Zeynep Pınarbaşı

Hardal çiçeği
izinsiz açar.
ot, der geçerler adına
Toprağın kime ait olduğu sorulur
ama rüzgârın kime ait olduğu sorulmaz.
Hardal rüzgârla büyür.
Kadın bedeni gibi:
sürekli denetlenir,
çalışması beklenir.
Hardal çiçeği
tarlada istenmez,
yol kenarında bırakılır.
Çünkü üretim alanında fazladır,
geçiş alanında görünmez.
Kadın emeği de
evde zorunlu,
dışarıda şüpheli.
Sarı rengi
“fazla” bulunur.
Sessiz olsaydı sorun olmazdı.
Ama sarı
görünür alanda
bir sestir.
“Buradayım” der,
yer kaplar.
Hardal yakar.
Şifa niyetine kullanılır
ama ölçüsü konuşulur.
Kadının öfkesi de
aynı terazide tartılır:
ne zaman,
ne kadar,
kime karşı.
Kökleri yüzeydedir.
Çünkü derine inmesi yasaklanmıştır.
Yine de
en hızlı yayılan odur.
Bedenle kurulan bütün sınırlara rağmen
hayat alanı açar.
Biçilince kaybolmaz.
Biçilmek
onun dilidir.
Her kesik
çoğalmaktır onun için
Her yasak
yeni bir yön.
Hardal çiçeği
Görünür alanda durur.
Yol kenarında,
inşaat artığında,
Unutulmuş toprakta.
Orada,
Herkesin geçtiği
Kimsenin sahiplenmediği yerde.
Bu yüzden
ona ot derler.
Ama otlar
toprağın hafızasıdır.
Ve hafıza
kolay silinmez.

Zeynep Pınarbaşı için her şey mektuplarla başladı. Sonra şiirler geldi. Ardından iç dökmeler… Yıllar kelimeleri kovaladı, o da peşinden gitti. Şimdi sırada öyküler var. Yazdı, yazıyor.


