Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » PUSLU GEÇİŞLER
    Melek Toksoy

    PUSLU GEÇİŞLER

    Şubat 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Melek Toksoy

    ​Hepimiz dünyaya yalnız doğarız. Aile, akrabalar, arkadaşlıklar, öğretmenler ve yaşadığımız yerdeki insanlar bizi hayata hazırlar. Aidiyet duygusuna ihtiyacı olan canlılarız. Aidiyet çocukluktan itibaren ruhlarımıza yerleşirse, hayata direncimizin gücü bizi daha yükseğe taşır; aksi durumda içsel yalnızlığımızın gürültüsünde sallanırız.

    ​İşte tam da bu noktada, aidiyet arayışımızla içsel yalnızlığımız arasında bir gerilim belirir. Yetişkinliğe adım attığımızda ise bu gerilimi bir çatışma olmaktan çıkarıp bir uyuma dönüştürmenin mümkün olduğunu fark ederiz. Artık birer birey olduğumuzu kavradığımızda; değerimizi ve kendi sesimizi özgürce duyabilir, kendimize dalarak, keşfederek kendimize ait bir yaşam sürdürebiliriz.

    ​Ancak bu keşif yolculuğu, çoğu zaman kalabalıkların içindeki o derin yalnızlıkla başlar. Muhtemelen yaşanılan bir olay neticesinde de yükselir; bazen yalnız bir adamın ya da zorlanmış bir hayat yaşayan kadının hikayesi verir bize yalnızlıkları ve kalabalıkları.

    Tepeden aşağıya kıvrılan yolda, aşağı yukarı inip çıkan bir insan seli… Birbirleriyle konuşanlar, bağıranlar, telaşla omuz çarpıp bir özür bile dilemeden geçenler ya da suskun, ağır ve önüne dalgın bakarak yürüyenler. Yokuşun düze kavuşup kıvrıldığı yerde, köşedeki bir binanın penceresinden bakan ve o sessiz, başka bir dünyanın fanusundan yürüyenlerin farkına varan Yalnız Bir Adam…

    ​Bir kadına takıldı gözleri; elinde bavulu, sırtında çantası… Kadın da hissetmişçesine ağır ağır başını kaldırdı, penceredeki adama baktı. Birbirlerini gördüklerinden emindiler. Perdeyi çekti. Haftalardır gündüz gece dinlediği plağı bir kez daha koydu:

    ​“Dudaklarımda bir ateş, avuçlarımda alevsin, sensiz yalnız sensiz içim, ilahımsın sevgilim, sen benim her şeyimsin…”

    ​Notalar yanıktır, külleri uçuşur, birkaç fotoğraf onlara karışır…

    ​Kapı çaldı. Arkadaşları ellerinde yiyecek ve içeceklerle, abartılı bir coşkuyla içeri girdiler. Sarıldılar; “Ya üzülme, başka aşk mı yok, unutursun,” dediler. Adam ise hâlâ; “O’nun gibisi yok, ikimizin rengi gibi olur mu hiç?” diyordu. Onlar, karşılıksız bir aşktaki bu inadı anlamıyorlardı. Sıkıntıyla oturdu. Arkadaşlarına cevaplar verdi, güldü, hatta fıkralar anlattı; arada duvardaki saatine göz ucuyla bakıyordu. Gözleri buğulandı. Zaman yayıldıkça yayılmıştı. Nihayet gittiler. Yaranın tadını çıkarırcasına eli pikaba uzandı…

    ​Meltem, ailesinin zoruyla genç yaşta evlendirilmiş bir genç kız… Her iki tarafta bir dolu akraba, okul arkadaşları… Ama sadece annesi ve birkaç arkadaşı onu duyuyor. Kadın kadını anlıyor, ama anlamak yetmiyor. Adam şiddet yanlısı. Meltem şafaklara kadar uyuyamıyor. Atalarının ağıtları kulaklarında…

