Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Temmuz 5
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KENDİ CÜMLENİ YAZ
    Eylem Akdere

    KENDİ CÜMLENİ YAZ

    Temmuz 1, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Eylem Akdere

    İnsanlar bir kalemi neden tamir ettirir?

    Bu sorunun cevabını uzun yıllar bulamadım.

    Aslında, yenisini almak daha kolaydır. Vitrinlerde ışıl ışıl duran yenileri varken beni tekrar tekrar aynı dükkâna getirmelerini anlamıyordum. 

    İlk kez o dükkânda gözlerimi açtım. Benim için zaman, ilk  tamir edildiğim gün başladı.

    Tezgâhın üzerinde parçalar hâlindeydim. Gövdem bir kenarda, kapağım başka bir yerde, çelik ucum ise kadife bir bezin üzerinde duruyordu. Beni yapan usta çoktan gitmişti. Bundan sonrasını başka bir usta tamir edecekti.

    Usta, büyüteci gözünün önüne getirdi. Parmakları yavaştı ama tereddüt etmiyordu. Her parçamı sanki yerini ezbere biliyormuş gibi topladı. Gövdemi çevirdi, kapağımı kapattı, ucumu ışığa kaldırdı.

    Karşı camdan gelen güneş, çeliğimin üzerinde ince bir çizgi bıraktı.

    “Oldu,” dedi.

    Sonra kendi kendine mırıldandı:

    “Şimdi sıra sende.”

    O gün bu cümlenin kime söylendiğini anlayamadım.

    Dükkân küçüktü. Kapının üzerindeki pirinç zil, her açılışta aynı sesi çıkarıyordu. İçeri giren herkes önce duruyor, eski mürekkep kokusunu içine çekiyor sonra ustaya doğru yürüyordu. Raflardaki bazı kutuların üzerinde yılların tozu duruyordu. Çekmecelerde; yaylar, vidalar, kırık uçlar, çatlamış gövdeler kendi içlerinde bir düzende ama karşıdan bakıldığında iç içe girmiş halde duruyorlardı.

    Burası yeni şeylerin satıldığı dükkân değil, eskimiş olanlardan vazgeçilmeyen bir yerdi.

    İnsanlar kalemlerini bırakırken beklemeyi göze alıyordu. Beklemek konuşmayı kolaylaştırıyordu.

    Usta, az konuşurdu.

    “Ucu eğilmiş,”

    “Mürekkep kurumuş,”

    “Gövde çatlamış,”

    ………………

    Tezgâhın diğer tarafındaki insanlar birkaç dakika içinde hayatlarını anlatmaya başlardı.

    Bir gün cebinden çiziklerle dolu bir dolma kalem çıkaran orta yaşlı bir kadın; “Babamdan kaldı,” dedi.

    Usta kalemi eline aldı, kapağını çevirdi, ucuna baktı. Parmak ucuyla gövdesindeki çatlağı yokladı.

    “Tamir olur mu?” diye sordu kadın.

    “Olur,”

    “Eskisi gibi olur mu?”

    Usta, başını kaldırdı; ‘Hayır,’ der gibi baktı.

    Sonra sakin bir sesle konuştu: “Eskisi gibi olmaz.”

    Bu cümleyle kadının yüzündeki umut bir anlığına söndü. Usta, kalemi tezgâha bırakırken “Ama yeniden yazar,” diye mırıldandı.

    Kadın, sustu. Bazı sessizlikler, insanın duymak istemediği cevabı ele verirdi.

    Kalemini bırakıp çıkarken, kapının üzerindeki zil yine aynı sesi çıkardı.

    Usta, çekmecelerden birini açtı. İçinden katlanmış, sararmış, yılların izini imza gibi taşıyan bir kâğıt çıkardı.

    Kenarları yumuşamış, kat yerleri incelmişti. Üzerinde aynı cümle, farklı mürekkeplerle tekrar tekrar yazılmıştı.

    Kadının kalemini kırmızı kadife kumaşın üstüne bıraktı. Beni eline alıp kapağımı çevirdi.

    Ucumu mürekkebe değdirdi, ağır ağır yazmaya başladı.

    ‘’Kendi cümleni yaz.’’

    Yazı bitince mürekkebin kâğıda yerleşmesini izledi. Kâğıdı dikkatle katladı, aynı çekmeceye koydu.

    Bunun, beni denemek için yazılmış sıradan bir cümle olduğunu sandım.

    Başka bir şey de yazabilirdi.

