Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Temmuz 5
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ESTHER: YEŞİL İNCİR AĞACINDA BİR DAL
    Nilgün Karataş - SuareMag

    ESTHER: YEŞİL İNCİR AĞACINDA BİR DAL

    Ocak 1, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    henize Nilgün Karataş
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    H. Nilgün Karataş

    Rosenbergler’in elektrikli sandalyede idam edildiği yazdı. Garip, boğucu bir yaz. Ve o New York’ta ne aradığını bilmiyordu; günlerce sersem gibi dolaştı, onları aklından çıkaramadı. Oysa hayatının en keyifli günlerini yaşıyor olması gerekiyordu.

    Seçilmiş on iki kızdan biriydi.

    On dokuz yıl boyunca adını kimsenin duymadığı bir kasabada yaşamış; dergi bile alamayacak kadar yoksulken üniversitede burs kazanmıştı. Bir ödül, bir ödül daha derken kendini büyükşehirde, rahat rahat idare ederken bulmuştu.

    İdare ederken…

    “Aslında benim hiçbir şeyi idare ettiğim yoktu, kendimi bile” diyecekti o günleri anlatırken; öbür kızlar gibi coşku içinde olması gerekiyordu ama içinden hiçbir tepki göstermek gelmiyordu.

    Hayat hızlıydı, onun içinden eşlik etmek gelmiyordu. Toplantılar, davetler, sohbetler, flörtler.  Her şey hızla akıyordu; o ise durmak istiyordu.

    “Tıpkı bir kasırganın merkezindeki sakin bölge gibi durgun ve bomboştu; çevremdeki karmaşanın içinde yuvarlanıp gidiyordum.”

    Başlarda pek hissedilmiyordu içinin sıkıntısı. Bu yüzden hâlâ bile anlaşılmaz bulanlar var onu. Başı ile sonu arasındaki farkı onun çabası olarak yorumlamak çok mu zor? Zor. Onun için de zordu. Yorulunca işler değişiyor zaten.  Dinlenmesi söyleniyor, kendine gelmesi, biraz beklemesi. Ama bekledikçe içindeki boşluk büyüdü, büyüdü, büyüdü; artık o boşluğun içindeydi.

    Beklemek durmak anlamına gelmiyordu; başkalarının onun adına verdiği zamana razı gelmekti. Ne olmak istediği soruluyordu ama seçebileceği şıklar belliydi. 

    “Eğer iki karşıt şeyi aynı anda istemek nevrotiklikse ben tepeden tırnağa nevrotiğim. Hayatımın geri kalan kısmını karşıt şeylerin birinden öbürüne uçmakla geçireceğim.”

    Aradığı şeyin adını bilmiyordu. Ama ne olmadığını çok iyi biliyordu. Arayışı bu yüzden rahatsız ediciydi. Net değildi. Dağınıktı. Çelişkiliydi. Ve tam da bu yüzden düzeltilmesi gereken bir sorun gibi görülüyordu. Boşluk bir cam fanusa dönüştü yavaş yavaş, kapandı üzerine. Birden bire olmadı bu; sabır, uyum ve iyileşme adı altında yavaş yavaş örüldü etrafına.

    Her şeyi görüyordu. İnsanlar gülüyor, planlar yapıyor, gelecekten söz ediyordu. O ise sanki kalın bir camın arkasından bakıyordu. Sesler boğuk, zaman ağır; nefesi daralıyordu. 

    Fanusun içindeki insandan yalnızca susması beklenmiyordu. Neşeli olması da isteniyordu. O berbat hissediyordu kendini. Bedeni de buna dahil oluyordu. 

    Bekleyiş uzadıkça mesele beden olmaktan çıktı. Acı daha derine indi. Aklına bir fikir düştü.

    “Küvete uzanıp bileklerimde çiçeklenen kızıllığın berrak suyun içinde dalga dalga kabarışını izleyerek gelincik rengi köpüklerin altına kayıp uykuya dalacaktım… Ama asıl öldürmek istediğim şey o derinin altında ya da başparmağımın altında atan o ince mavi damarda değil, başka bir yerdeydi; daha derinde, daha gizli ve ulaşması çok daha güç bir yerde.”

    Sorun ölmek değildi. Sorun, yanlış bir hayatın içinde kalmaktı. Arayış her zaman büyük bir çıkış, uzun bir yol değildir; bazen de küçük bir alandır. Bir oda kadar.

    “İşte yine kendime ait bir odam vardı.”

    Fanusun içinde olmak onu korumuyordu, çünkü ondan beklenenler vardı. Sadece iyileşmesi de değil, üstelik geleceğe hazırlanması gerekiyordu. 

    Ne aradığını bilmiyordu, ona beklemesi öğretilmişti sadece. Arayış risklidir, bekleyiş bu yüzden makbul. Hele de bir fanusun içinde beklemek…

    “Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır.”

