Buğra Kaleli
Sınav: Üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü sınavda hangi doğrumu feda ediyorum? ‘Ne önemi var! Sayısal bir değer işte’ diyebilirsin. Ben öyle düşünmüyorum. Belki sorunun ilk birkaç kelimesini görür görmez ulaştığım, beni en mutlu eden doğruydu. Ya da bulmak için zihnimin en ulaşılmaz yerlerine gitmek zorunda kaldığım… Ne olursa olsun zaiyat verilen o ‘Doğru’ benim için önemliydi. Hangi doğruyu kaybettim?
Karahindiba: Çimlerin arasından yukarı başını uzatmış bir şey gördü çocuk. Yaklaştı. Eğildi. Üzerindeki beyazlığa dokundu dikkatlice. Sonra gövdesinden kavradığı gibi topraktan ayırdı. Dudaklarını büzüştürüp üfledi. Her yere uçuşuverdi tohumlar. Rüzgârda salınışlarını izledi. Gövdeyi bir hiçmişçesine yere bıraktı. Halbuki, günlerce sarıp sarmalamıştı tohumları sarı taç yapraklarıyla. Tohumlar büyüyünce onlara vermişti her şeyini. Şimdi zemindeki sayısız karahindiba dostunu şu anki hallerine özenerek izliyordu…
Pompacı: Aracınız varsa ve istasyon konusunda bağlılık yaşıyorsanız bir pompacı sizin için tanıdık haline gelebilir. Peki bu pompacı tatil beldesine ulaşmadan önceki son istasyonda çalışıyorsa? Kumsalda yudumlayacağın içkinin ve açık büfede seçeceğin yiyeceklerin hayalini kurarken, o bu hayale gidebilmen için yakıtını doldurdu kısa bir süre. Bir adım ötesinde, insanların aylarca beklediği sıkıştırılmış çılgın günler yaşanırken, o rutinini devam ettirmekle meşguldü. Alacağın yakıt miktarını söyledin. Belki tuvaletin yerini sordun. Fişini alırken teşekkür ettin ve bitti. Bir daha hatırlanmamak üzere orda bırakıldı tatil beldesine yakın istasyonda çalışan pompacı.
Sirrus Bulutları: Topraktaki çatlaklar bu mesafeden bile seçilebiliyordu. Yağmur bekliyordu yeryüzü. Rüzgârlı ve kuru bir havadan sonra oluştu sirrus bulutları. Gökyüzüne atılmış belli belirsiz fırça darbeleri gibiydi. Ne tam pamuksu yüzeyi ne de mavilikle iç içe geçmiş saydamlığı vardı. Yağmur taşımıyordu içinde. Arkasından gelecek hava değişiminin habercisiydi. Öylece, süzüle süze kaybolup gitti.
Kırılmamış Antep Fıstığı: Emekli amca paraya kıyıp akşamki maça yancı yaptı fıstıkları. Normalde yarım kilo çekirdek alıp bitene kadar durmadan çıtlatırdı. Bu maç yarı final mücadelesiydi ve Antep fıstığını hak ediyordu. İki yüz grama yetmişti parası. Kuruyemişçi kızın ‘Abi. İki yüzü biraz geçti. Olur mu?’ sorusunu belli belirsiz bir ‘Hayır’la cevapladı. Kanepesine kuruldu. Poşeti açtı. İştahla fıstıklarını yerken bir tane kırılmamış denk geldi. Dişi ile biraz zorlasa da kabuğu çok sertti. Önündeki sehpanın üzerine koyup diğerlerini yemeye devam etti. Şansına başka kırılmamış fıstık yoktu. Tek sorun tuttuğu takım yenilmişti. Maç bitince ortalığı topladı. Sehpa üzerindeki fıstığa baktı. Kırıp yemeye üşenip çöpleri topladığı poşetin içine attı. Fıstık, içerisindeki gizli kalmış lezzetini kimseye tattıramadan çöp kamyonunun kara deliğinde kaybolup gidecekti…
Çay Tiryakisinin Evindeki Filtre Kahve Makinesi: Evine en yakın kafe sadece karton bardakla servis yapıyordu. Cebinde taşıdığı ince bellisini masaya koydu. Orta boy karton bardaktaki çayı dikkatlice bardağına doldurdu. Tam tamına üç bardak çay çıkıyordu. Üçüncü bardağı yudumlarken karşısındaki sandalyeye bir kadın oturdu. Sohbeti ince belliden açtı. Sonra kendi kahve bağımlılığından bahsetti. Bizimki hiç oralı değildi. Yalnız; kadının gamzeleri çok güzeldi. Bu durum bir dahaki siparişinin kahve olmasını sağladı. Akşam olduğunda kadını evine davet etti. Kadın, hoş bir jest yapma amacıyla yol üzerindeki züccaciyeden bir filtre kahve makinesi aldı. Bu, adamın ev hediyesiydi. Kapıdan girdikleri an tenlerinde kaybolan iki insanın ardında, ayakkabılığın önüne bırakılmış filtre kahve makinesi kutusu kaldı. Kutu zamanla mutfak dolabının içine taşındı. Sonra dolabın en üstteki kullanılmayan rafına… Kutu hiç açılmadı. Bir süre sonra kadın da eve hiç uğramadı…
Duş Başlığı: Telefondaki müteahhitti. Binanın iskanı alınmıştı. Artık yeni evine taşınabilirdi. Çok beklemişti bu anı. Bahçeli evi ile vedalaşıp iki daireye anlaştığı alışverişten pek mutlu olmasa da soğukta ağrıyan kemikleri aksini söylüyordu. Alttan ısıtmalı, tertemiz ev. Uzun bir süre oğlunun yanındaydı. Artık o da sıkılmıştı her daim babasıyla yan yana durmaktan. Sonuçta İç Anadolu ailesiydi. Babaların yanında pek de rahat davranılamazdı. Eski eşyaları kamyonete yüklettirdi. Az miktarda eşya yeni eve üstünkörü yerleştirildi. İş bitince banyoya girdi. Duşakabinin cam kapısını araladı ve duvara sabitlenmiş, yüksekçe duş başlığını gördü. Geriye döndü. Elinde oturak, kova ve maşrapa ile duşakabine girdi. Musluktan akan sıcacık su kovayı doldurdu. Maşrapa ile başından aşağı suyu boca etti. Duş başlığı ev sahibinin buruşmuş tenini seyretmekten başka bir iş yapamadı. Halbuki on iki fonksiyonuyla müteahhidin tüm dairelere hevesle taktırdığı yetenekli bir aletti. Müteahhit, inşaatın yapım sürecindeki pinti tavrını sadece onu alırken göstermemişti. Paraya kıymıştı. Bir ara yanlışlıkla su aşağıdaki çeşmeden duş başlığına hareket etmişti. Aniden yüzü-gözü ıslanan adam bulduğu en orijinal küfürleri sıraladı. Bu, duş başlığının çalışır halde olduğu tek andı.

Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimi Ankara’da tamamladı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’ndan mezun oldu. MEB bünyesinde Sınıf Öğretmeni olarak atandıktan sonra sırasıyla Şırnak, Mardin, İstanbul ve Konya’da görev yaptı. 2022 yılında Selçuk Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon bölümünü kazanıp örgün eğitime başladı. 2025 yılında Pötikare Yayınları’ndan ‘Bir Dileğe Yolculuk’ ve MSE Yayınları’ndan ‘Pampas’ isimli kitapları basıldı. Öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanıyor. Halen Konya Karatay Yavuz Selim İlkokulu’nda Sınıf Öğretmeni olarak görev yapıyor. Evli ve bir çocuk babası.

