Close Menu
    Son Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Ekim 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

      Ekim 2, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » MARIA: SAVAŞIN ORTASINDA SEVMEK
    Nilgün Karataş - SuareMag

    MARIA: SAVAŞIN ORTASINDA SEVMEK

    Haziran 1, 2025Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    henize Nilgün Karataş
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Sessizlik çok gürültülü geliyor
    Şafak söktü, her şey geçti, yaşama isteği dışında
    Artık ne olacağını görecek köreltilmiş gözler
    Çanlar kimin için çalıyor?

    Zaman daralıyor
    Çanlar kimin için çalıyor?
    For Whom the Bell Tolls – Metallica

    İnsan ada değildir, bütün de değildir tek başına, anakaranın bir parçası, okyanusun bir damlasıdır; bir kum tanesini bile alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki kaybolan bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurdunmuş gibi; bir insanın ölümüyle eksilirim ben, çünkü bir parçasıyım insanlığın; işte bu yüzden hiç sorma çanların kimin için çaldığını, çanlar senin için çalıyor.

    İngiliz şair, mistik ve vaiz John Donne’ın ta 1600’lerde yazdığı bu anlamlı sözleri epigraf ve roman adı olarak seçen Ernest Hemingway’i bir kadın karakter ile anmam bazılarına absürt gelebilir. Hemingway erkek bir yazar olarak, erkeklerin dünyasını anlatır ve özellikle feminist eleştirmenler tarafından, kadınları eril perspektiften yansıttığı savıyla suçlanır.

    Aralarının hiç iyi olmadığı bilinen yazar Gertrude Stein, yazarın kadın karakterlerinin yüzeysel olduğunu ima ederken, Judith Fetterley gibi bir edebiyat bilgini bile Hemingway’in kadın karakterlerini eril arzunun yansıması olarak değerlendirir. 

    İlk bakışta haksız da görünmezler, çünkü Hemingway’in kadın karakterleri kendi iç sesleriyle konuşmaz, genelde erkeğin gözünden var olur.

    Bu nedenle Çanlar Kimin İçin Çalıyor (For Whom the Bell Tolls) denildiğinde akla İspanya iç savaşı gelir, ana karakter Robert Jordan gelir, savaşın trajedisi, ahlaki boyutu gelir, kahramanlık gelir, fedakarlık gelir… Ve bana kalırsa Çanlar Kimin İçin Çalıyor denilince akla aşk gelir, direniş gelir ve elbette María gelir.

    Anlatacağım. Önce romanı hatırlatayım kısaca: Roman, 1936-1939 yılları arasında yaşanan İspanya İç Savaşı’nı konu alıyor. Faşistlere karşı savaşan Cumhuriyetçi saflarda yer alan Amerikalı dinamit uzmanı; bir köprüyü havaya uçurma görevini üstleniyor. Kahramanımız; Robert Jordan. Üstlendiği görev yaklaşan bir saldırının başarısı için kritik önem taşıyor. Robert, bu görev için gerilla savaşçılarıyla birlikte bir dağ grubuna katılınca María ile tanışıyor.

    María demek aşk demek!
    María demek direniş demek!
    Maria demek, çok şey demek… 

    Hepsini anlatacağım ama öncesinde biraz başka bakış açılarına değinerek. Hemingway, romanın merkezine yerleştirdiği aşk hikâyesinin, savaşın yıkıcılığına karşı bir umut ve insanî bağ olduğunu belirtmiş zamanında. Bazı eleştirmenler María’nın, Hemingway’in diğer eserlerindeki kadın karakterlere benzer şekilde, erkek karakterin duygusal gelişimine katkıda bulunan bir figür olarak kurgulandığını öne sürüyor. 

    Derine inmeyince görünmüyor bazı güzellikler. Hemingway, hikayelerinde ve romanlarında klişelere indirgenen kadınları pek de ayrıntılı olmayan tasvirleriyle biliniyor ya yüzeysel bakınca Maria da farklı değil: Bu nedenle onun için itaatkar, masum, Jordan’a adanmış, sevgi ve şefkatin sembolü hatta arzu nesnesi gibi bir sürü tanım yapmak mümkün. 

