Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Temmuz 5
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KİREÇLİK’TE BİR YAZ
    H. Nilgün Karataş - Suare

    KİREÇLİK’TE BİR YAZ

    Mart 8, 2026Yorum yapılmamış10 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    henize Nilgün Karataş
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    H. Nilgün Karataş

    Ak Üçgül – Yabani Ruh Serisi ©Nihal GÜNDÜZ

    Nihayet tabelayı gördüğümde kontağı kapattım, arabadan indim. Nemli ve serin toprak kokusu içime doldu. Henüz evler görünmüyordu, bembeyaz bir hiçliğin ortasında yeni vatanıma bakıyordum; kimsenin bana vadetmediği, zaferimin karşılığında sürüldüğüm, küçük köye gelmiştim bir başıma. Göğü bir bıçak gibi ikiye bölen dumana diktim gözümü; köy mü fabrikanın yanına kurulmuştu fabrika mı köyün yanına bilmiyordum. Cebimden çıkardığım kullanılmış mendille tabelayı kaplayan pütürlü tozu sıyırırken, kaderimi yeniden yazmak için kullanacağım harflerin her birini tek tek okudum, birleştirdim: K-İ-R-E-Ç-L-İ-K.

    Taşın, tozun ve zamanın birbirine karıştırdığı bu yerde, gözümün gördüğü tek canlılık kuraklıktan çatlamış, kireçten kavrulmuş çorak toprağın içinden, inatla fışkıran o bembeyaz lekelere aitti. Fotoğrafını çektim; arama motoru anında bir dizi sayfa çıkardı: Ak üçgül. 

    Trifolium repens: Sürünücü bir gövdeye sahiptir. Boğumlarından kök salarak hızla yayılır. Toprağa azot bağlar; fakir ve zehirli toprakları iyileştirme gücüyle bilinir.

    “İyileştirme ha!” Bu gri cehennemin ortasında absürt bir şaka olmalı. Dokundum, elime koca bir demet geldi; aynı kökten türemiş onlarca yaprak kıpırdadı avuçlarımın arasında, elimin sıcaklığıyla irkilen küçük, beyaz hayvanlar gibi.

    Motor sesini duyunca ayağa kalktım; üstümü başımı silkeleyip kendisini muhtar diye tanıtan adama elimi uzattım. “Ben Sertab Saka.”
    Adam isteksizce karşılık verirken, sigaradan sararmış dişlerinin arasından mırıldandı. “Hoş gelmişsiniz diyeceğim, adettendir. Kaç kere yazdık, merkeze izah ettik: “Bizim buralar kadın öğretmene uygun değil dedik. Haberiniz yok mu bunlardan öğretmen hanım?”
    “Var ya da yok. Buradayım.”
    “Yol yorgunusunuzdur, önce bir dinlenin sonra konuşuruz” dedi uzatmadan.
    Önde motosiklet, arkada benim yaşlı kız köyün içine doğru ilerledik, ortalıkta ne bir çocuk vardı ne de bir yetişkin. Ağustos. İkindi vakti. Hâlâ sıcak. 
    “Değil öğretmen hanım” dedi muhtar, “Ağustos sıcağı değil bizi içeri tıkan. Toz… Toz kalktığı zaman, sadece ciğerine girmez adamın. Zihnine girer. Burada herkes kendi rüyasına saklanır.”
    Genç erkeklerin vardiyalı çalıştığını, ihtiyarların kahvede pineklediğini, kadınların, çocukların ve gececilerin öğleden sonra istirahate çekildiğini öğrenmem gerekecekti, bu sözün anlamını çözmem için. 
    Kireç ile ak üçgül kokusu birbirine karışınca uykusunu getirirmiş insanın, “Alışırsın diyeceğim de alışmadan gidersin zannımca” dedi muhtar. 
    Yanıt vermedim. Evlerin hemen bitiminde yer alan derme çatma okul binasını geçip, adına lojman dediği tek katlı yapının önünde durduk. Cebinden çıkardığı anahtarları şakırdatarak uzattı. 
    “Evi temizlettik; haftada bir kızlar gelir, siler süpürür. Daha vakit var diye okulu ellemedik. Hadi sen sağlıcakla bir yerleş, dinlen. Neden olmazını sonra konuşuruz.”
    “Söyle muhtar, neden olmazmış?”
    Bavulları indirmeme yardım ederken isteksizce anlattı. “Köylü istemiyor öğretmen hanım. Akçakız’ın laneti daha üzerimizdeyken başka bir kadın öğretmen korkutuyor halkımızı. Haksız da sayılmazlar… Yol yorgunusun, ilk günden ürkütmeyelim seni. Yarın ben yine uğrarım. Bir isteğin olursa aramaktan çekinme.”