    “Deneme.”

    “Yazar.”

    “Tamam.”

    Ya da birkaç çizgiyle de deneyebilirdi. Ama o, benden sonraki denediği kalemlerde de her defasında aynı cümleyi seçiyordu.

    Bunun nedenini bir süre sonra anlayacaktım.

    İnsanlar, kalemlerini tamire getirirken yalnızca kırılan uçlarını bırakmıyorlardı.

    Yanlarında yarım kalmış cümlelerini de getiriyorlardı.

    Bu dükkâna çok bırakıldım. Çok defa aynı cümleyi yazdım.

    İlk defa, bir baba beni bu dükkânın arka rafından seçti. Dükkâna “İyi bir dolma kalem istiyorum,” diyerek girmişti.

    Eline aldı. Kapağımı açtı, kapattı. Parmaklarıyla ağırlığımı tarttı.

    “Bu uzun yıllar gider,” dedi. Emindi.

    Benimle ilgili söylenen ilk cümle buydu. Kutuya konuldum. Eve gittik. Masanın üzerinde küçük bir pasta vardı. Mumlar üflenmiş, alkışlar bitmişti.

    Hediyeler açılamaya başlandı, ben en sona kaldım. Çocuk kurdeleyi çözdü, kapağı kaldırdı. Beni iki eliyle tuttu. Uzun süre hiçbir şey söylemedi.

    Sonra babasına bakarak, “Bununla ne yazacağım?” diye sordu.

    Babası gülümseyerek; “Önemli şeyler,” diye cevap verdi.

    O gün “önemli” kelimesinin ne anlama geldiğini ikimiz de bilmiyorduk. İlk yazdığı şey adıydı. Sonra soyadı. Sonra tekrar adı.

    Bir süre yalnızca harfleri güzelleştirmeye çalıştı. İnsanlar isimlerini ilk kez yazarken kendilerine benzetmeye çalışırlar.

    Çocuk, bir öğleden sonra odasında yalnızdı. Pencereden içeri giren güneş masanın yarısını aydınlatıyordu. Önüne boş bir resim kâğıdı koydu.

    Bu kez yazmaktan çok çizdi.

    Bir ev.

    Bir ağaç.

    Gökyüzünde birbirine değen iki bulut….

    Sonra resmin altına büyük harflerle yazdı.

    ‘’RESSAM OLACAĞIM!’’

    Yazıyı bitirince geriye çekilerek uzun süre baktı, gülümsedi.

    İlk kez bir insanın yazdığı cümleye bu kadar benzediğini gördüm.

    Kapı açıldı. Babası içeri girdi, masaya yaklaşarak resme baktı.

    “Çok güzel olmuş,” dedi.

    Çocuğun yüzü aydınlandı. Babası resmi eline alarak bir süre daha baktı. 

    Resmin altına küçük bir cümle ekledi:

    ‘’Önce iyi bir meslek.’’

    Yazısı oğulun yazısından daha düzgündü, kararlıydı.

    Kâğıtta iki cümle duruyordu.

    Biri yukarıda.

    Biri aşağıda.

    İkisi de birbirinden ayrıydı, uzaktı. Babası odadan çıkarken ben yalnızca bir cümle kalmış gibiydi.

    Çocuk resmi katladı, çekmeceye koydu. Bir daha da hiç açmadı. Yıllar geçti. Defterler değişti. Mürekkebim de çok kez bitti.

    Bir sabah masaya büyük, beyaz bir form bırakıldı.

    Üstünde; Üniversite Tercih Formu yazıyordu.

    Çocuk artık gençlik yıllarındaydı. Boyu babasını geçmişti. Ama formun başına oturduğunda omuzları küçülmüş gibiydi.

    Uzun süre ilk satıra baktı. Beni eline aldı, bekledi, yazmadı.

    Kapının ardından babasının sesi geldi.

    “Hazır mısın?”

    “Hazırım.”

    “Kararını verdin mi?”

    Kısa bir sessizlik oldu.

    “Evet.”

    Kapı açıldı. Babası oğlunun arkasında durdu. Forma bakmadan omzuna dokundu.

    Genç ilk satıra yazmaya başladı: Makine Mühendisliği

    Harfler düzgündü, eli titrememişti.

    Bir sonbaharda yine o dükkâna döndüm, kapının üzerindeki pirinç zil aynı sesi çıkardı. Ucum eğilmişti. Usta, beni eline aldı.