    Hele de romanın diğer kadını Pilar’ın yanında! İlginç bir kadın Pilar, açık sözlü, gerilla grubunun lideri Pablo’nun karısı ama ona sorsan lider o, etkili de bir kadın aslında. Haliyle Pilar’ın yanında Maria tek boyutlu(ymuş gibi) görünüyor: Romandaki temel rolü, Robert Jordan’ın bir karakter olarak gelişmesine yardımcı olmak, ona sevginin önemini öğretmekmiş gibi. Bu kadar!
    Bu kadar mı?
    Hayır. Bazı eleştirmenler ve araştırmacılar gibi ben de María’nın Hemingway’in kadın karakterleri arasında özel bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. 
    Anlam metni aşar… Hele de işin içinde aşk varsa… 

    María’nın yaşadığı onca şeye rağmen, savaşın ortasında sevgi ve umutla hayata tutunmaya çalışan bir kadın olması boşuna olamaz. Yaşadığı travmalar ve gösterdiği direnç, onu sadece bir aşk nesnesi olmaktan çıkarıp, savaşın kadınlar üzerindeki etkilerini temsil eden bir karakter haline getiriyor. Yazar bir umut ve insanî bağ demiş ya evet hem öyle hem de daha fazlası. María, onca acıya rağmen sevgiye ve hayata tutunmaya çalışan bir kadın olarak, Hemingway’in insan ruhunun dayanıklılığına olan inancını yansıtıyor. Bence.

    Savaşlar, çoğu zaman erkeklerin cephede verdiği mücadeleyle anılıyor. Oysa savaşın en derin yaralarını -bazen bedenlerinde, çoğu kez ruhlarında- kadınların taşıdığı da bir gerçek.

    İşte tam da o kadınların gözünden bakmak istiyorum hikayeye.
    Çanlar Kimin İçin Çalıyor romanı, yıllar boyunca savaşın kahramanlık boyutunu, ideolojik kutuplaşmalarını ve bireysel fedakârlıklarını konu alan klasik bir metin olarak okundu. Buna karşın ben romanın kırılma anının; bir köprünün havaya uçurulmasında değil, aynı zamanda savaşın kadınlar üzerinde bıraktığı sessiz ama derin yaralarda gizli olduğunu söylesem… Bu bağlamda María, savaşın kadın bedeni ve ruhu üzerindeki yıkıcılığını anlamak için romanın içsel ve çoğu zaman göz ardı edilen çatlağı desem… Onun hikâyesi, yalnızca bir aşk anlatısı değil, aynı zamanda bir hayatta kalma ve sessizlik üzerinden şekillenen bir direniş öyküsü diye de eklesem…

    Dedim ya Hemingway’in 1940 yılında yayımlanan romanında savaş var, ölüm var, onur var ve aşk ve direniş ve María var.

    Şimdi hikayeyi bir de şöyle okuyun lütfen:

    İspanya’nın dağlarında saklanan küçük bir isyancı kampı; sessiz bir kadın var gerillaların arasında. Adı María. Henüz on dokuz yaşında ama doksan dokuz yıla sığmayacak acılar yüklenmiş minicik bedenine. Saçları, memleketinden sürüldükten sonra düştüğü hapishanede gardiyanların elinde kesilmiş; kadınlığının simgesi alınmış ondan. Bedeni, savaşın en çirkin yüzüyle tanışmış; faşistlerin tecavüzüne uğramış. Bir kadının onuruna açılan en kanlı yarayı taşıyor ruhunda. Ailesini kaybetmiş. Tek başına tutunuyor hayata. 

    Her şeye rağmen nazik. Hâlâ sevgiyle bakabiliyor bir adama. Hâlâ bir kelimeye, bir elin sıcaklığına, bir adamın bakışına inanabiliyor. María, kırgın ama kırılmamış bir kadın, savaşın ortasında sessizce direniyor. 

    Robert Jordan, hedefi belli bir adam ama María onun ruhuna bir çentik atıyor. Belki de genç kıza baktığında, çok sevdiği İspanya’yı görüyordur. Belki de María, sadece bir karakter değildir; yaralanmış ama hâlâ güzel kalan bir ülkenin sembolüdür. Olamaz mı?

    María çirkin olduğunu düşünüyor. Oysa “altın kahverengi” gözleri,  “güneşte yanmış bir tahıl tarlasının altın kahverengisi” saçları var, kısa saçları.