    Motorun sesiyle birlikte uzaklaşan muhtarın arkasından baktım bir süre, hayatımdaki hiçbir işin kolay olmayışına şaşarak. Evin içine adım attığımda, genzimi yakan o ağır koku beni kapının eşiğinde durdurdu. Görünürde ev temizdi, ancak rutubet sadece bir koku değil, ciğerlere sızan, boğazda paslı bir tat bırakan gri bir dokuya dönüşmüştü burada. Pencereyi açmak için uzandım ama kol yerinden bile oynamadı; yılların kireç tozu ve rutubeti metalik aksamı birbirine kaynatmıştı.

    Mutfakta açılabilen bir pencere bulsam da burada nefes alınmazdı. Benden önceki öğretmenin burada yaşamadığından emindim, ben de kendime yeni bir yer bulmalıydım. Bavullarımı açmadan mini bir keşfe çıktım. Tozu, kiri, bakımsızlığı Kireçlik’in güzelliğini gizlese de mimarisi, yerleşim şekli bir zamanlar buralarda başka türlü bir yaşamın sürdüğünü belli ediyordu. Tepede diğer tüm evlerden kopuk, beyaz bir çiçek denizinin içinde yüzen o konağı gördüğümde bundan emin oldum. Kapısı kilitliydi, etrafını dolandım, bakındım, ak üçgüllerle kaplı bahçenin ortasında terk edilmiş bir saray yavrusu. Tek hareket arka taraftaki kovanlara girip çıkan arılar, tek ses vızıltılarıydı.

    Sabahı zor ettim; uykuya dalacak gibi oluyor, kulağımın içine dolan bir hırıltıyla sıçrıyordum. Ev beni sevmemişti; bardaktaki suyun titremesi, duvardaki çerçevenin hafifçe sallanması… Hiç de misafirperver değildi. Gün ışımaya başlayınca üzerime bir pike alıp kapının önündeki sedire uzandığımda uyuyabildim ancak, uzaktan gelen kamyon sesleri ninni gibiydi.

    Sabah saçlarıma ak düşmüştü; aniden yaşlanmıştım. İnce dişli tarağımın tozları toparlayamadığını görünce istemeyerek duşa girdim. Banyo perdesi yoktu. Çırılçıplaktım. Elektrikli şofben minik cüssesine rağmen uğuldayarak çalıştı. Duvarın içinden sessizce dolanarak paslı başlıktan üzerime akan su, pudralı bir sıvı gibi tenimde iz bırakıyordu.

    Hazırlanıp, merkeze inmeye niyetlenmiştim ki muhtar geldi. Hal hatır muhabbetinden hemen sonra, lafı uzatmadan sordum.

    “Tepedeki ev, kime ait muhtar bey?”

    Muhtarın tespih şakırtısı kesildi. “Oraya göz dikme öğretmen hanım. O ev lanetlidir. Ömer Bey’den kalmadır ama varisleri bile açmaz kapısını.”
    “Lojmanda kalınmaz muhtar. Dün şöyle bir baktım, o evin müştemilatına yerleşsem bundan iyi.”

    Muhtarın yüzü kireç beyazına döndü. “Sizi korkutmamak için onca çaba harcıyorum ama çok zorluyorsunuz öğretmen hanım! Akçakız’ın hayaleti yaşar orada. O konağa girilmez. Giren bir daha geri dönmez.”

