Alperhan Benlioğlu
Perdeyi kapatmamıştı. Hava aydınlık ile karanlık arasında sabitlenmişti sanki. Gece ya da gündüz fark etmeksizin hep aynı gri tonda duruyordu. Rüzgârın uçurduğu kar taneleri pencere görüntüsüne pikselleri gözüken eski bir film havası veriyordu. Kızı huzursuzca kıpırdandı. Ne zaman 5 saniyeden uzun içine dönse hikâyeye devam etmesini isterdi.
– Sonra ne olmuş babacım kıza?
– Sepetindeki elmalarla ormanın derinliklerinde yürüme devam etmiş
Sanki o da aynı ormanda kızla beraber yürüyordu. Sevdiği adama elma taşıyan kendi kızıylaydı. Sonra diye devam etti hikâyeye. Sonra bir adamla karşılaşmış kız. Adam önce ne götürdüğünü sonra da kaç tane olduğunu sormuş. Kız elma diye ilk soruyu cevaplamış ama ikinci soruya cevap vermeden önce adama tuhaf tuhaf bakmış.
– Kaç tane elma götürüyormuş baba?
Avcının sorusu kızının ağzından bu kez onun kulaklarında çınlamış. O da hikayedeki kızın cevabını kendi kızına vermiş: “İnsan sevdiğine götürdüğünü sayar mı hiç?”
****
Montuna biraz daha sıcak hava basarak karlı gibi gözüken ama karlı olmayan yolda yürümeye başladı. Devasa ekranlarda sürekli etrafa vaaz veren Molla-O’ların görüntüsü iç karartıcı olsa da sözleri ister istemez herkesin kulaklarındaydı. Teknolojinin bu kadar ilerlemesi kullanımıyla nasıl bu kadar tezat oluşturabilmişti anlamıyordu. Durup bir süre tam karşısındaki robot mollanın görüntüsüne baktı. Çok şişman duruyordu. Sakalları gürdü. Gözlerinde ara sıra beliren renk kayması onu her zaman ürkütürdü. Meydan okurcasına hologramın karşısında durdu. Gözler birbirine kenetlenmişken mollanın sözleri onu kendine getirdi.
– En az 1789 kere tekrar etmeniz gerekiyor. Unutmayın başka türlü olmaz.
****
– Babacım kız elmaları masaldaki cücelerle paylaşsa nasıl olur?
– Güzel olur kızım
– Nasıl paylaşır? 2 elması olsa mesela?
Yine düşüncelere dalmıştı. Paralel evrenlerin birinde onu anlayan birileri vardı mutlaka. 2 elma diye fısıldayarak tekrar etti. “Kız,” dedi. “Kız eğer algıda ilk seviyedeyse,” kızın sorusuyla tekrar durdu.
– Ne algısı babacım?
– Hakikat algısı canım kızım. Tüm gerçekliğin tek algısı
Konuşmasına devam etti. Eğer ilk algıdaysa 1 elmayı kendine alır diğer 1 elmayı ise karşısındakine verir. İkinci algıda ise elmaların hem onun hem de kendisinin olduğunu düşünür ve paylaşmaya gerek görmez. Ama hakikat algısında ise o zaman elmaların ne kendisinin ne de karşısındakinin olmadığını bilir.
****
Bu sefer inatla montuna sıcak hava basmamıştı. Üşümek onu kendine getiriyordu. Sağında bir robot diğer tarafında ise başka bir tane. En korkuncu ise karşısındaki ekranda belirendi. “Koalisyona minnet duyun. Gerekirse paylaşın. Biri sizin biri komşunuzuz” diye bağırıyordu. Bu sefer dikkatini oraya vermemeye kararlıydı. Bu yüzden soğuğu hissetmek istemişti. Soğuk sanki onun başka dünyalarla haberleşme biçimiydi. Sonsuz paralel evrendeki toplu histeriyi beynindeki milyarlarca nöronla eşleştiği bir an vardı. Bir ben var benden içeri diye fısıldadı kendi kendine. Yürümesini hızlandırdı. Tarif edemediği bir şey yaşıyordu. Gözlerinden bakan kendisi değildi sanki. Acaba derdinin dermanı zaten derdin kendisi olabilir miydi? Robot polisler yönünü çevirmese farklı bir sokağa girecekti ama bugün ibadet günüydü. Herkesle birlikte toplanıp robotu canlı canlı dinlemek zorundaydı. Oysa bu cihana sığamıyordu. Yükselmek isteyen bir dürtü vardı içinde. Sanki kendisi kendisi değildi. Yürüyen o değildi. Duyan o değildi. Ete kemiğe bürünmüş kendi gibi görünmüştü sadece. Karşısındakilere, yanından geçenlere, göğe, yere her şeye yavaş yavaş baktı. Hepiniz benim bir parçamsınız diye düşündü.
Ara sokakta oturan adam dikkatini çekmişti. Normalde yere otururken ısı minderini sererlerdi. Bu kişinin ilginç yanı da kendi gibi soğuğu tercih etmiş olmasıydı. Sanki onun geleceğini bekliyormuşçasına kapalı olan gözlerini yavaş yavaş açtı. Sakin ve kendiyle barışık görünüyordu. Sırtını dayadığı ağaca hızlı bir bakış attı. Ceviz ağacına benziyordu. Nefesini adamın sakin nefesleriyle eşleştirdi. Aynı anda nefes alıp veriyorlardı. Adam sonsuza kadar konuşmasa konuşmaz bir hal içindeydi. Kendisinin cevap beklediğini anlatan surat ifadesi sonrası gülümseyerek konuştu.