    ​Şimdi ise dünyanın bir yerinde yaşayan Meltem, şafak vakti apansız uyandı yine. Balkona çıktı. Göğe baktı, doğayı dinledi, bahçesindeki açmış bir çiçeği hissetti. Atalarının fısıltılarını duydu: “Şafak, hislerin en güçlü yaşandığı zamandır,” dediler…

    ​Tekrar uyumayı denedi, olmadı; çayı ateşe koydu. Bavulunu ve sırt çantasını hazırladı. Kendini iyice duymaya ve bir değişime daha ihtiyacı olduğuna hükmetmişti. Trene bindi; gitmek istediği yerleri doğaçlama ayarladı. Başını kompartımanın penceresinden uzatırken saçları özgürce savruldu. Meltem trene binerken, yalnız adam hâlâ kıskaçlarında daralıyordu.

    ​Yalnızlığın acısını, sıradanlaşmasını ve giderek artan umutsuzluğunu yenmek için çıkışı bulmaları ilk başta zor görünen yukarıdaki örnekler; kalabalığı değil, onların içinden uzanacak samimi elleri beklerler.

    ​Meltem; çocuk denecek yaşta evlendirilmesiyle yaşadığı travmalarından, muhtemelen kendine uzanan bir yardım eliyle kurtulmuş olsa da artık güçlenmiş fakat dipten tam silinmemiş, kalbine yapışmış ve kuş olup gitmeyi beceremeyen o derin yalnızlık duygusunu bu defa kendi elini kendine uzatarak yenmiştir. Ait olamadığı yeni bir kalabalığa ölçülü uyumlarla, muhtemelen taviz vererek dengeyi sağlamış ama kendine sesini bu kez farklı yükseltmiştir. Tüm bunları başarmadan önce, zorluklarıyla pek çok kişiyle aynı noktadaydı belki. Yani; kendilerini sevmeye fırsatları olmamış, toplum içindeki çaresizlikleri “ıslak kabullenişlere” evrilmiş olanlarla… Kendini tanımanın, kendine dönmenin, yani kendini seçmenin değerini bulmayı bırakın; aldıkları nefese bile şükredemeyecek kadar buğuludur derin yalnızlığında boğulanların hali.

    ​Tüm bunlar onları istemedikleri bir yaşam biçimine; kasvetli, ait olmadıkları, yabancılaştıkları bir topluma, hatta yanlış insanlarla yaşamaya mahkûm eder. Bazıları ‘yanlış’ da yapar; hatta ciddi yanlışlara sürüklenirler. Bu da insan psikolojisini istenmeyen durumlara kaydırabilir; ahlaki çürümeler ve psikolojik gerilimler içerisinde bir yaşama kadar sürükleyebilir.

    ​Fyodor Sologub’un 1905 tarihli ünlü romanı Küçük Şeytan’ın (Petty Demon) ana karakteri Peredonov da kasvet, psikolojik gerilim ve toplumdan yabancılaşma ruh halini şu pasajda çok iyi yansıtmıştır:

    ​“Sokaklarda ve evlerdeki bu uyuşukluğun ortasında, cennetten bu yabancılaşmanın altında, kirli ve güçsüz yeryüzünde, Peredonov belirsiz korkularla işkence görerek yürüyordu ve yüce olanda da veya dünyevi olanda da onun için hiçbir teselli yoktu. Çünkü, her zaman olduğu gibi, dünyaya ölümcül gözlerle, korku ve melankoliyle kasvetli bir yalnızlıkta kıvranan bir iblis gibi bakıyordu.”

    ​Peredonov’un çocukluğu, muhtemel bir aidiyet ve sevgi eksikliği, hatta şiddetle geçmiş olabilir. Bunu bilmiyoruz; sadece yazarın kendi hayatından esinlenmiş olduğunu kaynaklardan tahmin ediyoruz. Peredonov karakterinin bakış açısından dünya uyuşuktur ve yabancılaşmıştır. Ona ne yüce idealler ne de gündelik zevkler teselli sunar. Etrafındaki her şey (ölüm, yağmur, rüzgâr, ağaçlar) onun içindeki korku ve melankoliyi, dışlanmışlığı, dünyayı bir ‘ıssızlık’ olarak algılamasını yansıtır. Peredonov’un yaşadığı, bir nevi ruhsal ölümdür aslında. İçindeki bu ölüm, “küçük şeytan” metaforuyla ruhsal bir hastalığın portresine dönüşmüştür.