    Muhtarın ayak diremelerine aldırmayıp, konağa girmeme şartıyla anahtarları almayı başardım. Sözler verdim, mülk sahiplerini arayacak, rızalarını alacaktım, aksi bir durum olursa hemen çıkacaktım. 

    İlk gece, uyku ile uyanıklık arasında geçti. Muhtarın sözünü ettiği uyku sarhoşluğu bana ilişmemişti. Gecenin sessizliği yerini bir patırtıya bırakmıştı, alkış tutar gibi ritmik bir ses. İkinci gece fısıltılar duydum, cama yapışıp, gözlerimi kısıp epeyce bakındıktan sonra emin oldum, bir karaltı yavaşça konağın kapısından süzülmüştü. Sonraki gece el fenerini kapıp bahçede bir aşağı bir yukarı dolanıp durdum, küçük bir kız ayakkabısı buldum; içi, taze, canlı ve nemli ak üçgül kökleriyle doluydu. Sanki ayakkabının sahibi bir yere gitmemiş, tam olduğu yerde çiçeğe dönüşmüştü. Rüyamda muhtar, kaybolan kızlardan söz etti sabaha kadar.

    Müştemilata yerleştiğimden beri muhtarı görmemiştim; hem okulun tamirini, tadilatını konuşmak hem de şu hayalet hikayesinin tamamını dinlemek için onu ziyaret etmeliydim. Sora sora muhtarlığa giderken kimsenin benimle sohbet etmek istemediğini seziyor, ancak arkamdan konuşulanları duyuyordum. “Bu da delirecek sonunda!”

    Muhtarı tam kapısını kilitlerken yakaladım, kahveye gideceğini söyleyince peşine takıldım, kendime zorla bir çay ısmarlatacaktım. Biraz önce tuhaf bakışlarıyla beni tedirgin eden, arkamdan deli diyen onlar değilmiş gibi bu kez ayağa kalkıp, saygıyla karşıladı beni ihtiyarlar.

    Muhtar, en yaşlı adamın masasına oturttu beni, serzenişler eşliğinde.

    “Benim sözüm öğretmen hanıma geçmiyor, o günleri bizzat yaşadın bir de sen anlat bakalım Sali amca. Belki anlar o zaman neden yapma, etme, git dediğimi.”

    Yaşlı adam görevini ciddiyetle yerine getirdi: Ak Üçgül Efsanesi’nden Akçakız’ın Laneti’ne dönen olayları ballandıra ballandıra anlatmaya koyuldu.

    Bundan yıllar evvel köye genç bir öğretmen gelmiş, köylü onu Akçakız diye sevmiş. Akçakız çocuklara okuma yazma öğretmekle yetinmeyip, balcılığa el atmış. O zamanlar herkes buralara ballı köy dermiş.

    Lafa karışmadan duramıyordu bazı ihtiyarlar. 

    “Çocuktum ama adamları hatırlıyorum. Onlar dadandılar köye, Ömer’in adamları.” 

    “Kalker yüzünden.”

    Adamlar fabrika sayesinde tüm köyün kalkınacağını anlatıp dursa da Akçakız, bir türlü ikna olmamış. 

    “Yok” demiş, “O zaman toprak kurur, ağaçlar meyve vermez olur, çiçekler toza bulanır, arılar ölür.”

    Almış yanına ahaliyi temel alanına çadır kurmuş. Onun bu inadı patronun kulağına kadar gitmiş, koca adam hiç erinmemiş kalkmış gelmiş, demiş Akça öğretmenle bir de ben konuşayım. 

    Tam bu noktada sözü tekrar kapan ihtiyar, yine aynı iştahla anlatmayı sürdürdü. Ömer görür görmez Akça’ya aşık olmuş, evleneceğim ben bu kadınla diye ilk günden ilan etmiş. Akça da adamı sevmiş ki he demiş. 

    “Tabii şartlarını da koşmuş” diye önemli bir ayrıntı ekledi biri. İhtiyar, sözü kaptırmaya niyetli değildi bu kez, sesini yükselterek devam eti. Önce konak yapılmış, ardından bahçesinde düğün, üç gün üç gece ağırlanmış tüm davetliler. Ancak evlendikten hemen sonra Ömer’in huyu suyu değişmiş, kıskanç bir adama dönüşmüş, verdiği sözleri de unutmuş, yapmam dediği ne varsa yapmış. Köylü de bağda, bahçede uğraşmak yerine fabrikada işçi olmaya tav olmuş. Ancak kireç fabrikasının temelinin atıldığı gün Ömer, bahçede ölü bulunmuş!