    Bu yazı Sylvia Plath’ın yazdığı tek roman olan Sırça Fanus’tan (The Bell Jar) sızanlarla yazıldı. Plath, Esther Greenwood’u yazarken ona bir hayat vermekten çok, kendi yaşadığı sıkışmayı bir bedene yerleştirmişti. Bu yüzden Sırça Fanus, yazar ile karakterin birbirine karıştığı; arayış ile bekleyiş arasındaki gerilimin tek bir bilinçte toplandığı bir roman. Plath’ın bu romanı, hayattayken ve ölümünden kısa bir süre önce, kendi adıyla değil, Victoria Lucas takma adıyla yayımlayabilmiş olması bile ne tuhaf değil mi? Sanki bu hikâyeyi sahiplenmek için bile beklemesi, geri durması gerekmiş. Kendi iç sesiyle yazdığı bir metni, kendi adıyla dünyaya bırakmak için bile zamanını beklemiş.

    Sylvia Plath çok erken gitti, sırça fanus ise hâlâ burada; değişen yalnızca biçimi. Romandaki gibi sadece bir hastane odasında ya da dört duvar arasında değil her zaman, gündelik hayatın tam ortasında beliriyor çoğu kez bu fanus. Dili de her zaman sert değil. Bazen yumuşacık, bazen cazibeli… Telefon ekranlarında, iyi hisset çağrılarında, “motivasyon” konuşmalarında… Üstelik fanus bugün daha şeffaf; bu yüzden fark edilmesi de daha zor.

    Fark ettiğinde cam kırılmayacak kadar kalınlaşmış olabilir, hatta duvarın camdan örüldüğünü bile unutabilirsin. Günümüzün fanusu çoğu zaman sürekli iyi olma beklentisiyle örülüyor. İnsanlardan istenen yalnızca dayanıklı olmaları değil, bunu neşeyle sergilemeleri de bekleniyor. Yorgunluk geçici, kararsızlık zayıflık, durmak ise neredeyse bir kusur sayılıyor. Beklemek hâlâ makbul ama bu kez “kendinin en iyi versiyonu olabilmek” adı altında. Arayış ise hâlâ huzursuz edici; çünkü net değil, ölçülemez, raporlanamaz.

    Bu yüzden Esther Greenwood’un yaşadığı sıkışma hiçbirimize yabancı değil. Bugün de pek çok öteki, kendisine ait olmayan bir hayata sıkıştığı için kendini sorunlu hissediyor. Hissettiriliyor.

    Fanusun içindeki sessizlik artık elektroşokla değil; hedeflerle, yapılacaklar listeleriyle, challenge‘larla bastırılıyor. Sonuç değişmiyor; içeride kalan insan için dünya hâlâ boğucu, hâlâ uzak, hâlâ yarım kalmış bir yer olarak duruyor.

    İşte tam bu noktada, arayış ile bekleyiş arasındaki gerilim artıyor. Beklemek hâlâ güvenli görünüyor; aramak hâlâ riskli. Beklemek uyum sağlıyor; aramak grev kırıcı. Ama Sırça Fanus’un bize hatırlattığı da şu değil mi? Fanus kırılmadan önce fark edilmezse, insan zamanla kendi hayatına dışarıdan bakmayı öğrenir! Bu bazen korkunç olsa da…

    Aslında bu yüzden bu köşenin adı Sırça Fanus. Çünkü fanus sadece bir romanın metaforu değil, yaşadığımız -ya da dayatılan- hayatın kendisi. Ve onu kırmak değil; içinde yaşadığımızı kabul etmemiz isteniyor bizden. Ve sorun içeride olmak değil, içerideyken dışarıda kalmak…

    Esther’in arayışı da çoğu zaman kararsızlık sanıldı. Oysa mesele karar verememek değildi ki, kararın bedelinin baştan ağır olmasıydı. Hayatı boyunca tam notlar almış, “başarılı” bir kız olarak önüne konan gelecek, erkek egemen bir hayat düzeninin, evlilik ve annelik vaatleriyle örülmüş dar bir dünyaya uyum sağlamak. Esther’in fanusu, yalnızca ruhsal bir kapanma değil; o ne evcilik oyununa ne de özgürlüğünden feragat edeceği bir hayata razı gelmek istemiyor. Ama bu itiraz, her seferinde yeni hayal kırıklıkları yaratıyor. İşte fanus böyle böyle kalınlaşıyor.

    Oysa o, yeşil incir ağacını görüyordu; dallanıp budaklanıyordu. 