– Çıktım erik dalına, anda yedim yüzümü
Anlam vermek için uğraşsa da adamın ne istediğini anlamamıştı. Bir kere bu erik ağacı değildi. Üstelik etrafta üzüm alabileceği bir yerde yoktu. Gri led binaların ara sokağındaki yalnız bir ağaç ve yalnız bir adam daha da tuhafına gidiyordu şu an. Üstelik bu adam çıkmadığı bir ağaçta çıkmadığı bir meyveyi yediğini iddia ediyorken.
– Bu üzüm ağacı değil ki ceviz ağacı.
Adam bu cevabı beklermiş gibi tekrar konuştu.
– Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu
Anlamını bilmediği kelimelerin eş zamanlı çevirisi kulağındaki şeffaf kulaklıktan eş zamanlı gelmişti. “Bostan sahibi gelip der ki neden yedin cevizi mi?”
Arkadan geçen insan selinin yarattığı sese dönüp bir süre baktı. Tekrar dönüp “zaten ceviz bu” diyecekti ki adamı karşısında göremedi. Söylediği sözün anlamını düşünerek o da mecburen katılmak zorunda olduğu kalabalığa karıştı.
****
Zorunlu ibadet yerine girip oturdu. Etrafta dönen ışıkların belirlediği çizgilerle herkes sıra sıra durdu. En sevdiği arkadaşının sırtına hafifçe vurarak oturmasıyla keyiflendi. Şu Molla robotu dinleyesi yoktu. Diğer yanında birkaç parmağı olmayan adamı fark etti. Muhtemelen başkalarının da yoktu ve bunu belli etmişlerdi. Kendisinin de birkaç tanık olduğu kesildiğinde acımayan parmak cezası tüylerini diken diken ediyordu. Tüm yapısının ödül ceza olduğu bu sistemde hatanın cezası da parmaklar oluyordu. Bu görüntü bir şey tetiklemişçesine cebinden çıkarttığı kendi tasarımı ellikleri elinin üzerine geçirdi. Arkadaşının dürtmesiyle tekrar kendine döndü.
– Bunları niye bu kadar çirkin robotlardan seçiyorlar?
– Eski olanları değerlendirmeyi düşünmüşler
Cevap mantıklı gelmiş olmalıydı ki arkadaşı ikinci bir soru sormadı. Robot konuşmaya başlamıştı. Konu tuhaf bir şekilde ara sokakta karşılaştığı adamın meyvesiyle ilgiliydi. Üzümden bahsediyordu Molla-01. Gerçi konunun başını kaçırmış olan onun bir bombadan da bahsettiğini düşünebilirdi. O an hiç yapmadığı bir şeyi o adama borçluymuş gibi hissetti. “Ceviz” diye bağırdı. Ufak bir lazer taraması yüzünü aydınlatıp ona sabitlendi. Korkunç bir ses duvarlarda yankılandı. “Bu ne saygısızlık.”
– Üzüm değil ceviz,
diye bağırdı tekrar.
Robot büyük bir sesle ayağa kalktı. Arkadaşı panikle parmaklarına doğru bakıyordu. Molla bunu affetmezdi. Parmakları kesilecekti. Eğer şanslıysa belki bir elini kurtarırdı. Daha ufak olaylarda 3 parmağın kesildiğine şahit olmuştu. Onda ise hiçbir tepki yoktu.
Durdu ve derin bir nefes aldı. İnsanlar ölürken hayatlarında yaşadığı güzel olayların gözlerinin önüne geldiğini söylerler. Onun ise gözünün önüne ise her gece rüyasında gördüğü belki de başka bir dünyadan “aklı saklı” ile “gecedeki”nin hikayesi gelmişti. Mecnun ile Leyla’nın. Leyla kendisine yemek vermedi diye sevinen mecnunun. Aklını sakladığı zaman gecedeki yani Leyl’deki Leyla’yı bulabilen sevdalının. Robotun elini tutup çekmesiyle kendine geldi. Zamanı gelmişti demek ki. Çok sakince ellerini ters çevirdi. Gözünde çıkan lazer elinin üzerindeki aynadan geri mollaya yansımasına baktı. Ayna kırılmıştı ama geri dönen ışık kalp kısmında büyük bir delik açmıştı. Molla büyük bir sesle yere düşüp söndü. Göğüs kısmındaki delikten üretici firmanın mührü gözüküyordu. Kalbe bakarak ayağa kalktı. Kapıdan gelen ışığa doğru sakince yürüdü.

Alperhan Benlioğlu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümleri’nden mezun olduktan sonra kariyerine Hacettepe Üniversitesi’nde MBA ile devam etti. Aselsan’da 12 yıl Proje Yöneticisi olarak görev yaptıktan sonra, kariyerini Prowin Danışmanlık’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak sürdürüyor. Sinema ve edebiyat ile yakından ilgileniyor. “Sihirli Maceralar Kitabı”, “Bal Porsuğu Uzaylılara Karşı” ve “Hindistan Cevizine Ne Oldu?” isimli üç çocuk kitabı bulunuyor. Bugüne kadar şiir ve hikayeleri 10’un üzerinde farklı kolektif kitapta yer alırken, yazmaya devam ediyor.