    “Kalp krizi demişler” eklemesini yapan, anlatıcıdan azarı yedi: “Orasını Allah bilir.”

    Çünkü Akçakız ortalıkta yokmuş! Kimi demiş kocası kıskançlıktan önce karısını, sonra kendini öldürdü, kimi demiş karısı kocasını öldürüp kaçtı. Sonra konakta tuhaflıklar başlamış, etrafta dolaşan karaltılar, evin içinden gelen fısıltılar. Kimi zaman sesler duyulurmuş, sanki fabrikadan değil de evin altından gelen. Pat. Pat. Pat.. 

    Daha da fenası, hayalet peydah olmuş köye, Akçakız’ın hayaleti. Üstüne bir de kız çocukları, genç kızlar kaybolmaya başlamış bir, iki, beş, on; anlamışlar ki hayalet onları akgüllerin kokusuyla kandırıp, konağa çağırıyor, bazılarını yiyor, bazılarını da ısırıp hayalete dönüştürüyormuş.

    Son cümleyi duyunca, “Bu kadarı yeterli amcacığım, daha fazla yormayalım sizi” diye sözünü kestim ihtiyarın. Masal kısmı güzeldi ama yaşlı adamın giderek zırvalamasına gönlüm el vermedi.

    Yine de Akça öğretmenden etkilendiğimi itiraf etmeliyim; çalışkanlığı, inadı hoşuma gitmişti. Gece penceremin önünde otururken, bahçede gezerken onunla karşılaşmayı hayal ediyor; hikayeyi bir de hayaletten dinlemek istiyordum. Uykumun kaçtığı gecelerde, penceremin önüne oturup sesi dinliyordum; pat, pat, pat.

    Yine böyle bir gece; Meryem’i gördüm, demir kapıyı sessizce itip, parmak uçlarında konağa doğru yürümüş, kapıyı hiç zorlanmadan açıp içeri süzülmüştü. Başka bir gece gördüğüm Seher’di. Bu kızlar kaybolmuyorlardı ki, okul temizliğine yardım etmek için gelenler arasında onları görünce tanıdım. 

    Gece gece konakta ne işi vardı bu kızların? 

    “Konuşun lütfen” diye zorlamak gelse de içimden kendimi tuttum. Anlatmazlardı, gelip geçici bir kadına sırlarını açmazlardı. Kızlardan biri hiç çekinmeden hakkımda ne düşündüklerini açıkça belli etmişti. 

    “Hocanım bu kadar uğraşıyoruz vallahi boşa, okul açılmadan sen de çekip gidersin, daha öncekiler gibi.”

    Gitmem, demedim. Kalırım da. 

    Aklım konağa gidip gelen kızlardaydı; sonraki gecelerde onları takip etmeye karar verdim. Hangisini görürsem peşine düşecek, onunla birlikte konağa girecektim. Bazen bir ses duyuyordum, bazen bir gülüş ancak kimseyi yakalayamıyordum, konağın kapısı ise hep kilitliydi ne kadar ittirirsem de açılmıyordu.

    Sabahları yorgun ve bitkin kalkıyordum, gözlerim kızarmış, ayaklarımın tabanı yeşermişti artık, sanki giderek bir bitkiye dönüşüyordum. Sonunda tüm bunların beni köyden kaçırmak için düzenlendiğine karar vermiştim ki, bir gece Meryem ile Seher’i birlikte gördüm. Gündüz uykularını iyi almış olmalılar ki pıtı pıtı yürürken neşeyle sohbet ediyorlardı. Gizlendikleri söylenemezdi; ya bana kendilerini göstermek istiyorlardı ya da varlığımı umursamıyorlardı. 