    İçerideki raflar seyrelmiş, bazı çekmecelerin kulpları gevşemiş, camın önündeki mürekkep şişeleri azalmıştı.

    Yıllar, kalemlerin gövdesinde çizik olarak kalıyordu.

    İnsanların yüzünde kırışıklık, evlerin duvarında solgunluk, mektupların kenarında sararma… Bende de ince ince çizikler vardı. Kapağım eskisi kadar sıkı kapanmıyor, ucum bazen kâğıda değmeden önce kısa bir duraksama istiyordu.

    Yine de yazıyordum.

    Ustanın da saçları tamamen beyazlamış, parmaklarının üzerindeki damarlar belirginleşmişti. Büyüteci gözüne götürmesi eskisinden uzun sürdü. Ama beni eline alışında hâlâ aynı dikkat vardı.

    “Yine sen,” dedi.

    Bunu bana mı söyledi, sahibime mi, geçmişe mi anlayamadım.

    Her zamanki gibi çekmeceyi açtı, sararmış kâğıdı çıkardı.

    Ben artık ne yazacağını biliyordum.

    Yavaşça yazdı: ‘’Kendi cümleni yaz.’’

    Mürekkebim kurumuştu. Belli belirsiz, yazıdan ziyade çizgi gibi bir cümleydi.

    İlk kez o cümleyi okurken başka bir şey düşündüm. Belki de insanlar kendi cümlelerini bir günde kaybetmiyordu.

    Belki de başka bir cümlenin yanına usulca iliştirilen tek satırla başlıyordu, her şey.

    “Önce iyi bir meslek.”

    O günden sonra, hiçbir cümlenin yazıldığı kadar masum olmadığına inandım.

    Karşısında duran genç adam, beni tutmaya alışkın değildi. Yine de beni küçük bir kutunun içinde saklamış, dükkâna kadar getirmişti.

    “Dedemden kalmış,” dedi.

    Sonra durdu.

    “Babam da kullanmış,” diye ekledi.

    Usta başını kaldırmadan kapağımı açtı.

    “Sen?” dedi.

    Genç adam mahcup bir gülümsemeyle; “Ben pek kullanmadım,” diye cevap verdi.

    Bu cümlede, sanki insan, kendisine bırakılan her şeyi kullanmak zorundaymış gibi bir mahcubiyet vardı.

    Usta cevap vermedi. Parçalarımı söktü, gövdemi temizledi.

    “Yazar,” dedi.

    Genç adam rahatladı.

    “Eskisi gibi olur mu?”

    Bu soruyu yıllar içinde çok duymuştum.

    ‘’Eskisi gibi olur mu?’’

    Usta bu kez uzun süre sustu. Sonra beni tezgâha bıraktı. “Hiçbir şey eskisi gibi olmaz ama yazar,” dedi.

    Genç adam bu cümleyi anlamadı ama ben anladım.

    Tamir bitince usta, o kâğıda tekrar yazdı.

    Kâğıt artık neredeyse dolmuştu. Üzerinde aynı cümle, yılların mürekkebiyle defalarca yazılmıştı.

    ‘’Kendi cümleni yaz.’’

    Bazıları koyu, bazıları soluk, aceleyle ya da neredeyse görünmeyecek kadar hafif…. 

    Aynı cümle, ama hiçbir satır birbirinin aynısı değildi. Usta, kâğıtta boş bir yer aradı, dolmuştu. Kâğıdı çevirdi, arka yüzü boştu.

    İlk kez o boşluğu gördüm.

    Ucumu kâğıda değdirdi, bir süre öylece bekledi. Yine aynı cümleyi yazacak sandım. Yazmadı.

    Tam o sırada iç kapı aralandı. Küçük bir çocuk başını uzattı.

    “Dede?”

    Usta arkasına döndü.

    “Gel,” dedi.

    Çocuk elinde kırmızı kapaklı bir defterle içeri girdi. Tezgâhın yanına geldi, beni merakla inceledi.

    “Bu eski mi?”

    Genç adam gülümsedi, “Çok eski,” diye cevap verdi.

    Çocuk bana biraz daha yaklaşarak “Yazıyor mu?” diye sordu.

    Usta beni ona uzatarak “Dene,” dedi.

    Çocuk metalimden kavradı, parmaklarının küçük olmasına rağmen sıkı sıkı tutuyordu.

    “Ne yazayım?” diye sorunca dükkânın içi sessizleşti ya da bana öyle geldi.

    Ben bu soruyu yıllar boyunca çok duymuştum.

