Melek Toksoy
Bu akşam evimde yeni yılı karşılıyoruz. Annem, babam, aile dostlarımız ve birkaç arkadaşımı davet ettim. Yeni işimde artık kadroluydum, kendi evime taşınmıştım bunları kutlayacaktık. İş bölümü yaptık, bana düşen ana yemek ve zencefilli kurabiyeler. Kestaneli pastayı annem yapacaktı. Ailemden gelen bir gelenek olduğu için kadınlar uzun elbise, etek; erkekler de takım giyecek. Herkes şık olmalı.
Tatlı bir bekleyişteyim. Geri sayıma yaklaştıkça insan kaç yaşında olursa olsun yürüdüğü yıl içindeki hayatını, kendini sorguluyor. Sanki Külkedisi’nin aslına dönmesinin tersine, tam gece yarısı, her şey geçmişte kalacak, yenileneceğiz, yaşasın yeni sayfalar modundayım. Yemek boyunca halı pistimizde arada dans edeceğiz. Hatta ben vals yapalım, diye de ısrarcı oluyorum ve herkes deniyor, çok eğleniyoruz.
Yeni yıl heyecanım Aralık Ayı kapıdan başını gösterdi mi, başlar. Bu akşama kadar geçen o bir ayın keyfini pek severim. Kendimi de ister istemez sorgularım, aslında iç sesim susmaz. Sokakların, evlerimizin süslenmesi, mağaza dekorları ile başlayan serüven aslında hayatımızın bu döneminde tazelenen bir Umut Arayışı Seremonisidir, bana göre.
Yeni yıl; insanların ortak zaman diliminde buluştuğu, dünyanın umut ve dileklerini en canlı tuttuğu bir dönem, sizce de öyle değil mi? Mesela; dünya her ne kadar iyiye gitmiyor desek de en azından daha iyiye gitsin diye şekilleniverir dileklerimiz. Gerçekleşmemiş umutlarımızı, özellikle bizi yaralamış olan her ne varsa onları atarız, vazgeçeriz, kendimize sözler veririz, bazılarını ise yeni anlamlarla yenileriz. İnsan umutla yaşar, dış sesi inkâr ettiği anlarda bile iç sesi derinden daima bir arayıştadır. Bu arayışın içeriği konusu ne olursa olsun, amacı mutluluk hatta huzuru bulmaktır.
Bu umut arayışı seremonisi, bir yolculuk hatta bir serüvenin başlangıcıdır. Bu serüvende dileklerimiz, ya da hedeflerimiz nedir, birincil derecede ihtiyaçlarımızdan mıdır, doğru zaman mı diye sorgulayıp karar verip başlar, yani bu yolculuğu planlarız.
Aristoteles diyor ki: “Mutluluk, yaşamlarımızın, ruhlarımızın işini akıl ve erdeme uygun olarak yönlendirmekten ibarettir.” Ve ekler; mutluluk uzun süreli eğitimle elde edilebilir, çünkü erdemleri edinmeyi öğrenmek, yani denge, istikrar sağlanana kadar erdemler ve kusurlarla çalışmak, çabalamak gerekir ki bu bizi karakterize eden, insan olarak ayıran ve insan olma hakkını hak etmemizi sağlayan yetenekleri, erdemleri geliştirmemizi, mutluluğa ulaşmamızı sağlar.”
Yeni mottomu tam da açıklıyor Aristoteles. Düşüncelerimize kararlarımıza irademiz ve istikrarımız hakkıyla eklenirse ve ilerlerken edindiğimiz bilgileri de değerlendirirsek, umut dolu bir bekleyişe doğru ilerleriz. Heyecanlı ya da gerilimli olacak ama arzularımız hala mantıklı geliyorsa, sabır ve sakinlikle yaşanırsa, bu süreç iyi bir sonuca doğru akar gider. Tabii hayal kırıklıklarına da hazırlıklı olmalısınız ve baştan kendinize sormalısınız; olası bir kaybedişi kaldırabilecek miyim? Ama unutmayınız her arayışın sonucuna giden yol aynı zaman da bir tecrübedir. Bu da bir hediyedir. O nedenle vaz geçmeyiniz. Arzularınıza ulaşma yolunda muhakkak yeni ve eski deneyimlerinizi süzüp, kalanları harmanlayacaksınız. Sonrası sizi eşsiz bir bekleyişe sürükleyecektir.
Mutluluk ve nihayetinde huzura götürecek arayışlarımız ve dileklerimiz bazen de bize imkânsız görünür: İşte o zaman; Lao Tzu der ki, “Hiçbir şeyden, bir şey” doğar.” Bu da bize kararlılık, çaba ve iradenin önemini bir kez daha hatırlatır.
Bu inançla başlar ve devam ederseniz o yolculuk o bekleyiş süreci bitince artık umut arayışlarınız mutluluğa dönüşmüştür, ya da daha güçlüsünüzdür.
