M. Şule Akçay
Fakülte koridorunda Efe ile Mert karşılaştı.
“Yine mi kütüphaneden çıkıyorsun?” diye sordu Efe.
“Sınav var haftaya,” diye yanıtladı Mert.
“Derste pürdikkat dinliyorsun zaten. Dinlediklerini de hemen unutmuyorsun ya. Hafıza kaybın mı var yoksa?”
Mert bir an durdu. Efe hemen ekledi. “Şaka şaka, hemen bozulma.”
Mert güldü. Etraftakiler de güldü. “Yok ya, ne bozulacağım.”
Akşam kütüphanede aynı paragrafı üçüncü kez okuyordu Mert. Bir süre kitabı kapattı.
“Acaba gerçekten fazla mı çalışıyorum? Çabuk mu unutuyorum?” diye düşündü. Sonra başını salladı. “Saçmalama.”
Ertesi hafta sınav sonuçları açıklandı; Mert en yüksek notu almıştı. Baba parasıyla okuyan bunca öğrenci arasında sivrilmek zorundaydı. Tam burslu okumanın hakkını veriyordu.
Efe koridorda onu görünce seslendi. “Tebrikler, Einstein!”
Mert karşılık vermeyince Efe konuşmaya devam etti. “Bir insan bu kadar çalışıp hâlâ bizimle aynı fakültede olabilir mi?”
Gruptan kahkahalar yükselince, Efe durmadı.
“Yurtdışı eğitim imkânlarını zorlamaya ne dersin?”
“Evet, Mert bizi terk ediyor!”
Herkes bu fikri alkışladı. Mert gülümsedi.
“İyi akşamlar,” derken çantasını omzuna takıp gruptan uzaklaştı Mert.
Efe arkasından bakarken seslendi. “Oğlum, şaka yaptık sadece.”
Kimse cevap vermedi. Birkaç hafta sonra Mert’in proje sunumu vardı. Sunum bittiğinde sınıf sessizdi.
“Oldukça kapsamlı hazırlanmış. Kaynakları da iyi kullanmışsın,” dedi hoca.
Efe hemen elini kaldırdı. “Hocam, ben bir şey söyleyebilir miyim?”
“Söyle.”
“Mert’in sunumunu dinledikten sonra artık profesör olmaya hazırım. Konuyu bütün ayrıntılarıyla öğretti bize.”
Kahkahalar yükseldi, Efe de güldü.
“Mert, bundan sonra sunumlarını ücretli yap. Bizim eğitim bütçemizden sunumlarına kaynak aktaralım, bu iş parasız yapılmaz.”
Mert dudağının ucuyla gülümsedi. Bu kez kimse onun gerçekten gülüp gülmediğini anlamadı.
Daha sonra fakülte çapında yapılan araştırmanın sonuçları açıklandı; birinci yine Mert’ti.
Kürsüdeki öğretim üyeleri onu kutladı. Günün hatırası için bir ödül plaketi de verdiler. Anı fotoğrafları çekildi. Okul gazetesine haber konusu olacaktı. Efe kalabalığın arasından seslendi yine.
“Aman dikkat edin! Mert’in başarısı bulaşıcıymış. Yanında fazla durursanız siz de çalışmaya başlayabilirsiniz!”
Kahkahalar.
“Herkesin bir kaldırma kuvveti var. Mert’e özenirseniz yetişemez, çökersiniz!” diye sözlerini sürdürdü Efe. Daha büyük bir kahkaha koptu. Mert de güldü. Ödülünü aldı. Eve gidince masanın üzerine hâlsizce bıraktı. Ödülün mutluluğu bile kursağında kalmıştı. Başarılı olmak bu kadar küçümsenecek bir durum muydu? Uzun süre baktı. Sonra ilk kez açıkça düşündü.
“Ne yaparsam yapayım, burada benimle her zaman dalga geçilecek.”
Sonraki günlerde Mert sınıfta daha az konuşmaya başladı. Bir soru soracakken vazgeçti. Sunum yapmak istemedi. Bir hocanın söylediği yanlış bir bilgiyi fark ettiğinde elini kaldırmadı. Arkadaş grubundan uzaklaştı. Bunları başka türlü yorumlayan Efe, bir gün yanına geldi.
