Yunus Serdar
Günlerdir arıyordu günlüğünü, bulamadıkça defterin kenarına yaptığı kenar süslerinin canlanırcasına, onu bir sarmaşık gibi sarmaladığını düşündü. Günlüğünü ona babası hediye etmişti. Berlin’de üniversite okumaya gittiği yıldan sonra bir daha dokunmamıştı defterine. İstanbul’daki evlerinde bir yerde olmalıydı. Son olarak kitaplarla dolu koliler içinde de bulamayınca çıkardığı kitapların arasında öylece kalakaldı. İçi içine sığmıyordu; yıllar öncesinde yazdığı cümleler yapraklara yapışmış, içinden gelen bir güç, sarmaşığın köklerini kelimelerle beraber sökmeye çalışıyor gibiydi.
Hafta sonu için yazlığa kısa bir kaçamak planlamıştı. Yine oradayken yazdığı, nerdeyse yirmi yıl kadar önce yaşadığı bir tatilin derin izlerinin peşine düşecekti. Oldum olası yara kabuklarına dayanamaz, onları hep kaldırmak isterdi. Aynı duyguları hissetti. Kabuğun bir ucu eline takılıyor gibiydi.
Yazlığa vardığında gün batımı henüz başlamamıştı. Babası bahçeyi suluyordu. Kısa bir süre onu izledi ve “Ben geldim,” diye seslendi. Sevinçle karşıladılar kızlarını. Sofra kuruldu, zeytinyağlıların kokusu mutfağı sarmıştı. Bir Ayvalık sofrasında ne olacaksa hepsini yapmıştı annesi. Sofrayı toplarlarken, annesine aradığı günlüğünü sordu.
Annesi bahçedeki depo alanındaki eski şifonyer içinde olabileceğini söyledi. Gözleri ışıldadı, hızlıca bahçedeki depoya yöneldi. Kapının açılması ile depodaki tozlu ve rutubetli hava istiflenen eşyaların ağırlığından kaçarcasına bahçeye yayıldı. Eşyalar üst üste duruyordu. Hızlıca etraftaki eşyaları kaldırarak şifonyere doğru bir yol açtı. Şifonyerin en üstteki çekmecesini hızlıca açtı. Çekmecenin paslı mekanizmasının çıkardığı ses kasaba meydanında yer alan anons hoparlörünün ilk açılış sesindeki tınının bire bir aynısıydı. Bir an durdu ve dışarıya baktı. Kasaba meydanında artık kimsenin duymadığı o sabah duyurularını hatırladı; sanki çekmece, eskimiş bir sesi geri çağırmıştı.
Eski oyuncaklarla dolu çekmeceyi hızlıca kapattı. İkinci çekmeceye yöneldi. Çekmeye çalıştı ama açılmıyordu. Çekmecenin kulpunu hızlıca yukarı aşağı hareket ettirdi ama nafile, açılmıyordu. Elini çekmecenin üst aralığına yerleştirdi. Hızlıca kendine doğru çekerken eline çekmecenin ahşabından sıyırılmış bir kıymık battı. Öyle bir acı verdi ki açılan çekmecenin içine bakamadan yere kapandı. Kıymık baş parmağına batmıştı ama dışarıdan hiç görünmüyordu. Diğer eliyle parmaklarını sıkıyordu. Nasıl sıkmışsa, parmağı görünmez oldu diye düşündü. Anne babası tedirgin olmasınlar diye sessiz kalmaya çalışıyor, içindeki çığlığı ciğerlerine doğru bastırıyordu. Yanılmış olamazdı evet duyduğu ses eline batan kıymığın sesiydi. Sessiz çığlığı, adeta kıymığın çıkardığı sesle yankılanıyordu. Tahta gıcırtısı gibiydi sesler, teknelerin iskeleye değdiğinde çıkan seslere çok benziyordu uğultulu ve kesik kesik… Nereden geldiğini anlamaya çalışıyordu sesin, bu olsa olsa çok önceden yazdığı bir cümlenin geri dönüşüydü…
Ellerini açtığında, parmağının orada olmadığını fark etti; ama bir eksiklik de hissetmiyordu. Birden şifonyerin olduğu tarafa doğru başını çevirdi. Parmağı elinden ayrılmış ve şifonyerdeki çekmecenin ucuna çıkmıştı. Kıymık, parmağını adeta şifonyerin ucuna sürüklüyordu. Şifonyere doğru yönelmek üzere ayağa kalktı, yıllar önce bu parmaklarla yazdığı cümlelerin ağırlığı ona eşlik ediyor gibiydi. Artık kıymıklı parmak ile aralarında kısa bir mesafe kalmıştı ama beraber hareket ediyor gibiydiler. Çekmecenin içine doğru yaklaştılar. Günlük orada duruyordu. Acısı hafiflerken parmağı günlüğün sayfalarını birer birer çevirmeye başladı. O an yıllar önce odasının içini esintiyle dolduran akasya kokusunu hissetti. Parmağı tekrar elindeydi, kıymığın olduğu yerde ise kalkmaya hazır bir yara kabuğu…
Günlüğün hemen yanında duran eski bir teyp kasetine uzandı. Gülümseyerek kendi sesini kaydettiği o günü hatırladı. Koşarak evdeki kasetçaların başına geçti. Kaseti taktı.
Cızırtılar… sessizlik… kendi sunuyor ve şarkı söylüyordu, fonda da meydandaki anons hoparlörünün sesi: “Yarın festival kapsamında sokak trafiğe kapatılacak… Meydana bakan evlerin duvarları süslenecek… Konser saat 20:00’de meydanda olacak… Ücretsiz gazoz dağıtılacak.”
Bir an için, çekmecenin içindeki karanlığın hoparlörle aynı nefesi paylaştığını düşündü.