Kurabiyelerimi bitirip eti fırına yerleştirdim. Salona geldim. Kendime iki ayrı renkte minik kutular hazırladım. Kapaklarında ana renkleri maviyle buluşmuş çizgili kabartma fiyonkları var. Bu, kimsenin bilmediği kendimce bir geleneğimdir. Küçük kağıtlara yeni anlamlarla umuda bezediğim gerçekleşmemiş dileklerimi ve yeni arzularımı yazdım kutulardan kırmızı olana yerleştirdim. İşimde yükselmek istediğimi yazdım. Kendime daha çok vakit ayıracaktım, geç kaldığım Rusçamı geliştirecek, İtalyanca öğrenecektim. Dantel bir keseye koyarak ağacın tepesine astım. Karşıdan şöyle bir baktım. Beyaz kese içinden bile pırıl pırıl yansıyordu ağacın yanıp sönen ışıkları arasından.
Diğer kutunun gövdesi griliydi. Küçük not kağıtlarına gerçekleştiremediğim umutlarımı hatta şaşkın hatalarımı kodladım. Açık açık yazmadım yani, olur da birinin eline geçerse diye. Şaşkın hatalarım derken; aylardır beklediğim bir seyahatimi uyuyakalarak kaçırdım! Bazı hedeflerimi de otobüs bekler gibi ayağıma bekledim. O otobüsün gelmeme ihtimalini bile bile. Sırf çabasızlığımdan ya da fırsat anlarını değerlendiremediğimden, olabilecekken olamamışlarım vardı ve hayatın gidişatından bundan sonra da gerçekleşemezlerdi zaten. Bir kahkaha attım kendi kendime, bu kodlar karmaşık olacaktı ama neyse ki onlarla zaten vedalaşıyorum, diye de hatırlattım kendime. Gerçekleşmemiş Umutlar Kutucuğumu avucumda okşayarakevin arka taraftan çıkış kapısının bitişik duvarındaki nişe yerleştirdim. Gece yarısı onun bir şekilde eski yıla karışması için doğa ile buluşmasını sağlayacaktım.
Döndüm, mutfağı kontrol ettikten sonra, masadaki eksikleri tamamladım, dekorlarıma göz attım. Mumun aleviyle dönen meleklerim, ayakları altındaki pirinç çanlara vuruş yapıyorlardı. Yeni yıl çiçekleri kokinalar evin birkaç yerinde pamuktan kar örtüleriyle vazolarında, rengarenk balonlar şişirilmiş hafif esintilerle nazlı çiçekler gibilerdi. Şöminenin notaları çıtır çıtır dolduruyordu salonu. Kozalaklar turuncu kahverengi kızıl renklerinde, kütükler yandıkça çöküyordu diğeri üzerine. Bir mola verecektim kendime, hak etmiştim. Mutfağa yöneldim. Taze demlemiş olduğum çayımı hazırladım, oturdum ateşin karşısına. Dizlerime kardan adam motifli battaniyemi örttüm. Çayımı yudumlarken kalbim huzurluydu, odanın fotoğrafını çekiyorduk.
Bakışlarım odada gezinirken, boynunda atkısı kocaman kardan adam balonum bana bakıyordu. Hafif bir esintiyle sallandı eliyle başı üstüne denk gelen fotoğrafları işaret etti. Gülümsedim, göz kırptım ona. Ah anılar, diyorsun, değil mi? Kalktım pikaba ünlü besteci Johann Strauss’un Mavi Tuna valsini koydum. Döndüm fotoğraflara hayranlıkla uzun uzun baktım, sonra birini seçtim aldım, oturdum koltuğuma. Bak, yıllar önce de olsa, pek çok yıllarımı hâlâ taçlandıran en kıymetli anım var burada, diye konuştum kardan adam balonuma. Bir süre elimde fotoğraf, hayatıma renk katma arayışına girdiğim bir döneme kaydım. Kalbimi neşelendirecek, keyif alacağım yaşamıma ahenk katacak bir arayış ruhundaydım o vakitler. Bir gün piyanoda çalıyordum, Mavi Tuna valsini. Müziğin kucağında hayalimde dans ediyordum. Kalktığımda hemen internetten araştırmalara başlamıştım. Amacım Vals gecesine izleyici olarak katılmaktı. İki elimle tuttuğum fotoğrafa baktım…
Viyana’da vals gecesindeydim. Eteklerim zarif kıvrımlarla uçuşuyor, partnerim belime sarılmış başımda tacım dirseğime kadar beyaz eldivenlerim, dönüyoruz…