    ​Peredonov karakteri; Meltem’in çocuk yaşta evlendirilmesinden kaynaklı travmasına bağlı derin yalnızlığının ya da penceredeki Yalnız Adamın yalnızlığının edebiyattaki en uç yansımasıdır. Onlar şeytanlaşmamışlardır ama kendilerini yine de Peredonov gibi dünyevi zevk ve ideallerden çekmiş; melankolik, ıssız, umutsuz ve kasvetli bir yalnızlıkta kalmışlardır. Meltem kurtulmuştur. Yalnız Adamın kurtulmuş olması da kendisine bağlı olacaktır.

    ​​Yalnızlığı, muhtemelen kalabalıklar içindeki yalnızlığı anlatan metaforlar zaten hep hüzünlüdür, değil mi? Kısa öykü yazarı V. G. Korolenko, Çağdaşımın Tarihi (1922) kitabında bir pasajda şöyle yazar:

    “Birdenbire; bilinmeyen çocuğun ölümünü, o geceyi, yalnızlığın ve karanlığın melankolisini, yakın zamanda yaşanan ölümün hüznüyle örtülü bu yerin ıssızlığını canlı bir şekilde hissettim… Ve yağmur damlalarının kederli düşüşünü, iniltiyi, rüzgârın ulumasını ve veremli ağaçların acı verici titremesini… Ve zavallı kızın ve sert babasının yalnızlığının korkunç melankolisini…”

    ​Burada Korolenko yalnızlığı ‘Veremli Ağaçlara’ benzetmiştir. Bu anlatım bana genç yaşta evlendirilen Meltem’i tekrar hatırlatıyor. Meltem’in aile yapısını, geçmişini, yaşadığı yeri bilmesek de yaşadıklarının sonucu açıktır. Değiştiremeyeceğine inandığı bir yaşamda, tıpkı bu veremli ağacın titremesinde olduğu gibi, kendine uzanacak güvenli ellere muhtaçtı…

    ​Nitekim Meltem, edindiği yeni tecrübeleriyle bize şunu söyleyecektir:

    “Hayatın o acıklı, bir o kadar da gürültülü sahnesinde; herkesin bir şeyler söylediği ama kimsenin birbirini tam duymadığı, birbirini ve en çok da beni topuklarıyla ezdiği, herkesin beni konuştuğu ama kimsenin benimle konuşmadığı o kalabalıkta yok oluyordum. Tek başıma zordu, destek aldım ve bir şekilde çıktım her şeyi geride bırakarak. Bavulumda biriktirdiğim o yaşadıklarım, kırgınlıklarım, savaşlarım beni dış dünyaya kapatmadı; aksine, kendi içimde daha geniş bir dünya kurmamı sağladı. Başlarda çok yoruldum, epey bir zaman tek başınaydım. Artık hayata dalarak, kendimi duyarak yaşıyorum ve yalnızlığım bir eksiklik değil; bilakis kendi içimde kurduğum kalabalıklarımın, yani yaşanmışlıklarımın bana bir armağanıdır.”

    ​Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerindeki ruh halini hatırlatır Meltem’in bu yaklaşımı: “İnsanın kendi içinde kurduğu o kalabalık, dışarıdaki tüm gürültülerden daha gerçektir.”

