Emel Altuntaş
Modern zamanların düşünürü Nietzsche, toplumsal uzlaşmaların hakikati oluşturduğunu söylerken bu durumu sorgular. O halde insan değiştikçe hakikatler de değişime uğrar, yepyeni anlamlar kazanır.
Bir körlük var bende, benden içeri… Bugünün bireyi deli gibi savunuyor bunu. Toplumsal uzlaşmaları reddeden bir körlüktür bu ve insanın kendini kandırma biçimlerinin en uç noktası olabilir. Çünkü bundan sonrası yangın yeridir. Bireysel çöküş, toplumsal çürüme dedikleri körlüktür bu. Akıl yürütme, sorgulama çipini rafa kaldırmıştır insan. O günkü ruh hali, duygusal patlamaları ile ortaya çıkan fikirle yetinir. Dijital çağ, bu tabansız fikirleri paylaşıp yaymak için ona fırsatlar sunar. Kendini, insanlığını reddeder birey ve bunu alkışlar. Eğer; hile, kötülük, cinayet gerekiyorsa olmalıdır. Daha iyi bir yol aramanın anlamı yoktur. Saramago’ya selam olsun.
Platon’un idealar dünyasındadır hakikat, oysa çoğu insan, ömürleri boyunca gölgelerle avunup durur. Onlar için idealar dünyası, belki de ölümden sonrasının tasvirinde gizlidir.
Biri kalkıp şöyle diyebilir; Bu dünyayı gölgede bırakın, ona sırtınızı dönün ve hileli bataklığına gömülmekten korkun. Etliye sütlüye karışmayın. Çünkü bu faydasız bir iş olur. Dünya hayatı ideaların benzetimi olduğu için fazla takılmayın.
Hakikat, cesurca kendini sergilemek eğiliminde olmasına rağmen hilenin temel esası gizliliktir. Bir zırha bürünüp kendini saklayabilir. Bu zırh, hareket ya da durağanlık içerebilir. Hile; yumuşak, tatlı, sevimli de olabilir. İnsanın kendini koruması için gereklidir de. Sonuçta; zayıflığın, aptallığın, körlüğün gizlenmesi bununla mümkündür. Ne pahasına olursa olsun akıl eden, düşünen birey hakikati bulacaktır. O buluşla; hilenin bütün foyası ortaya çıkacak, ayrıca onu işaret etmeye gerek kalmayacaktır. Demek ki biraz düşünmek ve bunda ısrar etmek gerekir.
Hakikat, gerçekliğin ta kendisi ise bu evrensel olmalıdır. O, sadece kendine yontan, medeniyet temsilcilerinin oyun hamuru değildir. Dünya zenginliklerini kendi kontrolünde tutmak isteyenler, ellerindeki hakikat bıçağını, hile ile bilerler. Bilirler ki az sonra ortaya çıkacak olan parlaklık ve keskin hat, diğerlerinin gözlerini kamaştıracak ve onlar kalkışmaya hazır hale gelecektir. İşte bu iki zıt kutup sürekli devinim halinde var olmaya devam edecektir.
Bugünkü modern dünyada, hakikat ve hilenin benzerlik illüzyonundan etkilenmemek pek de mümkün görünmemektedir. Bireyin kendini ve dış dünyayı nasıl algıladığını sorgulamak gerekir. Bile isteye çarpıtılan gerçeklere inandırılan topluluklar, özgür müdür?
Güçlü olan ve onu daima elinde tutmak isteyen iktidarın en iyi yaptığı şey; kendi çıkarlarını, sanki toplumun kendi gerçeğiymiş yanılsaması şeklinde dayatmaktır. Yaldızlı hilelerle propaganda yapar. Çatlak seslerin nefesini keser.
Ve kötü huylu devler dümene geçti. Yerlere kadar eğilmişken uzun frakları içinde kaybolan cücelerin iplerini sıkı sıkı tutuyorlardı. Parlak kadehlerini bir dikişte boşalttılar. Sonra tespihlerini çevirdiler. Her biri inci tanesi gibi parlıyordu. Onları çevreleyen yoksul kalabalık, hiç durmadan şikayetlerini mırıldanıyordu. Hile, hakikat pelerinini kuşanmış, gün yüzüne çıkmıştı. Devler dümeni çoktan kırmıştı. Artık herkes kıvama geldiği için hileyi örtmenin, saklamaya çalışmanın bir anlamı da yoktu. Hakikat gibi olan, alenen yaşanıyor, kuru kalabalık izliyordu.
Gücün ve ona biat eden toplum karşısında hakikati dillendirmek; herhangi bir konuşma ya da söyleşme, açıklama yapma gibi bir şey olmaktan çıkar. Hakikat, kötücül bir düşünce olmuştur. Söyleyen, toplum dışına itilir. Eğer konuşmaya devam ederse belirsiz bir süre için hapsedilmesi elzemdir. Bunu kolaylıkla yapmanın yolu ise hile ile olacaktır. Görüntüyü çarpıt ve olduğundan farklı göster, iyi bir slogandır. Hele de toplumun büyük bir kısmı; bu çarpıtma karşısında sessizse ve hatta artık onu kabul ediyorsa, ortak oluyorsa, hile silikleşir ve kaybolur. Hakikat, artık iktidarın ustalıkla şekillendirdiği bir yapıya dönüşmüştür. Halk bu yapı karşısında durmazsa, bu çürük sisteme teslim olmuş demektir.
