Buğra Kaleli

“Ey Sone! Gezdin mi yeryüzünü karış karış? Mutlu mu var ettiklerim? Her şeyi tam bir denge ve muhteşemlikle tasarladım. Tüm canlılara, yaşamlarına anlam katmak için kendilerine özgü amaçlar verdim. Yalnız kalmasınlar diye kendi türlerinden arkadaşlar sundum. Tüm ihtiyaçlarına ulaşabilecekleri bir ortam sağladım. Gelişmeleri için zihinlerindeki sınırları kaldırdım. Var mı bunlara rağmen tebessüm edemeyen?”
“Efendimiz. Dünya’nın her noktasına adım attım. Geçmişin ve geleceğin tüm anlarını dolaştım. Her canlının gözünden yaşamlarını izledim. Düzeninizde hiçbir kusur bulamadım. Sadece bir his vardı ki onu yaşamak nedense garipti. Anlamlandıramadım.”
“Neymiş peki bu his?”
“Onun doğrudan bir karşılığını bulamasam da izninizle anlatacağım.
Bir kabiledeydim. Reisin eşi doğum yapıyordu. Sancılı bir süreçti. Her saniyesini onun gözlerinden izledim. Bebek doğduğunda avuçlarda taşınmaya başlandı. Tüm kabile üyeleri sevinç çığlıkları atıyordu. Anne, çadırın içinden onları seyrediyordu. Herkes bebeğin varlığıyla ilgiliydi. Kimse bu mucizeyi gerçekleştiren anneye dönüp bakmadı. Kocaman bir yalnızlık kalmıştı halen acıyan bedeninde.
Sonra evinde çayını yudumlayan bir kadının gözlerine gittim. Yalnız başına masanın başında oturuyordu. Masanın üzerinde yarım bırakılmış bir kahvaltı vardı. Belli ki eşi ve çocukları evden gitmişlerdi. Gün boyu yuvasının yaşanabilirliğini sağlamakla uğraştı. Baba ve çocuklar akşam eve döndüklerinde alışılmış bir düzenin içine yeniden girmişlerdi. Anne hazırladığı yemeğin yenişini izledi, koltuklara dizdiği minderlerin havada uçuşunu, yeni süpürdüğü halıya dökülen kırıntıları ve dağılan başka birçok şeyi… Ertesi gün yine yapması gereken aynılığa devam edecekti. Zaman ilerledikçe daha da değersizleşen, paradoksa dönüşmüş bir yalnızlık…
Kıyafet defilelerinin birine gittim sonra. Kadın çok heyecanlıydı. Herkesin merak ettiği eşsiz parça onun üzerindeydi. Sahneye çıktığında bir alkış koptu. Salınarak yürürken bakışları karşıdaydı ama insanların yüzlerini merak ediyordu. Kulağına çalınan birkaç söz ‘Ne muhteşem bir elbise!’ diyordu. Herkesin tek odağı, bedenini kaplayan tasarlanmış kumaş parçalarıydı. Kumaşa hayat veren benliğinden söz eden yoktu.
Şiir yazan bir kadının gözlerindeydim. Tutkusunu öylesine güzel nakışladı ki kelimelere. Aşkı en berrak haliyle sundu şiirinde. İnsanlar şiirini okuduklarında pek ilgilerini çekmedi. ‘Neden?’ diye soruyordu hep. Aslında biliyordu; bu Dünya’da kadının aşkı, erkeğin aşkına nazaran daha kıymetsizdi. En iyi onlar severdi ve en iyi onlar hissettirebilirlerdi. Burada da yalnızdı kadın. Kocaman bir boşluk…
Neden tüm kadınlarda böyle hissettim? Cevaplayamadım Efendimiz.
“İnsanların bedenlerini var etmek kolaydı Sone. İstemem yeterliydi. Ancak şekillenmiş toprak Dünya’yı değiştiremezdi. Ben de kadını seçtim ve ruhuna ‘Ben’den bir şarkı söyledim. İşte bahsettiğin bu biricik yalnızlık, ‘Ben’den gelendir…’”

Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimi Ankara’da tamamladı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’ndan mezun oldu. MEB bünyesinde Sınıf Öğretmeni olarak atandıktan sonra sırasıyla Şırnak, Mardin, İstanbul ve Konya’da görev yaptı. 2022 yılında Selçuk Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon bölümünü kazanıp örgün eğitime başladı. 2025 yılında Pötikare Yayınları’ndan ‘Bir Dileğe Yolculuk’ ve MSE Yayınları’ndan ‘Pampas’ isimli kitapları basıldı. Öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanıyor. Halen Konya Karatay Yavuz Selim İlkokulu’nda Sınıf Öğretmeni olarak görev yapıyor. Evli ve bir çocuk babası.