    ​Bazı insanlar ait olduğu toplumda kendini rahat hisseder, sahip oldukları onlar için yeterlidir. Fakat bazıları vardır ki sevgiye, arkadaşlara ve aileye sahip olmalarına rağmen, onlara mesafeler koysalar da yine yalnızdırlar. Anlamlandıramadıkları bir boşlukta sallanır; yutar, yok ederler kendilerini. Kuru bir kalabalıktır içlerindeki uyumsuz sesler; boğuşur kalırlar. Ancak yaratıcılıklarını devreye sokarlarsa kendilerini duyar, keşfeder ve bunu gerçekten isterlerse yalnızlıkları bilinçli bir seçime akar. Yalnız Adam bana göre boşlukta sallanan, ilk fırsatta da karşılıksız ya da biten bir ilişkide ısrarla boğulmayı seçen bir karakter. Sonu olmayan, içinde yarattığı ve onu yutan bir kalabalıkta, ancak kendi elini kendine uzatmasıyla kurtulabilecektir.

    ​Kimisi de bulunduğu mahalleye, çevresine uyum sağlamaya çalışırken, aidiyet hissi boşluğunu tamamlarken iç sesini kaybeder. Çevresi kalabalıktır; onların duymak ve görmek istedikleri şekle girer, başı döner ve haliyle kaybolur. Fakat her yolun bir dönüşü vardır. Dönemeçte durursa ilk yapacağı şey, neler yapabileceğinin keşfidir yine. Yıllardır rafta duran bir diploma olabilir ya da çevre değiştirerek en keskin çözüme ulaşabilir. İçsel yalnızlığına ulaşarak bunu huzurla sürdürebilir. Meltem geçmişini aştığı halde, yeni çevresine belki ödün vererek uyum sağlarken iç sesini duymakta yine zorlandı; ama artık deneyimliydi, bu uzun sürmedi ve kendine yeni fırsatlar sundu.

    ​Tüm bu geçişler evrende çok değerlidir. Bebek, çocuk, genç ve yetişkin olarak sürdürdüğümüz bu yaşamımızı; değerimizi keşfederek, sınırlarımızı ve koşullarımızı aşma gayretimizle, kendimize olan vicdani sorumluluklarımızla daha konforlu sürdürebilmeyi başarmak ne iyi olurdu.

    ​Kendine kalabalık olabilmek, kendine ses olmak, kendine öyküler yazabilmek… O öyküler; sofralar kalabalık olursa, hayata karışırsan, trene atlayıp başka kültürlere merak duyarsan, döndüğünde benzersiz bir mutluluk ve derinlik kazanmış olacaksın. Yaşanılan hayatın kazandırdığı yalnızlığı duymak, dinlenmek…

    ​Kalabalıklar ihtiyaçtır. İçsel yalnızlığımızı dengeleme ucudur; ahenkle, terazimizle… İçsel yalnızlığımızın terazisinde kalabalıklar ağır bir kefedir belki; ancak dengeyi sağlayacak olan, kişinin kendi iç sesidir, yani en değerli tartısıdır. Kurtuluşumuz yine kendimizdedir. 

    ​

    Melek Toksoy, Antalya doğumlu. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okudu. Turizm ve otelcilik alanından emekli oldu. Yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldı; insanlar, hayvanlar, doğa her daim ilgisini çektiğinden, sandığından günlük ve karamalarını çıkartarak  yazın hayatına başladı. Beş kolektif kitapta öyküleri yer aldı, çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. 

    DİĞER YAzıları oku

    melek Toksoy suaremag yazar

    Related Posts

    SuareMag Nisan 2026

    Nisan 7, 2026 Manşet

    BEYAZ LEKE

    Nisan 3, 2026 SUAREMAG

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ADALARDAN BİR YAR GELİR BİZLERE 

    Nisan 1, 2026 Gönül Yasemin Ölmez
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    VBKY ‘Zamanın Olmadığı Bir Evren’i yayımladı

    Şubat 10, 2025 Kitap

    Hamam: Türk hamam kültürüne ışık tutan kitap

    Şubat 27, 2025 Kitap

    İKİ KÜÇÜREK: KÜÇÜK İDAMLAR & ÖYLESİNE BİR AKŞAM

    Ocak 1, 2026 Demet Çaltepe
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.