Tuba Ayşe Özgür
Hakikatin sabit olduğuna uzun süre inanmak istedim. Dünya sanki bir kez kurulmuş, anlamı da çoktan yerli yerine oturmuş olsun istedim mesela. Masa masa, kapı kapı, yüz de yüz olan. Her şey tanıdık, yerli yerinde ve güven verici. Ama biraz daha dikkatle bakmaya başladığımda, o yerleşik düzenin usulca kaydığını fark ettim. Gördüğüm şeyler aynı kalıyor gibiydi ama anlamları yer değiştiriyordu.
Sanki gerçek dediğim şey, dokunduğum anda biçemini değiştiren bir şey oluyordu. O an anladım. Hakikat sandığım kadar dürüst değildi.
Sonra dönüp hileye baktım. Hile uzun süre zihnimde tek bir anlama karşılık gelmişti. Aldatma. Bir şeyin saklanması, örtülmesi, yerine başka bir şeyin konması. Ama dünyaya biraz daha yakından bakınca bunun o kadar basit olmadığını gördüm. Hile yalnızca gerçeği gizlemek için değil, kimi zaman gerçeğin ortaya çıkabilmesi için tek yoldu.
Bir aynanın karşısında durduğumda bunu daha net hissediyorum. Aynada gördüğüm yüz bana ait ama birebir değil. Sağım sol olur, solum sağa kayar. Ayna gerçeği gösterirken onu çarpıtır. Kendimi görürüm ama o görüntü, gerçeğin hafifçe kaymış bir hali olur. Hakikat de çoğu zaman böyle işler. Gösterirken değiştirir, sunarken saptırır.
Bu yüzden bazen hakikatin hileden daha hileli olduğunu düşünürüm. Çünkü hile çoğunlukla bilinçlidir, sizi kandırmak ister. Ama hakikat öyle değildir. O saklanmaz, gizlenmez. İnsan onu zaten yanlış görür.
Zihin dünyayı anlamlandırmak için durmadan hikâyeler kurar. Parçaları birleştirir, boşlukları doldurur. Ama bunu yaparken farkında olmadan gerçeği de dönüştürür. Her hatırlayışta bir anı biraz daha değişir, başka bir şekle bürünür. Bir noktadan sonra belki de hatırladığım şey yaşadığım şey olmaktan çıkar. Hatırladığım şey zihnimin yeniden kurduğu bir hikâyeye dönüşür. Ve o hikâyede hakikat ile hile birbirine karışır.
Bir yazar hiç yaşanmamış bir hikâye anlatır. Bir ressam var olmayan bir yüz çizer. Bir şair hiç kurulmamış bir anıyı dile getirir. Ama bütün bu kurmacanın içinde son derece gerçek bir duygu belirir. İşte o an belki hile, hakikatin en dürüst biçimi olur.
Belki de bu yüzden insan hikâyeler anlatır. Çünkü çıplak gerçek çoğu zaman sessizdir. Kurmaca ise ona bir ses verir. Hile gibi görünen şey, hakikatin konuşmasına imkân tanır.
Ben yazarken bunu açıkça hissederim. Yarattığım karakterler belki hiç var olmamıştır ama onların korkuları, bekleyişleri, kırılmaları gerçektir. Kurmaca bir kapıyı aralarım ve içinden hakikat geçer.
Gündelik hayatta da farklı değildir bu. İnsanlar geçmişlerini anlatırken farkında olmadan hikâyeler kurar. Ben de kurarım. Bazı anları büyütür, bazılarını siler, bazılarına sonradan anlam eklerim. Ama yine de o anlatı bana aittir. Çünkü insan kendini yalnızca gerçeklerle değil, hayallerle de kurar. Belki de insan burada oluşur. Hakikat ile hilenin arasında, ince bir ip üzerinde.
Artık hakikati bütünüyle saf bir şey olarak düşünemiyorum. Çünkü onu anlatan bir dil, hatırlayan bir zihin, yorumlayan bir bakış vardır. Ve her biri gerçeğe küçük bir kayma ekler. Ama garip olan şu. O küçük kaymalar olmadan hakikat da görünmez kalır.
Geçmişime dönüp baktığımda bunu daha iyi anlıyorum. Bir zamanlar gerçek sandığım bazı şeylerin aslında bir yanılsama olduğunu fark ediyorum. Ama o yanılsamalar olmasaydı, bugün olduğum kişi de olmazdı. O zaman kendime şu soruyu soruyorum. Eğer bir yanılsama hayatımın yönünü değiştirdiyse, gerçekten yalnızca bir hile midir?
Belki de hakikat ile hile arasındaki çizgi sandığımız kadar keskin değildir. Belki de hakikat dediğimiz şey, hilenin içinden geçerek oluşur.
Bu yüzden artık hile bana yalnızca bir aldatma gibi görünmüyor. Bazen bir yaratım biçimi gibi geliyor. Ve sonunda şunu kabul ediyorum. Hakikat düşündüğüm kadar sağlam değil. Ama hile de düşündüğüm kadar boş değil. İkisinin arasında, insanın kurduğu tuhaf bir gerçeklik var.
Belki de gerçek dediğimiz şey budur. Hakikat ile hilenin birbirini durmadan dönüştürdüğü o görünmez ipten çizgi…

Tuba Ayşe Özgür, 1993’te İngiliz CAS Akademi’de yaratıcı yazarlık eğitimi, 1994-1998 yılları arasında Çisenti ve Postüla adlı tiyatro gruplarında oyunculuk ve oyun yazarlığı eğitimi aldı. Halen Amerikan ANU üniversitesinde Psikoloji ve Sosyoloji okumakta. Kurucusu olduğu Komite Reklam Ajansı’nın yanı sıra çeşitli ajanslarda reklam yazarlığı yaptı. Bu süreç boyunca çeşitli dergilerde de görev aldı. İçerik yazarlığı, yazı işleri müdürlüğü, yayın koordinatörlüğü gibi pozisyonlarda, yazıları yayınlandı. Kurucusu olduğu Atölye Bütünsel Edebiyat’ta koordinatörlük yapıyor. Büyü Bozumu, Benim Kalbim Dikdörtgen, Kedi Uykusu adlı roman, İçime Karga Uçuştu öykü Büyülü Gerçekçilik Kaleydoskop’tan Dünya adlı deneme kitaplarının yazarı.