Hile, küskün gözleriyle baktı kalabalığa. Sihirli hünerleri, kimsenin ilgisini çekmiyordu artık. Kopmuş parmak, parçalanmış kadın, şapkadaki tavşan, artık bunlara kimse itibar etmiyordu. Hile, mutsuzdu. Aslında sınırı aşan hakikat gibi görünendi. Onun yerine geçmeye cüret etmiş ve başarmıştı. Oysa gerçek tam karşısında durmalıydı. Herkes yalancı ve yalana inanır olmuştu. Hile bunca düzenbaz arasında kendini nasıl var edebilirdi?
Sonuç nasılsa değişmeyecek. Hile ile yutturulmuş her ne varsa er ya da geç hakikati kusar. Fakat ne yazık ki kaybedilen zamanı, yok edilen nesilleri, değerleri saymak için parmaklarımız yetmeyecektir.
Hakikat, dilde değil, gönülde gizlidir.
Hile ise nefsin bir oyunudur.
Mevlâna.
Bu yaklaşıma göre; hayat bir yolculuk ve insanlar da bir yolcuysa hilelerle dolu olan bu yolun sonunda onu bekleyen kendi hakikati olacaktır. İnsan, dış dünyayı algılayıp olgunlaşırken içsel yolculuğunu ihmal etmemelidir. Çünkü varış çizgisinde onu bekleyen içinde gizlidir.
Hile eninde sonunda yuttuğu hakikati kusar, demiştik. Esas olan toplumun devamlılığıdır ve bunun yolu hakikatten geçer. Ona bağlı olmak bireysel ve toplumsal bir sorumluluktur. Sonuçta hakikat, bireyin varoluş amacıdır. Hile her ne kadar geçici bir rahatlama ve koruma sağlasa da hakikat bütün ağırlığı ile sırasının gelmesini bekler. Bu durum sıklıkla edebiyatın konusu olmuştur.
Kendini her şeyden üstün ve herkesten akıllı sanan biri tarafından yönetilen, bildiğimiz ya da bilemeyeceğimiz o ülkeyi düşünelim. Bu ülke; kaf dağının arkasında, az ve uz gidilen yolların sonunda, batıda, doğuda, kuzeyde, güneyde, dünyanın tam merkezinde olabilir. Nerede olduğu çok da önemli değildir. Her şeyden üstün, herkesten akıllı olduğunu sanan biri ve onu alkışlayan kalabalığın aldığı pozisyon önemlidir.
Alkışlamak kolay ve iyi olandır. Kazanç ve çıkarların, kayırılan adamların, yaratılan tabansız elitlerin garantörüdür. Bu kutlama ve onaylama, hakikat pelerinine bürünmüş hilenin marifetidir. Çünkü o, işini iyi bilir. Kibirli kral bunu sever, onun sevdiğini yapmak küçük hesapları korur.
Bu küçük ve kibirli topluluğun ustaca yönettiği devasa kalabalık, hep onları dinlemelidir. Daha az tüketmeli, daha çok çalışmalı, daha az konuşmalı, daha çok dinlemeli, boyun eğmeli, hatta yerlere kadar eğilmeli, alnını yere sürmeli, gözleri oyulmalı, dilleri kesilmelidir. Tüm bu beklentiler için yasalar çıkarılır. Uygulanacak şiddetli cezalar netleştirilir. Korku bulutları, sözüm ona bu aptalların üstüne durmaksızın yağar. Hilenin oyunbaz olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Sağanağa maruz kalmış bu devasa kalabalık içinden iki kişi seçer ve onlara verdiği akılla kralı çırılçıplak bıraktırır. Bu ikisi, kendilerini terzi diye tanıtan iki dolandırıcıdan başkası değildir, sadece en akıllıların ve liyakat sahibi olanların görebildiği kumaştan harika bir elbise dokuyup dikerler. Seçkinler, aptal durumuna düşmemek için olmayan kumaşı muhteşem bulurlar. Taptıkları servetlerini ve tapınaklarını düşünür ve her zamanki gibi itiraz etmeden avuçları patlayana kadar bu güzelliği alkışlarlar. Korku yağmuruyla ıslatılmış halkın onlara eşlik etmesi hiç de şaşırtıcı değildir.
Hile, tüm oyunbazlığı ile sahnededir ve alkışlara başıyla mukabele eder fakat az sonra kalabalıktan fırlayan bir ses midesini ağzına getirir. Kral çıplak! Kral çıplak!
Hakikat, bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmışken neler oldu dersiniz? Kral ya da heyeti ve hatta kalabalık halk, bu işten bir şey anladı mı? Hakikat, utandırdı mı yoksa kaldıkları yerden devam mı ettiler?
Masalların sonunda alınan bir ders olur hep, oysa hakiki tarafta işler öyle yürümüyor.

Emel Altuntaş, Bafra’da doğdu. Uludağ Ün. İ.İ.B.F Maliye bölümünden mezun oldu. İkinci üniversite olarak Anadolu Üniversitesi Açık Öğr. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü tamamladı. Uzun yıllardır devam eden profesyonel sigortacılık kariyerinin yanı sıra yapıya gönül verdi. Edebiyat dergilerinde yayınlanan öykülerinin yanı sıra, kolektif olarak yayınlanan Uykunun Gözleri adlı öykü kitabının da yazarlarından biri oldu. Ayrıca müzik alanında çalışmalar yapan Altuntaş, şu an ilk bireysel bir öykü kitabının hazırlıklarını da sürdürüyor.