    Pilar ona “kızım” diyor. Pilar sert, o da bu savaşın içinden çıkmış. Ancak kadınlığını yumruklarıyla koruyan, erkeklere kendi dilinde cevap veren bir kadın. Pilar, kurumuş toprak gibi; sert ama yaşam barındıran. María ise kendiliğinden açan bir çiçek gibi. Sessiz, güçlü. Duygularıyla konuşuyor, varlığıyla direniyor.

    Kampın işleriyle uğraşıyor María: Yemek pişiriyor, temizlik yapıyor, elinden geldiğince yardım ediyor. Bu görevler onun acizliğini göstermiyor aksine dayanıklılığın duyulmayan dili bu.

    Yaralı insanların çoğu hizmete, faydaya tutunur; María da öyle. Sevgisinin kaynağı Robert Jordan’a itaat etmek değil, onu anlamak. “Beni sevmiyorsan,” diyor ona, “seni ikimiz için de seveceğim.” 

    Savaşın ortasında kurulmuş bu cümle; kutsal bir söz gibi, aşkın yüceliğini anlatan. 

    Robert, María’ya “küçük tavşan” diyor. Bu, bir küçümseme değil, bir tür sevme biçimi. Jordan, görevine odaklı bir adamken, María’nın varlığıyla bir şeyler değişiyor. Onunla konuşurken, görev ve duygu, savaş ve hayat, ölüm ve anlam arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. Romanın sonunda, Jordan ölümü karşılamaya giderken María’yı geride bırakıyor ama “seni hep yanımda taşıyacağım” diyor. 

    Bu veda, yalnızca bir kadına olamaz; hala sevilebilir bir yön bulabildiğimiz insanlığa… 

    Bazı eleştirmenler, María’yı edilgen buluyor. Sadece Jordan’ın hikâyesine hizmet ettiğini söylüyorlar. Oysa María, kendi hikâyesini yazmayan ama herkesin hikâyesine iz bırakan kadın. Pilar’ın sertliği neyse María’nın yumuşaklığı da o. 

    Savaş alanında bile olsa duygunun, şefkatin ve iyileşme adına verilen bir mücadele onun duruşu. Tecavüzle alınan onurunu, sevgiyle yeniden kuran bir kadının sessiz direnişi bu.

    Susan Sontag, savaşın görüntülerle ve temsil biçimleriyle bir “pornografi”ye dönüştüğünü söylerken, özellikle kadın bedenine uygulanan sistematik şiddetin seyirlik hale gelmesinden söz eder. María’nın bedenine uygulanan şiddet, seyredilmese de okur tarafından hissediliyor; Hemingway, bu dramı kelimelerle değil, sessizlikle anlatıyor. 

    Julia Kristeva’nın Black Sun’da belirttiği gibi, travma yaşayan kadınların dili genellikle sessizliktir – ama bu sessizlik bir boşluk değil, melankolinin ve kırılmanın yeni bir anlatı formudur.

    María’nın temsil ettiği şey yalnızca bir aşk kadını değil, yalnızca bir savaş mağduru da değil… María, susmanın da bir anlatım biçimi olduğunu hatırlatıyor bize. Yaralanmış bir bedenin, yeniden sevebilecek kadar iyileşmeye cesaret ettiğini gösteriyor. O, Hemingway’in yalnız adamlarının karşısına yerleştirdiği, dünyayı hâlâ iyileştirebilecek bir sevgi türünü temsil ediyor.

    Ve bu yüzden, María yalnızca Jordan’ın sevgilisi değil, savaşan tüm kadınların simgesi… 

    María, roman boyunca fazla konuşmuyor. Konuştuğunda da geçmişinden değil, Robert’la olan bağından, geleceğe dair küçük umut kırıntılarından söz ediyor. Bu suskunluk, sadece travma sonucu değil; aynı zamanda bir tür bilinçli reddediş.

    Savaşın dili erkektir: emirler, tehditler, küfürler, sloganlar, marşlar, nidalar.
    María bu dilin dışında kalıyor. Julia Kristeva’nın tanımıyla, “travma sonrası özne, kelimelerin anlamını yitirir; sessizlik ise bir savunma değil, yeni bir varoluş şeklidir.”
    María’nın dili bu bağlamda eksiklik değil bir tür varoluş.

