Yusuf Ziya Beyzadeoğlu
Beni sen seçtin. Kendi isteğinle hayat buldum bahçende.
Başka ne hayallerin vardı bilmiyorum ama bütün hayallerini benim üzerimden kuruyorsun gibi geldi bana hep.
Kendi yolumda ilerlerdim ilk zamanlar. Tek niyetim ışığıma daha çok yaklaşmak. Senin benden beklentilerini karşılamak için. Hayallerini gerçekleştirebilmek için.
Her gün biraz biraz yükseldim. Arkadaşlarına beni anlatırken bahçende, çok yön vermek istemediğinden bahsetmiştin. Doğallığımı bozmak istemediğinden. Ben devamını dinlemedim mutluluktan. Kim bilir ne öneriler verdi arkadaşların ki ertesi gün demirler çaktın hemen yanlarıma. Gitmek istediğim yönü değiştirip beni yönlendirdin.
İsyan etmedim. Mademki sen istedin, ben de o yönde giderim. Ben senin sevdiğin her şeyi çok severim.
Severdim.
Ben büyüdükçe evinin dış duvarında senin verdiğin yörüngelerle, daha da ihtişamlandım. Gitmem gereken yoldan biraz çıksam hemen müdahale edip düzelttin rotamı. İrademi sana bırakmaktan başka bir yol bilmememi istedin.
Belki sana tutunamadığımdan sana ait olan bu evin duvarına ve çizdiğin rotaya tutundum.
Pencerelere ulaştığımda çok mutluydum. Artık evinin içinde de görebilecektim seni. Güneşi engelleyecektim seni rahatsız etmesin diye. Bana çizdiğin rotaya uyarak buraya gelmiştim sonuçta. Benden istenileni yapmaktan başka bir şey yapmadım.
Ben pencereni kapladıkça daha uzun bakıp düşünmeye başladın bana. Bazen odandan, bazen dışarıdan pencereni kapladığım kısma baktın.
Rotamı senin çizdiğini düşünüyordun heralde. Küçücük seçme hakkımla sadece çizdiğin rotanın o dar toleranslarında gezinebilirdim.
Beni senin yönlendirdiğini biliyordun heralde.
Senin sözünden çıkmamak için ne kadar büyük savaş verdiğimi.
Bir beni arkadaşlarına anlatışını o gün, bir de pencereni açıp elinde makasla bana bakışını unutmam. Güneşini kesiyorum diye… “gel bakalım” dedin eline alırken bir dalımı. Ben gelemem ki, yine sen eline alıp bana gelmişim gibi yaptırırsın. Ben artık seçemem ki, ne zaman seçsem makasın tadına baktırırsın. Yüksekten kesilerek düşen dallarımı bedenime çarptırırsın.
Gözlerine bakarım sesimi duy diye.
Kaşlarını çatarak susturusun.
Böyle dikkatli budama beni,
Oyuna küstürürsün,
Bu kadar çok müdahale edersen,
Kendine benzetirsin.
Kendine gel! Penceresini mi kaplasaydım yani. O ne yapsın? Oldu bir de evinin içine de gireyim.
Ama girmezdim ki.
Ama o bunu bilemezdi ki.
Beni sadece sana inandırırsın.
Senin uyduğun ve işe gittiğin zamanlarda çok düşündüm. Nice cevap buldum ama en yoğun cevaptı muhtaçlık. Sana muhtacım. O yüzden bütün seçimlerim senin elinde. Muhtaçlık öyle akar ki damarlarımda, bu yüzden hep tutuna tutuna büyürüm. Her yerini sararım tutunduklarımın. Muhtaçlık seçimlerimi elimden alır. Bir şeyin seçme hakkını elinden almanın en güzel yoludur muhtaçlık. Dayatmaları seçim gibi göstermenin en güzel yolu. Öyle acıdır ki, dayatmaları kendi seçimi gibi görmeyi seçer her şey. Gücüm yetmiyor yerine sevmiyorum deme yanılsamasında geçirir ömrünü. Halbuki gücünün yetmediğini anladığında suçluluk kalkar. Dayatılanlara gücünün yetmediğini itiraf etmek, seçme özgürlüğünün olmadığını bilmek, seçtim ve benim hatam yanılsamasından kurtarır.
Beni sen büyüttün. Senin gösterdiğin yollardan gittim. Beni sen kestin, senin canına değene kadarmış kaplayacağım alan. Yine de büyüyüp bütün duvarını kapladım. Beni ilk diktiğinde ne hayal ettin bilmiyorum. Ama canımı acıtmana rağmen yine en sonunda senin istediğin oluyorum. Gücüm yetseydi, başka bir şey olurdum. Benim canımı acıtışlarını affetmeden, senin benden istediklerini, senin bende hayal ettiklerini yapmak ne kadar zor. Bir de özgür olsam, kim bilir ne kadar zor olurdu. Seçme hakkım olsa, bu eve tutunmadan büyüme şansım olsa, o zaman bu evin duvarını kaplayan ihtişamlı bir sarmaşık olmaya kim bilir ne kadar direnirdim. Senin hayalin olmak… Ne kadar zordu…
Bugün bahçende sigara içerken beni izliyorsun. Her pencerenin önünü nasıl güzel temizlediğinle övünüyorsun. Arkadaşlarına ne kadar uslu olduğumu söylüyorsun. Tüm duvarı kapladığımı, ne kadar güzel göründüğümü. Sen benimle gurur duydukça benim canım acıyor. Bu hale gelebilmek için ödediğim bedeller kulağımda çınlıyor.
Gözlerine bakıyorum sesimi duy diye. Sevmemeye gücüm yetmiyor yine de. Bana sarılıp biraz yanımda kalsan. Sana tutunurdum, seni de sarardım.
Belki sen de bundan korktun.
Hayatta kalmak için, beni her an görmemen gerekiyordu. Kendini benden koruman.
Bu aynı yere dönen soru cevaplar, zihnimin her duvarını kaplıyor.

Yusuf Ziya Beyzadeoğlu, 2013 yılında Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden mezun oldu. 12 yıldır Türkiye’de otomotiv sektöründe Ar-Ge çatıları altında çalışmaktadır. Son iki yıldır yöneticilik başlığı altında insana dokunmanın mutluluğu içindedir. 2022 yılında evde yaptığı müziğini dijital müzik platformları aracılığıyla paylaşmaya başlamıştır. Halen şarkı sözü yazar, besteler. Tiyatro ile ilgilenir. Kapadokya Edebiyat Buluşmaları’nda yaptığı denemelerin ardından yazmaya niyetlenmiştir.

