Zahide Guliyeva
Benim adım Sahra. Ne kadar güzel bir sesleniş olursa olsun, kendi sesimden başka bir ses duymadım bu yalnızlığımda. Hayatım boyunca tek bir hedefim oldu: Yeşillenmek, büyümek; kuş seslerine, su seslerine, dalga seslerine boğulmak… Bunlardan mahrum geçti ömrüm. Bir türlü bu istediğim coşkuya, istediğim aşka, istediğim ufka kavuşamadım.
Herkes bana bir tohum atıp gitti. Kimileri önce o kaba ayaklarıyla girdi ve şöyle kabaca bir tohum attı. Kum tanelerimin içine işlemedi. Öyle yüzeysel bir tohum… Tutmadı tabii ki. Arada bazıları geldi, tohumun üzerine bastı. Tohum, üzerine basıldıkça kumların arasında karıştı. Yine de tutmadı. Gökyüzünde yağmur, yeryüzünde toprak ve bedenim kumlarla kaplı… Kim ne kadar tohum atarsa atsın, tohum toprağı bulamıyor, suya ulaşamıyordu. Bedenim yeşermiyordu.
Yıllar yılları kovaladı. Gelen giden azaldı. O üzerime tohum atıp basanlar artık gelmez oldular. Ne de olsa üzerimde durmak zordu. Her yer kavruluyordu. Yalnızlık adım gibi yapışmıştı üzerime.
Kum tanelerim yalnızlık içerisinde birbirleriyle dost olurken o kadar sıkı tutunmuşlardı ki parçaladılar birbirlerini. İlginçtir, birbirlerini parçaladıkça toprağa dönüşmeye başladılar. Parçalandıkça toprak oldular ve toprağın içinden su çıktı.
Ne gökyüzünden ne yeryüzünden ne rüzgârdan ne yağmurdan fayda vardı. Kum taneleri parçalandıkça topraktan su çıktı. Su çıktıkça bir tohum lazım oldu bu toprağa.
Suyun sesini işiten gelir oldu. Önceden ayak basmayanlar sıraya girip ayak basmaya başladılar. Tohum bu sefer ayaklarında değil, ellerindeydi. Dört bir yanıma tohumlar serpildi. Tohumlandıkça daha çok parçalandım. Çünkü parçalandıkça toprağım suya karışıyordu. Ve şimdi bir tohumu içimde barındırmak için daha çok parçalanmam icap ediyordu.
Ben parçalandım. Tohum büyüdü. Ve ilk doğurduğum tohuma Nehir ismini koydum. Bu nehir sayesinde bir daha hiç kurumayacaktım. Hatta o kadar ki su aktıkça üzerim çamur olacaktı. Razıydım.
İlk tohum ne kadar sancıyla büyümüş olursa olsun, kum tanelerim parçalanırken canım ne kadar yanmış olursa olsun, bu harika bir yolculuktu. Öyle ki acıdan besleniyordum. Ne kadar acı çekersem o kadar mutlu oluyordum. Ve nihayet ikinci tohumumu da tuttum. Adını Deniz koydum. Artık bir çöl değil, koca bir deniz dalgası olmuştum. Ne etrafımda kuraklık ne üzerimde çamur… Masmavi bir sudan ibaret kocaman bir denizdim ben.
Deniz olduktan sonra durur mu bu coşkun su? Her yeri kaplamayı hayal ettim. Kuraklıktan o kadar uzaktım ki artık geriye dönmeyi asla düşünemezdim ve küçülemezdim. Daha çok büyümeye karar verdim ve üçüncü tohumuma Okyanus adını verdim. Üzerimde masmavi bir gök ve ben de artık masmavi bir okyanus idim.
Ve şimdi koca bir okyanusum. İçimde devasa dalgalar… Kıyılara vuran, kayaları yalayan dev dalgalarla koca bir okyanusum. Güneşle kavgalı değilim artık. Toprağa hasret değilim. Yeşili umut eder gibi beklemiyorum. Yeşil de benim içimde, mavi de… Güneş ayrılmıyor asla üstümden. Ben devasa bir okyanusum; dalga dalga büyüyen.


