Yusuf Ziya Beyzadeoğlu

Gözlerimi buraya açtım.
Güneş içinde mutlu olmak için geldiğimi sandığım dünyaya.
Yanımdaki güçlü çiçeklerin ve dalların arasında sürekli gülümseyerek güneşe baktım.
Beni pek aralarına almazlardı, kırılgan olduğumu söylerlerdi. Gövdemin içi su dolu gibi duruyormuş. Dokunsalar ağlarmışım. Ben ağlasam da o benim can suyum olur ve oradan yeniden doğarım.
Onların gözyaşı olmadığı için bunu zayıflık sanıyorlar. Halbuki ne kadar kırılgan her biri. Güçlü görünen o az sulu bedenleri sürekli korku içinde. Çünkü azıcık eğilmeye toleransları yok.
En ufak rüzgârda sallanıyorum diye bana yukardan bakıyorlar. Benim rüzgârla olan ilişkimi siz bilmezsiniz. Onun bana, benim de ona ait olduğumu.
Kökümden beslenip büyürüm. Size rağmen büyürüm. Saçlarımın çıkacağını anlarsınız. Kiminiz bir yaprak atar saklamak için üzerime, kiminiz gölge yapar güneşi görmesin diye. Aklınız çıkar beni beğenmekten. Aklınız çıkar bir zamanların zayıfına olan zaafınızın ortaya çıkışından. Engellemek istersiniz. Benim saçlarım güneşe benzeyecek. İstediğinizi yapın. Benim saçlarımın güneşle olan ilişkisini siz bilmezsiniz. Onun bana, benim ona ait olduğumu.
Boyum uzuyor.
Dikkat çekiyorum.
Korkuyorum.
Beni fark etmelerinden korkuyorum. Bir yanım da öyle istiyor fark etmelerini. Beni yok saydıkları, beni zayıf diye ötekileştirdikleri günlerin bedelini ödesinler istiyorum.
Bakışları değişiyor. Hissediyorum.
“Allah çirkin şansı versin,” diyorlar. Güzelin kaderinden korkuyorlar. O sonsuz ihtimali olan hayat çizgisine korkularını ekip, bana aktarıyorlar. Onlar benim rüzgâra kendimi salışımı bilmiyorlar. Rüzgârdan korkmayışımı anlamıyorlar.
Büyüyorum.
Saçlarım daha bir sarı.
Çok kısa sürede değişiyorum. İnanamıyorlar.
Üzerime yaprak atmaya devam ediyorlar. Diğerlerinin başına gelenleri anlatıyorlar. Güzel olursam koparılırmışım. Seviyor sevmiyor diye düşünürken bütün saçlarından olursun diyorlar. O söylediğin başkasının kaderi diyorum. Ki onun güzelliği de bir sevgiye dönüşmüş… Bir fala, bir umuda, bir gülümsemeye… Dönüşüme inanmıyorlar. Kendileri her mevsim dönüşüyorlar. Yine de inanmıyorlar.
Saçlarım.
Herkes bana bakıyor.
Güzelliğimden gözlerini alamıyorlar. Kokumu değil akciğerlerine, karaciğerlerine kadar çekiyorlar. Beni konuşuyorlar.
Güneşe benzetiyorlar sarımı,
Fosforuma dalıyorlar,
Kıpırdatınca yapraklarımı,
Rüzgarımı övüyorlar.
Açıyorum saçlarımı, rüzgârda dans ediyorlar. Güneş arayıp beni bulur bütün evrende, beni besler.
Gençlik yıllarım… bütün kınanmış küçüklüklerimi şımartırım. Kendimin, güzelliğimin farkına varırım. Dünya pes eder güzelliğimin önünde.
Nasıl da yanılırlar beni bundan ibaret sanarak
Nasıl da kaldıramazlar içim duygu doluyken güzel oluşumu
Kendi bedenlerinde duyamadıkları için bu oluşumu
Sürekli hakkımda konuşup o mu şu mu
Kendilerince bir yerlere varırlar.
Saçlarıma ulaşamayan herkes hak sahibi sanır kendini bedenimde
Amaçlarına ulaşamayan herkes tek kendisi sanır itilen elimin tersiyle
Benim gücüm sizin bana yapmaya çalıştığınız gibi yok etmek üzerine kurulu değil.
Benim gücüm bir uyanışla alakalı, uyandırışla. Bana ulaşamamanın acizliği sizi böylesine öfkelendiriyor. Bana en çok öfkeleneniniz, en çok kadın olmak isteyeniniz. Bu sırrı bir ben bir de en çok öfkelenenler biliyor. Bu sırrın varlığı ve benim bunu bilmem onları daha da öfkelendiriyor.
Güneşle seviştim. Kendimi var olmak istediğim kadar güneşle yıkadım. Doydum. Saçlarım doydu.
