Kenan Doğru

Biliyorum. Zaman yönünde bir kasırga, soğurdu nektarını sevinçlerin. Çekildiğinde için, bildin ne kadar küçük olduğunu. Kaybolduğun evreni, fark etmedin bile. Sihirli bir taneydin, minyatür bir kayık oldun sonunda. Ama doyamadılar. Bir zamanlar sütünü içenler, şimdi de kemirmek istiyorlardı gözlerini. Bir yılan gibi, dil uzatmışlardı suda yeşeren tomurcuklarına. Bulsalardı kış uykusuna yattığın yeri, kristalleşmiş masumiyetin tozlarını serpiştirirlerdi çoktan göklere. İştahları kabaran aç kuşlar, inerlerdi toprağına kuşkusuz o vakit.
Yaşama yoksa başka vereceğin, tohumlarını dök eteklerinden o zaman sen de. Bir kibrit çöpünü, alevi bile aydınlatmaz mı karanlıkta!
Soğuktu hep dışarısı, koyu lacivert. Kapalıydı yollar. Çünkü kanunları vardı renksiz tepelerin, aşılamaz yüce kanunlar. Yine de kurallar daha sinsiydi, görünmezdi onlar. Özgürlük mü? Uzaktan karşılaşmalardı kaderimiz. Eski bir kayığın müdavimleriydik ikimizde, dolaşırdık kıyılarımızda her vakit. Gelgitler, martı sesleri, deniz kokusu. Eskiyen günlerimiz, yosun tutmuş kabuklarımız. Her şeye rağmen, rastlaşmalara yelken açan içimizdeki o Tiran tutku! Üzerine yazılası hüzünlü bir masal. Ben ve sen, biz veya siz ya da onlar.
Biliyorum. Dokunacak güneş tenimize, kurutacak göz yaşlarını sonunda. Parmaklarından uzayan saçaklar, saracak korlaşmış tortullarını. Sürüneceksin derinlere, çatlayacak tohumların, renklenip filizlenecek. Ve gök yüzüne dokunduğunda, ayazdan donacak rüyaların. Yorulacak dev gövden, yer arayacak köklerin. Az gidip uz gideceksin; kızgın bir taş bulacaksın sonunda oturacak. Aşırı denizlerden, biri çıkagelecek o gün. İyinin ve kötünün ötesinden sana suyu getirecek.
Tan vakti, özgür ruhu arayacaksın o suyu içtiğinde. Damarlarında kan dolaşan, yaşayan bir ruh! ilk kez duyacak kulakların, görecek gözlerin perdesiz. Merak edeceksin her bir tılsımını anın. Dokunmak isteyeceksin bam teline gökkuşağının. Sis perdeleri sonunda pes edecek karşında. Yıkılacak anların arasına giren duvarlar. Işık saçacak tomurcukların, delecek siyah bulutları.
Bir yağmurcanın güzelliği çıkacak karşına o zaman! Yansımanızı göreceksin aranızdaki akan nehirde. Yakacak köprüleri hatıralar, gözlerinle dalacaksın o nehirde sonsuzluğa. Kaybolduğunu görenler, itiraf edecekler kulaktan kulağa. Çığırışlar duyulacak sular yükseliyor diye. Ama o gamzelerin, hiç fark edilemeyecek. Ne güzel de kıvrılacak öyle, sessizce; o karanlık ormanının dehliz hatıralarında, biliyor musun?
Oraya gittiğinde çıplak dağların eteklerini giy üzerine. Güneşi ol karanlık köşelerin! Yumuşasın karlar, taçlansın yüzünde purpura benekler. Dalgalar gibi kıvransın, düşsün omuzlarına salkımların. Gümüşi bir gece vakti düş toprağına. Bir tay gibi kıvrılsın belin, süzülsün saçakların arasından. Adımlarını bir geyik gibi huzurla at derinlere. O derinin, yumuşacık elleri, ateş yakan toz pembe gözleri… Onları gördüğünde, eğil! Seni gördüm de onun yerine henüz gün doğmadan.
Kırağı, her bir tutamını sarmalayacak o zaman ilkbaharda açacak kederlerimizin. Saracak içimizdeki boşluğu bir tutam toprak kokusu. Yoksa… Yoksa şafak mı doğacak, ayaklarımızın altında…
Evet. Yağmurlar yağacak üzerine. Islanacak ateşin, yanacak suyun. Dilsiz bırakacak, alacak gözlerini senden kulakların. Çiğ taneleri düşecek koynuna her gün, karışacak acı toprağına. Biliyorum. Bir gün gene açacak çiçekler.

Kenan Doğru, Ardahan’da doğdu. İstanbul’da yaşıyor. Uluslararası bir firmada yönetici olarak çalışmakla birlikte, küçük yaşta tutku edindiği yazı alanında üretmeye devam ediyor. “Sapien Hislerim” adlı deneme aforizmalar kitabının yazarı olan Doğru’nun çeşitli mecralarda yayımlanmış pekçok öyküsü bulunuyor. Mühendislik eğitiminin ardından yüksek lisansını tamamlayan Doğru, şimdilerde İstanbul Üniversitesi “Felsefe” bölümünde eğitimine devam ediyor. Aynı zamanda ilk romanı ile okurlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.