    María’nın Robert Jordan’a duyduğu aşk, çoğu zaman yalnızca romantik bir bağ gibi algılansa da, aslında onun hayata anlam katmak için tutunduğu bir dal… “Ben seninim” demesi bir erkeğe teslimiyetten çok, geçmişin ağırlığını paylaşacak bir omuz bulma çabasında olamaz mı? 

    Sevgi, onun için bir tür varoluş alanı; savaşın hırpaladığı bedeni yeniden kutsama, geçmişin canavarlarının elinden benliğini geri alma girişimi.

    Aşk, María için hem iyileştirici bir duygu hem de yeni bir kırılganlık riski. Seviyor ama her an kaybetme korkusu taşıyor. Tekrar sevebilmek, aslında onun için çok büyük bir cesaret değil mi?

    María silah kullanmaz, emir vermez, strateji kurmaz. Ancak bu onu pasif yapmaz. O, romanın duygusal, etik ve insani merkezi. Robert için savaşın bir anlamı varsa, bu María’yla kurduğu bağ sayesinde oluyor. 

    Savaşın anlamsızlığına, şiddetin sıradanlığına karşı María’nın varlığı bir “neden” üretiyor. Onun kadınlığı, sadece sevgiyle değil, şefkatle, sadakatle ve kaybetme korkusuyla örülü. Ve bu özellikler, savaşın erkeksi mantığında zayıflık değil, insani kalabilmenin temeli olamaz mı?

    “Erkekler savaşır, kadınlar bekler” klişesi burada ters yüz ediliyor. María, beklemenin ne kadar güçlü bir duruş olduğunu, sevebilmenin ne kadar radikal bir varoluş biçimi olduğunu gösteriyor. Savaş, erkek kahramanların fiziksel direnişi kadar, María gibi kadınların ruhsal direnişiyle de yürütülüyor.

    Romanın sonunda María’nın ne yapacağı, nasıl yaşayacağı belirsiz kalıyor. Ancak bu belirsizlik, aslında kadınların savaş sonrası kaderini çok iyi yansıtıyor. Erkeklerin yazdığı tarih kitaplarında isimleri geçmeyen ama savaşın asıl yükünü taşıyan kadınların kaderi bu… Romanda María’nın geleceği yok; çünkü savaş kadınların geleceğini hep göz ardı ediyor.

    Savaş yalnızca bombalanan topraklar değil, bedenlere de kazınır. Direniş her zaman gürültüyle değil, sessizce de meydan okunabilir. María gibi kadınların sessizliği, sevgisi, hayata tutunma biçimi bir köprünün havaya uçurulmasından çok daha anlamlı olabilir.

    María, Hemingway’in romanında sessiz, kırılgan ve yardımcı bir karakter gibi görünse de aslında savaşın gerçek yüzünü gösteren en önemli figür. Onun travması, sessizliği, aşkı ve dayanıklılığı, savaşın kadınlar üzerindeki etkisinin bir özeti. 

    María’yı merkeze alarak Çanlar Kimin İçin Çalıyor’u okumak, sadece bir kadının hikâyesini değil, tüm savaş anlatılarında görmezden gelinen kadın deneyimini görünür kılmak demek. Bir de böyle okumayı deneyin. 

    Henize Nilgün

    H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Yayın yönetmenliği yaptığı Suare Dergi’de ve Bianet’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    SuareMag – Haziran 2025
    SuareMag – Mayıs 2025
    SuareMag – Nisan 2025

    haziran nilgün karataş sırça fanus suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Kitapları

    SuareMag Ekim 2026

    Ekim 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Yazar Tuba Ayşe Özgür’ün, fotoğraf sanatçısı Nihal Gündüz’ün fotoğraflarıyla yer aldığı yeni kitabı Kırık Yansımalar üzerine İstanbul…

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

    Ekim 8, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Yaşayan trompet devi Chris Botti, 17 Mayıs’ta İstanbul’da

    Ocak 22, 2024 Konser

    Sayım Çınar ile kitap dünyası: Yeni kitaplar, tavsiyeler

    Nisan 12, 2025 Kitap
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.