Sonra içimi özledim, kendime döndüm. Saçlarımı kalbimin içine sakladım. Kadın yok etmez. Kadın içine aldığı her şeyi dönüştüren, bir hediyeye çeviren, bu dünyanın en sihirli varlığıdır. Saçlarımı içime aldım, bir başka güzelliğe dönüştürmek için.
Bu sefer de sessizliğimle aşağılandım. Üretken olmamakla. Yine dış görünüşüme baktılar. Halbuki bilmiyorlar. Ben kadınım. Bu dünyayı varlığıyla temizleyen, dönüştüren şey benim.
Sığsınız. Sığ öleceksiniz. Ve hiçbir kadın sizi alıp dönüştürmeyecek. Kadının gücünden faydalanmak için, onun kadim enerjisine layık olmak için, önce hak etmeniz gerekir.
Kendi içimde yeterince durduktan ve onların dikkatleri uzaklaştıktan sonra, tekrar doğurdum kendimi. Dönüştüm. Bu benim gücüm. Yuvarlak tacım başımdaydı. Her bir taşı bir iz taşır saçlarımdan.
Merhamet dolu her yanım. Bana dokunan okşanır. Bana bakan dinlenir. Güneş önümde saygıyla eğilir. Herkes hayretle bakar. Taşıdığım yükün bir anlamı olduğunu bilirler.
Rüzgâr beni koklar önce. Siz benim rüzgârla olan ilişkimi bilmezsiniz. Rüzgâr beni koklar ve gider, sonra yine gelir. Cinsiyetsiz, gençliğin sembolü gibi gelir. Bir hayalet gibi etrafımda gezer. Bir kedinin ağaca sürtünmesi gibi, hissederek ama yumuşakça bedenimi yaşar.
Yarattıklarıma bakar, tek tek inceler hepsini. Kimi çocuk, kimi sanat, kimi merhamet olan tohumlarımı okşar. Hayatımı geçirir gözümün önünden. Korktuğum günleri hatırlarım, savunmasızlığımızı.
Saçlarımı hatırlarım, özgürlüğümü,
Gençliğimi hatırlarım, özgüvenimi,
Kırılma noktalarımı, dönüşümlerimi,
Güneşlerimi hatırlarım, gülüşlerimi
Annemin beni bana övüşlerini
Kadın olmak için anne olmama gerek olmayışını
Anne olmak için çocuk sahibi olmama gerek olmayışını
Çocuk sahibi olmak için erkeğe gerek olmayışını… Ben bir bakışımla savaşlar yarattım, bir bakışımla ne masumlar kurtardım. Ben ulaşıldığında, ulaşanı tamama erdiren sonsuz bir gücüm. Ben dünyayı yeniden yaratırım. Çocuğu, çiçeği, sevgiyi, merhameti, sanatı, sohbeti, estetiği ve nicesini. Dünyayı ve bütün güzellikleri ben doğurdum.
Kadın olmak için, erkeğe gerek olmayışını…
Rüzgâra bunları anlatmam. O beni biliyor.
Bedenimden doğurduklarımı, yarattıklarımı alıp götürüyor. Her biri bir başka değere dönüşecek. Her biri saçlarını rüzgârda savuracak. Yaşadığım bu büyük döngüyü her küçük anda yaşayacak. Her tohumun kadınlığın verdiği enerji ile, istemese bile, sürekli yaratacak.
Son tohumumu da alınca rüzgâr, öpüyor beni. Siz benim rüzgârla olan ilişkimi bilmezsiniz.
Benim hakkımda konuşuyorlar. Şeytan tüyünden bahsediyorlar. Onların karşı koymaya güçleri yetmediği için çevrelerine yasaklayarak kendi tutku ve korkularını, diğer insanlara yaşattıkları şeyin adı şeytan tüyü.
Benim hakkımda konuşuyorlar. “O iki çiçek aynı çiçekmiş,” diye. O söylediğiniz benim kaderim. Bütün yaratılanlara farklı yazılar yazan, hiçbir yazarın erişemeyeceği çeşitliliğe sahip kader. Kaderini de yaratma şansına ulaşan bütün kadınlara…

Yusuf Ziya Beyzadeoğlu, 2013 yılında Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden mezun oldu. 12 yıldır Türkiye’de otomotiv sektöründe Ar-Ge çatıları altında çalışmaktadır. Son iki yıldır yöneticilik başlığı altında insana dokunmanın mutluluğu içindedir. 2022 yılında evde yaptığı müziğini dijital müzik platformları aracılığıyla paylaşmaya başlamıştır. Halen şarkı sözü yazar, besteler. Tiyatro ile ilgilenir. Kapadokya Edebiyat Buluşmaları’nda yaptığı denemelerin ardından yazmaya niyetlenmiştir.