    Yalın ayak peşlerinden koştum, konağın kapısı kapanmadan bir gölge gibi sızdım içeri. Büyük salon karanlıktı, çıt çıkmıyordu. Koku alt kata davet ediyordu beni, inmedim, yukarıdan bakınca her şeyi görebiliyordum. Koca bir mutfak. Büyük mermer tezgahın üzerinde devasa bakır kazanlar. Başım döndü, bayılacağımı hissettim. Soluduğum havaya alışık değildim. Çıkıp gitmeliydim, suçüstü yapmak yerine açık açık sormak en iyisiydi.

    Öğleden sonra muhtarla okulda buluştuk, son hazırlıkları elden geçirecektik. Ne söylesem önce yapmakta direniyor, sonra yerine getiriyordu.

    “Boşuna yoruyorsun bizi de kendini de öğretmen hanım” diyordu sık sık.

    Birkaç kere “Gece sizi bahçede görmüşler…” diyecek olmuş, “Çıplak mı dolaşıyor muşum?” diye çıkışınca yüzü kızarmış, susmuştu. 

    Eve temizliğe, okula tadilata gelen gençlerle aramda belli belirsiz bir samimiyet oluşsa da ihtiyarların bakışlarındaki şüphe asla silinmiyordu. Kulağıma kadar gelen söylentilere göre Akça ruhumu ele geçirmiş, beni yavaş yavaş dönüştürüyordu.

    “Niye taktik değiştirmiş? Niye bir kere de yok etmiyormuş beni?”

    “Asıl ondan korkuyorlar ya öğretmen hanım. Akça artık yaşlandı, başımıza seni musallat…”

    “Hayaletlikte emeklilik yaşı kaçmış gençler?”

    Suratlarındaki şaşkın ifade silinmeden devam ettim. “Hadi gevezeliği bırakalım da bugün sıraları zımparalayıp cilalayayım.”

    Gündüz okulda çalışıyor, gece konağa ziyarete gidiyordum. Kimse karşılamasa da artık kapı kilitlenmiyordu; bir kenara oturup, yukarıdan gizlice kızları izliyordum, kokudan sarhoş olana kadar arı gibi ahenkle çalışmalarını seyrediyordum. Başlarına beyaz yemeni bağlamış, kollarını sıvamış kavanozları kapatıyorlardı. Pat, pat, pat. 

    Sabırla bekliyordum, sırlarına ortak olmuştum kendiliğimden. Bazen bana açılmamalarına kızıyordum, sonra da hak veriyordum daha köye geleli bir ay olmuştu.

    Kireçlik’te ağır aksa da zamanı gelmişti. Gençleri gönderdikten sonra, iki derslik okulumu koca bir kampüsü gezermiş gibi arşınlayıp, son dokunuşlarımı yaptım. Bugün huzurla uyuyabilirdim, erkenden evin yolunu tuttum.

    Kapı çalındı; muhtar!

    “Şaşırdım, siz… burada…”

    “Ben de şaşkının öğretmen hanım. Gidersiniz sandıydım.”

    “Buradayım.”

    “Işığınızı görünce var mı son bir isteğiniz diye sormak istedim.”

    “Sağol muhtar, yarın açılışta siz de bulunursanız memnun olurum.”

    Motor sesi uzaklaşıp, duyulmaz oluncaya kadar bekledim. Yalınayak konağa yürüdüm. Kapıyı ittim, açıldı. Çıt çıkmıyordu. Bahçedeki lambaların aydınlattığı salonun ortasında durdum.

    “Ben Sertab Öğretmen. Yarın okulu açıyorum.”

    Birkaç kez tekrarladım aynı repliği. 

    Nihayet merdivenlerin başında duruyordu, nihayet bana da görünmüştü.


    Henize Nilgün

    H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Bianet, Yeni Sinema Dergisi ve Suare Dergi’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI

    henize nilgün nilgün karataş suaremag yazar

    Related Posts

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    ‘Cesur’ Yeni Dünya: Sosyal Medya

    Mart 27, 2025 BURAK SOYER

    SİYAH KARGANIN SANDIĞI

    Ocak 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    KÜTÜPHANE

    Mayıs 1, 2026 Şehnaz Orhan
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.