    ‘’Bununla ne yazacağım?’’

    ‘’Ne yazayım?’’

    İnsanlar çoğu zaman ellerinde kalemle bekler, bir başkasının cevap vermesini isterdi.

    Usta konuşmadı, genç adam da konuşmadı. Çocuk bekledi. Sonra omuz silkti.

    Kendi kendine mırıldandı.

    “Bilmiyorum,” kâğıda bunu yazdı.

    ‘’Bilmiyorum.’’

    Sonra altına küçük, sanki imza atar gibi yamuk bir çizgi çekti. 

    Usta gülümsedi. Genç adam çocuğun başını okşamak için elini kaldırdı, sonra vazgeçti.

    O gün ilk kez anladım.

    Kendi cümleni yazmak, her zaman büyük ve kararlı bir şey olmak zorunda değildi.

    Bazen insanın kendi cümlesi, bilmediğini kabul ettiği yerde başlıyordu.

    ‘’Bilmiyorum.’’

    Yıllardır taşıdığım bütün kesin cümlelerden daha hafifti.

    Çünkü kimse söylememişti. Çocuk yalnızca kendi boşluğunu yazmıştı.

    O boşluk, bana özgürlük gibi göründü.

    Usta kâğıdın kurumasını bekledi. Sonra onu katlamadı. Çekmeceye koymadı. Tezgâhın üzerinde açık bıraktı.

    Genç adam beni kutuma yerleştirecekti ki usta eliyle durdurdu.

    “Bırak,” dedi.

    “Burada kalsın.”

    Genç adam şaşırdı.

    “Kalem mi?”

    Usta başını sallayarak; “Bir süre,” dedi.

    Çocuk hemen sordu: “Ben yine yazabilir miyim?”

    Usta, gülümsedi: “İstersen, evet,” dedi.

    Bu kelime dükkânın içinde usulca yayıldı.

    ‘’İstersen.’’

    Ne kadar hafifti….

    Ne kadar geç söylenmişti…

    Bunca yıl nice emir, öğüt, imza taşıdım. Ama “istersen”, mürekkebime en az değen kelimeydi.

    Çocuk defterini açtı. Bu kez sararmış kâğıda değil, kendi defterine yazdı. Ben ne yazdığını göremedim.

    Elini yazının üzerine kapatmıştı. Usta da bakmadı. Ben de ilk kez merak etmeme rağmen bilmemeyi kabul ettim.

    Çünkü bazı cümleler, yazıldıkları anda sadece sahibine aittir.

    Akşam dükkân kapanırken usta beni tezgâhın üzerine bıraktı.

    Pirinç zil sustu. Rafların gölgesi uzadı. Çekmece aralık kaldı, sararmış kâğıt hâlâ açıktı.

    Bir yüzünde yıllarca tekrar edilmiş aynı cümle vardı.

    ‘’Kendi cümleni yaz.’’

    Arka yüzünde ise bir çocuğun yazısıyla tek kelime: ‘’Bilmiyorum.’’

    O iki cümle birbirine bakıyordu. Biri yılların içinden gelmişti, diğeri henüz başlamamış bir yerden…

    İlk kez hangisinin daha doğru olduğunu düşünmedim. Çünkü belki de mesele doğru yazıyı bulmak değil, başkasının cümlesini kendi sesin sanmamaktı.

    Ben hayatım boyunca mürekkep taşıdım. İnsanlar ise birbirlerinin cümlelerini…


    Eylem Akdere, İngilizce Öğretmenliği mezunu ve Montessori eğitmeni. Ankara’da
    kendi okulunu kurdu. Yazmak hayatında hep vardı; önce çocukları anlamanın ve onlara seslenmenin
    yazmaktan geçtiğini anladı, sonra yetişkinlere yazarak duygularını sağaltmanın iyileştirici yanı ile tanıştı. Distopya Akademi’de aldığı eğitimler ve katıldığı atölyelerle öykücülüğünü derinleştiriyor. Çocuk edebiyatı çatısı altında bir öyküsü kolektif kitapta yer aldı. Hayatın her noktasında, kelimelerle yeni başlangıçlar arıyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    eylem Akdere suaramag yazar

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Venedik’te Cinayet filminden fragman ve afiş

    Mayıs 4, 2023 Video

    44. İstanbul Film Festivali 11-22 Nisan’da seyirci karşısında

    Mart 21, 2025 Film

    Zeynep Pınarbaşı

    Ağustos 1, 2025 SUAREMAG
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.