Hediye Gülden Özgür
YÜZDE BİR
– Nekir, duydun mu? Yine öyle ağırdan alma.
Daha selâ okunmadan farklı hissetmişti İbrahim. Bir garip ağırlık çökmüştü sinesine.
– Ey Yüce Rabbim kudretini bizden esirgeme
– Vaktimde herhangi bir aksaklık olması mümkün mü İdo? Ağır mı yoksa yine?
-Hayrolsun bugün pek ağır. Sanki Levh-i Mahv u İsbat ola. Şu yüzde bir…
İbrahim’in sözleri selâyla ile berzahta yankılandı.
-Herkesin nasibinde olmaz o İdo!
Zamanın kırıldığı o tek bir anın, o yüzde birlik boşluğun içinden geçerek mezarlığın girişinden hızla içeri süzüldüler. Ne imam gördü ne toprağı kazanlar.
İbrahim mezarlık boyu uzanan o sessizliğe daldı, nefsin hükmünün bittiği o karanlık eşik aydınlandı.
– Nur indirdi bak Nekir. Hakikati bilen bir Allah, kaderde yazılandan ne bir eksik ne bir fazla. Nefes de sayılı, nefis de yazılı.
– Öyle ölümle burun buruna gelince, anlasan ne yazar! Ağır ölüm kokusu; böyle ayılıp bayılsınlar diye değil İdo. Uyansınlar diye!
Nekir yerde duran küreği eline alarak havaya kaldırdı:
– Ezberlenen duaların ardına saklanmak kolay. Secdeden kalkar kalkmaz ‘Ya Allah, Bismillah’ Hepsi yazanın suçu, öyle mi?”
Kaç selâ geçmişti üzerlerinden, kaç musalla taşı görmüşlerdi hatırlamıyorlardı artık.
– Ne çok inkâr görmüşüz. Kimi bir ışıkla uyanır, kimi bir ayrılıkla… Ama El-Latîf, o kapıyı son ana kadar açık bırakır.
Köşedeki mezar taşının üzerinde duran solmuş sarı çiçeklerin canlandığını fark edince birden sustu İbrahim.
-Dün gasilhanenin kapısının önünde bir kadın dövünüyordu. Ceylan gözlü bir kadın: “Ölüm isyan edilsin diye değil, rabbim hatırlansın diye gelir.”diyerek kadına sıkıca sarıldı.
Aynı sarı çiçekleri ceylan gözlünün yakasında fark etti birden İbrahim, suskunluğunu bozmadan başı ile onayladı.
– Kabir burası, şuursuzlar kendilerini kaberede sanır. Meftaya hesap soranlar, okunan lanetleri başörtülerinin oyalı ucunun ardına gizlediğini sananlar…
– Bari ölüyü bi rahat bıraksalar.
-Ama o ceylan gözlü fena İdo, yakaladı lanet okuyan bi mendeburu. Selâmün kavlen çeke çeke deldi geçti bakışlarıyla.
– Rabbimdeki ne merhamet ama! Beş vakit ezanla çağırır, üzerine selâ ile hatırlatır. Ödleri abdestlerine karışır da yine de o perdeyi aralayamazlar Nekir.
Nekir ilerdeki ağacı başı ile göstererek:
– Akılları başka yerde İdo. Gökten düşmüş üç elma… Konuşturma beni. Bak nasıl hemen hissetti Ceylan.
– Dur, bakayım hele bi’ geri. Nasipse işitirim.
Sağ elini koca kulağına götürerek gözlerini kapadı İbrahim.
-Heee, duyarım şimdi. Öfkesine yenik düşecekken, son anda aymış da affetmiş.
-Şeytana hoşt demiş işte İdo.
– “Lâ Havle” ne büyük sırsın sen!
Rüzgârla giderek daha fazla yükselen kuzuların sesi ile gülümsedi İbrahim.
– Oy anam babam, kudretini vereceğini nasıl da bilir.
Yerdeki yabani otlara doğru eğildi Nekir. Bir tutamını aldı eline…
– Kaza, ezelde yazılan vakti gelince can bulur. Hayde İdo, yolcu yolunda gerek.
– Kapı açılmış Nekir, Ya Bismillâh.
Mezarlığın üzerinde geniş daireler çizerek uçan bir kartal belirdi.
Nekir başını kaldırarak:
– Şu kocamış kartala bak. Kaç fırtına gördü hâlâ rüzgârı sırtına alır.
Mezarlığın paslanmış ağır demir kapısı acı acı gıcırdayarak açıldı.
– Umut kesilmez İdo. O el-Hakîm’dir.
– Rahmet kulundan vazgeçmez. Mahv u İsbat da ondandır.
– Allah’ın hikmeti bilinmez. Ezelden beri neler görmüş bu yaratıklar?
– Vakitte aksama olmaz. Çağrı da eksik olmaz. O nasip etmeyince amin bile düşmez dile he İdo.
Uzaktan bir selâ sesi daha geldi. Bu sefer ki yakındı. Gasilhanenin kapısını sertçe bir rüzgâr araladı.
Teneşir tahtasının üzerine, kaskatı kesilmiş, ellerini göğsünün üzerinde sımsıkı kenetlemiş bir adam koydular.
– Ellerini gördün mü Nekir?
– Secde mi?
