Cevher ve Çürüme Arayışına Eşlik Eden Filmler
Hazırlayan: Elif Özge Karakaya
Bir şeylerin kırılıp dökülmesi çoğu zaman bir anda olmuyor. Bir evin odalarına yayılan sessizlikte, bir ilişkinin ritminde, bir insanın bakışındaki o belirsiz mesafede yavaş yavaş birikiyor. Dışarıdan bakınca her şey hâlâ yerli yerinde, hatta pürüzsüz görünebilir. Oysa içeride bir şey çoktan yer değiştirmiş olur. Henüz hiçbir şey bütünüyle yıkılmamışken, ilk çatlakların kendini belli ettiği o hassas aralığa kameranın ışığı vuruyor.
Bu seçkideki filmler, farklı hayatların ve farklı dünyaların içinden benzer bir çözülme ânına bakıyor. Ailenin, arzunun, başarının, güzelliğin ya da alıştığımız düzenin altında neler birikiyor? Her şey yavaş yavaş dağılmaya başladığında, geriye ne kalıyor?
Belki de cevheri, bütün bu sarsıntının altında saklanan kusursuz bir şey olarak aramamak gerekiyor. Keyifli izlemeler.
- Venedik’te Ölüm (Death in Venice – 1971) Yönetmen: Luchino Visconti
Güzelliğin en parlak hâliyle çürümenin en ağır kokusu aynı yerde buluşabilir. Visconti, Venedik’in ihtişamını yavaş yavaş hastalık, arzu ve ölüm duygusuyla kaplarken güzelliğin kendisini de kırılganlaştırıyor.
- Yedinci Kıta (The Seventh Continent – 1989) Yönetmen: Michael Haneke
Her şeyin yerli yerinde göründüğü bir hayatın içinde ne zaman bir şeyler bozulmaya başlar? Haneke, düzenli evlerin, rutinlerin ve tüketim alışkanlıklarının altında biriken sessiz yabancılaşmayı izliyor.
- Üç Maymun (2008) Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Bazı ailelerde söylenmeyenler, söylenenlerden daha fazla yer kaplar. Üç Maymun, suskunluk, suçluluk, arzu ve yalanın bir evin içine nasıl yerleştiğini gösteriyor.
- Parazit (Parasite – 2019) – Yönetmen: Bong Joon-ho
Aynı evin içinde bile insanların yaşadığı dünyalar birbirinden ne kadar uzak olabilir? Parazit, sınıfsal eşitsizliği mekânlar, bedenler ve kokular üzerinden görünür kılıyor. Cilalı yüzeylerin altında başka bir hayatın saklandığı bu dünyada çürüme, düzenin kendisine ait.
- Stalker (İz Sürücü – 1979) – Yönetmen: Andrei Tarkovsky
Bir odaya girip en derin arzunuzun gerçekleşmesini isteseniz, gerçekten ne dileyeceğinizi biliyor musunuz? Stalker, insanın kendi içindeki bilinmeyene doğru yaptığı yolculukta arzunun da güvenilir bir rehber olmadığını hatırlatıyor.
- Gemide (1998) – Yönetmen: Serdar Akar
Bir gemi, karadan uzaklaştıkça insanın toplumsal maskelerinden de uzaklaşabileceği bir kapalı dünyaya dönüşür. Gemide, erkeklik, şiddet, güç ve suçun iç içe geçtiği bir düzen kurarken insanın sınırlarını da aşındırıyor. Geminin pasından taşan çürüme insanların birbirine bakışına karışıyor.
- Whiplash (2014) – Yönetmen: Damien Chazelle
Bir yeteneğin mükemmelleştirilmesi nerede biter, insanın kendisini tüketmesi nerede başlar? Whiplash, başarı arzusunun bedene ve zihne uygulanan baskıyla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. İnsanın özü gerçekten ortaya çıkıyor mu, yoksa onu bulmak için insanın kendisinden geriye ne kadar bırakması gerekiyor?
- Büyük Güzellik (La Grande Bellezza – 2013) – Yönetmen: Paolo Sorrentino
Güzelliğin ortasında yaşamak, insanı boşluktan korumaya yetmez. Sorrentino, Roma’nın ihtişamı, partiler ve sanat çevresi arasında dolaşırken gösterişli bir hayatın altında biriken anlamsızlığı açığa çıkarıyor.
- Kıskanmak (2009) – Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Kıskançlık, geçmişte kalmış bir duyguyu yıllarca canlı tutabilir; hatta insanın bütün hayatını onun etrafında yeniden kurabilir. Kıskanmak, bastırılmış arzunun zamanla nasıl sertleştiğini ve insanın içindeki boşluğu nasıl zehirleyebildiğini izliyor.
- Melankoli (Melancholia – 2011) – Yönetmen: Lars von Trier
Dünyanın sonu yaklaşırken insanın elinden hangi yanılsamalar düşer? Melankoli, gezegenin yaklaşan yıkımını kişisel bir ruh hâliyle yan yana getirerek insanın kırılganlığını büyütüyor. Her şey yok olurken geriye ne kalabileceği sorusu, filmin en sessiz ve en ağır yerinde duruyor.