    “Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, göz kırpıyordu. İncirlerden biri bir eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı. Bir başkası ünlü bir ozan, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör ee gee, öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika, biri Constantin, Sokrates, Attila ve garip adları değişik meslekleri olan daha bir yığın aşık, bir başkasıysa olimpiyat takım şampiyonu bir kadındı. Bu incirlerin üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek çıkaramadığım daha bir sürü incir daha vardı. Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum. Ve incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. Hepsini ayrı ayrı istiyordum incirlerin ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti. Ve ben orada karar veremeden otururken incirler buruşup kararmaya başlıyor ve birer birer toprağa, ayaklarımın dibine düşüyorlardı.”

    Bu sahne, bekleyişin de masum olmadığını gösterir bize: Seçmemek, hiçbir şeyi korumaz; çoğu zaman her şeyi kaybettirir, yavaş yavaş. Yeşil incir ağacında büyüyüp, olgunlaşıp, sonra da buruşup kararan meyveler gibi öyle yavaş olur ki her şey, beklediğini sanırken sona doğru sürüklenirsin. 

    Bugün pek çok genç kadının yaşadığı sıkışma da bundan farklı değil. Seçenekler çoğaldıkça özgürlük artmıyor; kararın bedeli ağırlaştıkça beklemek güvenli bir illüzyona dönüşüyor.

    “Kahramanım kendim olacaktım, sadece kılık değiştirmiş hâlim. Adı Elaine olacaktı. Elaine. Harfleri parmaklarımla saydım. Esther isminde de altı harf vardı. Uğurlu bir şey gibi geldi.”

    Sylvia Plath, Esther Greenwood’u yazarken yalnızca bir karakter yaratmakış; kendini yazarak gizlemiş satırların, sayfaların arasına. Esther’in, kendisini örnek alan bir karakter hakkında bir kitap yazmak istemesi boşuna değil. Bu iç içelik, Sırça Fanus’ta sürekli tekrar eden bir aynalama hâli aslında; karakter yazarını yansıtıyor, yazar karakterine sızıyor. İsimler bile bu oyuna dâhil. Esther altı harftir. Elaine altı harftir. Sylvia da…

    Nasıl çocuksu, nasıl naif bir oyun; isimleri oyuncak yapıp eğlenmek isteyen küçük bir kız çocuğu gibi. Ancak kaçış anlamına da gelmez mi bu? Kendini olduğu gibi anlatmak yerine, bir karakter yaratmak, sonra karakterin de başka bir karakter yaratması. Fanus yalnızca dünyayla Esther arasına girmemiş de yazar ile karakter arasına da ince bir cam gibi yerleşmiş.

    Sırça Fanus’un Rosenbergler’in elektrikli sandalyede idam edildiği o boğucu yazla açılması…  Bu politik infazın, ilerleyen bölümlerde Esther’in -ve elbette Sylvia Plath’ın bizzat deneyimlediği- elektroşok tedavileri olarak karşımıza çıkması… Hayat trajik, kurgu muhteşem. Fanusun içinde bir şeyler sadece şekil değiştirerek tekrarlanıyormuş gibi…

    Son geldiğinde, Esther hayatta kalır; Sylvia kalmaz. 

    Keşke tersi olsaydı; keşke Sırça Fanus’tan sızanları değil de fanustan arta kalanları yazabilseydik. Ya da fanus artık anlamı bile unutulmuş bir obje olarak kayıp hatıralarımızın arasına karışsaydı.

    ***

    Bir hafta sonra…

    Yazıyı hâlâ dergiye gönderemedim. Son paragrafı silmek istiyorum. Fazlalık! Bir yandan da içimde bir eksiklik duygusu var. Sanki ne yaşananları ne de anlatılanı tam aktaramamışım gibi. Biliyorum ki Esther de, Sylvia da -hatta Elaine de; adı her ne olursa olsun, altı harfli ya da dört harfli- daha görkemli bir yazıyı hak ediyor.

    Yine de tam burada susmam gerektiğini hissediyorum. Çünkü Sylvia Plath öyle yalın yazmış ki, acıyı bile sıradan günlerin içine yerleştirmiş. Bazılarının her şey çok normalmiş gibi algılaması bu yüzden olmalı. Belki de normaldir. Belki de tam da bu yüzden burada durmak gerekiyordur.

    Çünkü fanus hâlâ yerli yerinde. Ve hâlâ sızdırıyor.


    Henize Nilgün

    H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Bianet, Yeni Sinema Dergisi ve Suare Dergi’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    nilgün karataş sırça fanus suare suaremag yazar

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Zorlu PSM’de nisan ayı nasıl devam ediyor? (15-30 Nisan)

    Nisan 14, 2023 Etkinlik

    MELBOURNE SOKAKLARINDA SANATIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ 

    Eylül 1, 2025 Melis Melek

    Selen Gülün Trio 17 Mayıs’ta Asa Khai sahnesinde

    Mayıs 15, 2025 Konser
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.