– Hayır…
– Bir şey tutar gibi. Ama henüz açılmadı İdo.
– Tam bırakacaktı ki tutundu…
Usulca bir kenarda rüzgarın göğe yükselen uğultusunun dinmesini beklediler.
– Heh, şimdi çıktı meftanın son nefesi. İnsan ölüm döşeğinde bile bırakmıyor.
Meftayı yıkamaya sadece arkadaşları geldi. İçlerinden hafız biri, gözünde yaşlarla sırlı dualar okudu. Cenaze Namazı kılındı, helallik dilendi.
Sonunda kuru kalabalık dağılmadan, üstü başı çamur içinde bir çocuk geldi mezarın başına. Vakti geldi. Toprağın altına usulca seslenme vakti…
– Kalktı mı İdo?
İbrahim başını iki yana salladı:
– Korkuyla. Aşkla kendini Rabbime bırakmak başka…
Nekir bir an sustu, başının üzerinden sarkan söğüt ağacının dallarına doğru uzandı.
– Ezelden ebediyete kadar. Bekliyoruz işte…
-Ne oldu İdo?
-Tanıdı ya işte
– Eee gördüm, başka?
– Affet beni dedi son nefeste.
Nekir uzun süre cevap vermedi. Sessizliğin huzurunu bozmak istemedi, sonra usulca:
– Kendi dilediğine bu benim kaderim demiş işte.
– Ben bilmem Nekir.
– Bazıları melekleri yarı yolda karşılar.
Rüzgârdan savrulan ağacın dallarının sesi ile irkildi Nekir.
– Haydi. İşte duydun İdo. Onun hesabını biz tutmuyoruz. Duydun mu selâyı?
– Kimmiş bu?
– Üç gün sonra bedeni çürümeye başlayınca, kokusu sokağı sarınca bulmuş komşuları.
-Sen ne gördün ya Nekir?
– Çocukluğunu…
– Ben de duyarım şimdi: “Sevmediler hiç…”
Gasilhaneye doğru giderken tiz ilahi bir ses işitildi: “Biraz önce toprağa verilen adamın mezarının başında yalnız başına duran bir kadının duası”
-İdo, o ceylan gözlü bu. O gelmiş.
-Yine mi?
Nekir cevap vermedi.
– Dur, nasipse işitirim.
“Herkesi kaderine kolaylaştıran Rabbim. Biz aciz kulların bilemedik. Sen yanına aldığın bu kulunu affeyle.”
Kadının yakarışı arşa kadar yükseldi.
-Ben de duydum İdo.
-Sen de mi?
-Şu yüzde bir…
İbrahim söğüt ağacına baktı. Söğüt ağacının gölgesinde şarıl şarıl akan o çeşmeye doğru yöneldiler istemsizce…
Çeşmenin başına çömelen imam, abdest almak için kollarını sıvıyordu.
– Eeeey el-Hayy olan Allah’ım yüzümü ak eyle… Avuçlarına aldığı suyu yüzüne vurdu.
– Kader bazen insanın gözüne perde olur.
Bir avuç suyu da burnuna doğru:
– Kimi kaldırır o perdeyi, kimi ömrünün sonuna kadar taşıyıp durur. Kimi de…
Çeşmeden akan suyun sesine uzaklardan yükselen bir ezan sesi karıştı. İbrahim gülümseyerek başını göğe kaldırdı.
Nekir İbrahim’e döndü:
– İşte yüzde bir…
*Notlar: Levh-i Mahv u İsbat: Dua, sadaka ve iyi ameller gibi etkenlerle kişinin kaderinin değişebileceği alandır. İslam inancında kaderin iki katmanından biri olarak kabul edilir. Özellikle tasavvuf geleneğinde derinlemesine işlenmiş ve kulun iradesi, duası, amelleri ile ilahi takdir arasındaki ilişkiyi anlamada önemli bir yer tutar. Bazı kaynaklara göre kader; %66 küllî irade, %33 cüz’î irade ile şekillenir. (Kesin bir ilmi dayanağı yoktur.) El-Hayy: Tüm varlıklara can ve hayat veren, El-Latîf: Lütüfkar, en ince ayrıntıları bilen kullarına gizli yollarla iyilik eden, El-Hakîm: Hüküm ve hikmet sahibi, yarattığı her şeyde bir amaç ve adalet bulunan.

Hediye Gülden Özgür, tasarımın farklı alanlarında üretim yapan bir sanat tutkunu. Renklerden ve gökyüzündeki yıldızlardan aldığı ilhamı somutlaştırarak doğanın ve evrenin gizemini sanatın diliyle yaşamla buluşturmaya çalışıyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü ve Palazzo Spinelli Design eğitiminin ardından reklamcılık, tekstil, saat ve takı tasarımı alanlarında çalıştı; uluslararası markalar için tasarımlar üretti. Uzun yıllardır Sembolizm, Astroloji, Sabian Sembolleri ve Astro-psikoloji üzerine çalışmalar yürütüyor. İlk öyküsü 2023 yılında Gecenin İçinden adlı kolektif kitapta yayımlandı. Halen Distopya Dergi ve Suare Dergi’de yazmaya devam ediyor. Aynı zamanda sanat ve semboller üzerine eğitimler ve atölyeler düzenlemeye devam ediyor.