“Günümüzde Viyana Valsi, dakikada yaklaşık 180 vuruşluk bir ritimle ve sınırlı sayıda hareketle dans edilmektedir: adım değiştirme, tereddüt, havada asılı kalma, geçiş değişiklikleri, doğal ve ters dönüşler, merkeze doğru hareket etme ve kontraçeke giden dönüş (Fleckerls)…” diye anlatıyordu dans hocamız son provada. Annem dışarıda bekliyor, arada camdan bakıyordu. “Evet, hanımlar beyler! Tamam” diye ellerini şaklatarak bitişi haber veren bu incecik adam “akşam saatinde buluşmak üzere dağılabilirsiniz,” dedi ve çıktık doğru konakladığımız yerlere. Annem benimle aynı heyecanda koşturuyordu, banyo ve saç yapımı, giyinme anca yetişirdi. Zamanın içinden koşarak kırmızı merdivenlere ulaşmıştık. Annem üç sıra incisi, yüksek topukları vakur duruşu ile elinde dans kıyafetim merdivenleri çıkarken bir yandan bana pırıl pırıl bakıyordu. Çantamı uzattı burnumdan öptü, elinde davetiyesi o salona ben kulis arkasına geçerken ayrıldık. Heyecanlıydım. Partnerim karşıladı beni, yakışıklıydı, heyecanımı bastıracak nazik cümleler sarf etti. On beş ayrı ülkeden başvuru sonucunda kabul edilmiş, on yedi – yirmi iki yaş arası on sekiz genç kız ve erkeklerden biriydim. İzleyici olarak gitmeye çabalarken, araştırmalarım neticesinde bizzat kendimi sahnede bulduğum olağanüstü bir durumdu. Kendi ülkelerimizde merkezden yönlendirilerek dans dersleri almış ve üç – beş gün önceden de birlikte Viyana’da provalar yapmıştık. Ve nihayetinde dünyanın gözleri önünde o salona çıktık. Romanlarda, filmlerde gördüğümüz karenin içinde dans ettim ben de. Finalde alkışlar önünde eğilmiş, zarafetle selamlamıştık izleyicileri. Sahnemiz bittikten sonra ailelerimize katıldık. Annem gururla beni masadakilere tanıttı. Masadakiler Bulgaristan, Amerika, Türkiye, Ukrayna, Slovakya ve İspanya’dan gelen ailelerdi. Kadehler iyi dileklere, tanışmış olmanın şerefine kalkıyor, sohbet renkleniyordu. Anneme bakarken içimde beyaz bir kuş kanat çırpıyordu, annem de bana şefkatle bakıyor, çenesini hafif kaldırarak masadakilere tebessüm ediyordu. Bir şekilde seçildiğimiz bu balo için beni teşvik etmiş, tüm imkanlarını seferber etmişti anneciğim. Hayatta yapmak istediklerimiz için çabalamayı, daha farklı neler yapabileceğimizi araştırarak bulmayı ve hayata geçirmeyi öğreterek bazı fırsatların önünü açmıştı. Balo bitiminde dansçı arkadaşlarımla kuliste tekrar buluşmuş, kendi aramızda danslar etmiştik. Partnerlerin hepsi Viyana’nın askeri okulundan, iyi yetiştirilmiş gençlerdi. Bizlerle ve ailelerimizle sohbette son derece içten, donanımlı konuşuyorlardı. Duruşları daima nazik ve ilgiliydi. Hatıra fotoğrafları, iletişim numaralarını çantalarımıza koyup kırmızı merdivenlerden özel bir anıya dönüşmeye başlamış geceyi ardımızda bırakarak otelimize döndük.
Bu anım ihtiyaçtan çok hayatıma renk katma arayışı, valse olan tutkum, oraya gitme çabası ve izlediğim yolda rastladığım bilgilerle “asıl benim de dans edebileceğimi” sürpriz bir şekilde öğrenmiş olmam, bunu takiben heyecanlı bir hazırlığın bekleyişiyle o sahnede olmaktı.
Kapının ziliyle sıçramışım. Derin bir iç çekerek fotoğrafı yerine astım, kapıya yürürken kardan adam balonuma, ah şu eski yıl gidene kadar uslu dursa bari, dedim. Arkadaşlarım ardından annem, babam ve aile dostlarımız ardı ardına geldiler. Herkes getirdiklerini tanzim ettikten sonra, masada yerlerini aldı. Geri sayıma eksilen saatlerdeyiz…
Yeni yıl sizlere de mutlulukla dans edeceğiniz güzel anılar yaşatsın diliyorum.
Körelmiş umutlarınızı güçlendirmek için de sabırla seçenekler arayınız. Umutlarınız yenilensin. Çok yönden içine gireceğiniz arayışlar, karşınıza çıkan olası olumsuzlukları lehinize çevirme çabalarınız da dahil, iyi bir sonucu bekleyişe ve nihayetinde ödüle dönecektir. Bazen beklenilen olmasa da unutmayınız tecrübe de bir ödüldür. Bazen o arayış ve bekleyişler hayatımızı renklendirmek amacıyla olsun, mutlu sonlar mutluluk danslarınızla çeşitlensin.
Yeniden canlandırdığınız umutlarınızın vuruşları çok olsun.
Mutlu Yıllar

Melek Toksoy, Antalya doğumlu. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okudu. Turizm ve otelcilik alanından emekli oldu. Yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldı; insanlar, hayvanlar, doğa her daim ilgisini çektiğinden, sandığından günlük ve karamalarını çıkartarak yazın hayatına başladı. Beş kolektif kitapta öyküleri yer aldı, çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı.

