    İnsanın hayatını değiştiren, bazen bir cümlenin yalnızca duyduğu ilk yarısıdır. Heathcliff için de öyle oldu; o an her şey yıkıldı.  Heathcliff, sevdiği kadının ağzından çıkan kelimelerle, kendisini onun ve dünyanın gözünden gördü. İşte gerçek utanç o saniyede benliğine kazındı. Başkalarının ona yıllardır ona söylediği “sen eksiksin ve değersizsin” cümlesi, sevdiği kadının ağzından doğrulanmıştı.

    Heathcliff’in ruhundaki bir türlü kapanmayan yaranın büyüklüğünü anlamak için Sartre’dan yardım almam gerekiyor. Heathcliff’i ve günümüzün utangaç zalimlerini anlayabilmek istiyorsak Jean-Paul Sartre’ın “ötekinin bakışı” (le regard) ile bakmayı denemeliyiz. Sartre’a göre insan, bir başkasının bakışı üzerine düşene dek kendi özgür dünyasındadır; ancak o yabancı göz, özneyi bir nesneye dönüştürdüğü an utanç doğar.

    Catherine’le kırlarda koşarken kendisini açıklamak zorunda olmayan Heathcliff, duyduğu o yarım cümlede yeniden yargılanan, değeri başkalarınca belirlenen çocuğa dönüşür. Üstelik bu kez yargının geldiği yer, bütün o aşağılamalardan sığındığı kişidir. Utancı derinleştiren de budur; Catherine’in yanında kendisini savunmaya ihtiyaç duymadığı o yakınlığın artık güvenli olmadığını düşünmesi.

    Artık o, kendisi olan değil, başkalarının gözünde “değersiz ve eksik” addedilen bir nesnedir.

    Bir de sonrası var bu işin. Heathcliff’in yıllar sonra servet ve güçle geri dönüşünün arkasındaki o beyhude çabayı yorumlamak için Jacques Lacan’ın arzu ve “Öteki” teorisi lazım bize. Lacan’a göre insan arzusu, öznenin kendi içinden doğmaz; daima “Ötekinin arzusu”dur; yani başkalarının değerli kıldığı, onay verdiği şeyleri isteme biçimidir. Yani neyi isteyeceğimizi öğrenirken neyin bizi değerli kılacağını da öğreniriz.

    Heathcliff, kendisini dışlayanların karşısına bu kez o dünyanın en büyük putlarına -mülkiyet, para, statü ve mutlak güç- taparak çıkar. O dünyada pek kabul gören erkeklik figürünü ve sınıfsal üstünlüğü taklit ederek varlığını tescil etmeye çalışır. Oysa Lacan’ın işaret ettiği gibi, arzu edilen nesne -servet, mülk, Uğultulu Tepeler’in mülkiyeti- ruhunun derinlerindeki o kadim eksikliği (manque) kapatmaya yetmez. Heathcliff ne kadar güç kazanır kazansın, çocukluğunda yediği o ilk darbenin yarattığı utanç boşluğunu dolduramaz; aksine o eksikliği başkalarına zulmederek büyütür.

    Evet Heathcliff’i kötü bir adama dönüştüren şey tam olarak utançtır. Bir noktadan sonra mesele yalnızca sevilmek değildi çünkü. Kendisini küçük görenlerin karşısına, onların küçümseyemeyeceği biri olarak çıkması gerekiyordu. 

    Fakat utanç öyle bir zehir ki, edindiği servet veya güç onu temizlemeye yetmedi. O da onlar gibi mülkiyeti, parayı ve gücü başkalarını ezmek için kullanmaya başladı. Bir zamanlar sevilmek isteyen o çocuk, başkalarının hayatını cehenneme çeviren korkulan bir adama dönüştü, bir zamanlar nefret ettiği insanların merhametsizliğiyle donattı kendini.

    Heathcliff’i yalnızca on dokuzuncu yüzyılın sisli tepelerinde, sararmış roman sayfalarının arasında bırakmak kolay olurdu. Ancak bugün başka isimler takılsa da Heathcliff’leri görmek için Britanya’ya gitmemize gerek yok. Sokaklar, ofisler, ekranlar çocukluğundaki değersizlik duygusunu bastırmak için servet biriktiren, sevilmediği için korkulmayı seçen, bir zamanlar yüzüne kapatılan kapıları ele geçirdiğinde aynı kibirle başkalarının yüzüne kapatan insanlarla dolu. 

    Arzuladıkları şeye ulaştıklarında utançlarının biteceğini sanıyorlar; oysa kazandıkları her güç, onları o ilk günkü üstü başı çamur içindeki çocuğun gardiyanı yapmaktan başka bir işe yaramıyor. Tam da bu yüzden, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Heathcliff’in hikâyesi hâlâ bu kadar rahatsız edici; çünkü onun tuttuğu aynada görmekten en çok korktukları hâllerini görüyorlar. Yaralarını sarmak yerine onlardan akan irinle kendilerini ve herkesi boğan o karanlık hâlleri… 

    Ve bunca sözden, saptamadan -biraz da yargıdan- sonra aynı soruya dönmek istiyorum.

    İnsan utancından, kendisini aşağılayanların yerini aldığında mı kurtulur, yoksa artık kimseyi aşağılamak zorunda hissetmediğinde mi?


    Henize Nilgün

    H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Yayın yönetmenliği yaptığı Suare Dergi’de ve Bianet’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI

    henize nilgün nilgün karataş yazar

    Related Posts

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026 Hakan Akdoğan

    BAŞKASININ ARZUSU

    Kasım 1, 2026 Arzu Kurt

    SEVGİNİN UTANCI

    Kasım 1, 2026 SUAREMAG

    YARIM KALAN DANS

    Kasım 1, 2026 Benan Bilek
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026 Festival

    SAYIM ÇINAR’DAN FESTİVAL İZLENİMLERİ Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Daima” sloganıyla…

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Institut français 2023 Çeviri Ödülü Siren İdemen’in oldu

    Ekim 18, 2023 Haber

    İki Tanıklık

    Nisan 25, 2025 Edebiyat

    İslimyeli’den Warhol’a AKM’de 5 sergi birden!

    Ekim 9, 2023 Haber
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.