“Ne oldu sana? Eskiden daha eğlenceliydin.”
Mert sustu.
“Âşık mı oldun yoksa?”
Mert başını kaldırdı.
“Açılmaya cesaretin yoksa sana yardım edebilirim. Kim bu şanslı?”
“Eskiden eğlenceli miydim?”
Efe güldü.
“Ya takılıyorduk işte. Hepimiz de gülüyorduk.”
Mert, tek kelimelik bir soru sordu.
“Şimdi?”
“Şimdi yüzünden düşen bin parça. Bize eskisi kadar malzeme vermiyorsun.”
Mert bir süre yere baktı.
“Farkındayım.”
“Âşık mısın?”
“Ben kim, âşık olmak kim?”
“Ee?”
“Bir şey yok.”
Bir süre sonra Mert, önemli bir sunumu yetiştiremedi, üstelik vize notunu belirleyecek olan sunumdu.
“Mert, senden böyle bir şey beklemiyordum,” dedi hocası.
Mert başını öne eğdi. Sunumdan başarısız oldu.
Efe bunu duyunca alışkanlıkla yine şaka yaptı.
“Nihayet insan olduğun ortaya çıktı!”
Mert bu kez gülmedi.
“Ben zaten insandım.”
Efe sustu. İlk defa söyleyecek bir şey bulamadı. Birkaç gün sonra Efe koridorda Mert’i gördü.
“Nerelerdesin ya? Üç gündür yoksun.”
“Kaydımı sildirdim.”
“Ne?”
“Okulu bıraktım. Babama köyde yardım etmem gerekiyor zaten.”
Efe birkaç saniye ona baktı.
“Bu kez şaka sırası sende galiba.”
Mert cevap vermedi.
“Dalga geçiyorsun benimle.”
“Hayır.”
“Ama neden?”
Mert uzun süre düşündü.
“Dedim ya, babamın gücü yetmiyor, bana ihtiyacı var.”
Efe şaşırdı.
“Nasıl? Bölüm birincisi olduğunu baban bilmiyor mu? Seni nasıl okuldan alıkoyar?”
“Aksine bu kararımdan caydırmak için paralandı adamcağız. Ama her gün biraz daha okula gelmek istemedim. Sonra bir gün hiç gelmek istemediğimi fark ettim.”
Efe’nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Benim münasebetsiz şakalarım yüzünden mi?”
Mert sustu.
“Dalganın ayarını fazla mı kaçırdım?”
Bir an durdu.
“Şaka yaparken kaka mı yaptım yoksa?”
Mert ilk kez hafifçe gülümsedi. Ama başını iki yana salladı.
“Sadece senin yüzünden değil.”
“O zaman?”
“Sana eşlik eden bütün arkadaşlarım… Aranızda yerim olmadığını fark ettirdiniz bana. Hepiniz birlikte eğitimin önemsizliğini hissettirdiniz.”
“Ya Mert, biz sana arkadaşça takılıyorduk sadece. Hepimiz seni seviyoruz, gıptayla izliyoruz” dedi Efe. “Sen de benzer karşılık verseydin, tembelliğimle dalga geçseydin keşke. Ben alınmazdım. Sana zarar vermek aklımın ucundan bile geçmedi.”
Mert çantasını omzuna alırken, “Biliyorum” dedi.
“O zaman neden bu kadar ciddi bir karar aldın?”
Mert kapıya doğru birkaç adım attı. Sonra durdu. Konuştu.
“Çünkü siz dalganızı geçerken ben de kendimi aşağılamaya başladım. Başarının gereksizliğini anlattınız bana. Her horoz kendi çöplüğünde ötermiş.”
Efe sustu. Mert devam etti:
“Onaylanmamak çok zor geldi. Ayrık otuydum burada. Temizlenmiş oldu ortam,”
derken çantasını düzeltti. “Şaka sizin için orada bitti. Benim içimde devam etti, büyüdü. Gerçekle yüzleştim sonunda.”
Ve gitti. Efe arkasından baktı. Bu kez gülmedi.


