Kenan Doğru
İki nehrin arasında kıvranıyorsan eğer, onların buluştuğu yerde sus ve kendini dinle. Sonunda bir nefes aldığında nedenini sorgulama! Yaşa, o anı.
Siyahla beyazın son kertede birleşemediği, o atomsal sınır; o eşsizliğin zarafetini gördüysen eğer sadece bak, gözlerini kaçırma mutluluktan! Bilirsin, bir yanda gün ışığı, diğer yanda toz bulut; bir taraf törpülenmiş ama öte yanı keskindir. Bir hatırada gündüz, bir odasında gecedir. O kozmik noktadaki, kâbus görüş açın. Fırtınalar koparken dışarıda, tek ayakta kalan, o ayaksız, boşluk. İki yakanın arasına sıkışmış, nereye bakarsan bak, sınırda bir yol.
Seçim yaparsan eğer, nehrin birinden diğerine akarsın. Işıltılı tepeleri balıklar gibi aşıyorken, dipsiz denizlere de öyle dalarsın; tıpkı bir şahin gibi. Sonra renksiz bir çukurda bulursun kendini. Çiçeklerin neden açtığını anlamak için, o cehennemde asırlar geçmesi gerektiğini bilirsin; yani yeterlidir şahidi olmak, o ateşin.
Karaya tırmandığında çıplaktır bedenin. Gündüzün gökyüzü kadar utangaçtır artık. Sadece gecenin gölgesinde onları seyre dalarsın. Yıldızlar… Aradığın, karanlığın içinde saklanmış narin sevinçlerdir; anlarsan eğer. İşte öyle tatlı, böyle bir absürttür, hayat.
Onlar, bize o iki yakanın birleştiği yeri gösterir. Zaman tünelinde bizimle yürüyen bir yoldaş olsalar da, hiçbir vakit bir yıldızdan doğduğumuzu fısıldamazlar kulaklarımıza. Çünkü o zaman bir rüya kadar saçma, karanlık gibi dipsiz ve dilsiz olurdu gerçeğimiz. Işığın senden sakladığı gölgesi, cesaretini kaybetmemen içindir hep. Hemen boyun eğmez karanlığa! Buna karşın, tıpkı bir ağacın ölülerin toprağında; kurtçukların, solucanların, içinde yaşam arayan köklerinin inatçılığından, daha ketum arzuları vardır insanın. Saklandığı için,sığınakları sever o.
Ulvi inançlarının ilk çıtası çöktüğünde, orada takılıp kalmıştır, çıkarlarının peşinde olan akıl. Tekrar tuğlaları dizip onu dikmek içindir, yaptığı tüm rasyonel eylemlerin arzusu. Bir kral, Kral olmayı seçtiğinde, önce o kendisine boyun eğecektir. Burada anlaşılmayan bir maraz yoktur aslında. Gözlerinin şehveti, kulaklarını sağır etmiştir insanın. Eğer bir yasaya tabi olmasaydı insanlığımız; tüm suçları üstlenseydi yarattığımız kahramanlar, o zaman anlaşılırdı belki de karanlığın içinde kalan sözleri: “Her göz kırpışlarında sonra görürüsün; göreceklerine ne anlam vereceğini.”
Arzular tırmanmayı sever, ant içmiştir en tepede olmak için. Çünkü inemediğin derinliği, tepeden görebilirsin ancak. Oysa “kahramanlık”ları hiçe sayanlar, çatısı çöktüğünde ıssız bir karanlıkta duymuştur; fısıldamıştır o kulağa bir gölge: “Tuğlası harf olan bir kale dikip, kelimelerle sana oklar fırlatmayacağım; lakin yakacağım seni!”
Işık iyidir, iyi olan ise bilge olandır. Sana her şeyi tüm çıplaklığı ile gösterir. Yine de görenin bir yanılsamadır, fark ettikleri. Karanlığın bir gölge oyunu. Çünkü yazgıdan doğan estetik, içindeki karanlığı delen o köstebeği yok saymıştır, kovmuştur sahnesinden. Estetik karanlıkta doğmuş olsaydı eğer, aklını kaçırmış bir ressam bile: “Işıltısız bir boşluktan,” daha iyi yok!” derdi, herhalde.
Gölgesinden kaçan yaşamlarız, adaletten üstün olamadılar hiçbir zaman. Ve sonunda, rüzgarların karın boşluklarında uğuldayan cevaplar, bilirsin, her kulak işitmez onları. İşitenden de dilini yutar. Çünkü konuşursa, “bilir kişi,” olur yolun yolcusu, unutur öğrenmeyi ışığın altında.

Kenan Doğru, Ardahan’da doğdu. İstanbul’da yaşıyor. Uluslararası bir firmada yönetici olarak çalışmakla birlikte, küçük yaşta tutku edindiği yazı alanında üretmeye devam ediyor. “Sapien Hislerim” adlı deneme aforizmalar kitabının yazarı olan Doğru’nun çeşitli mecralarda yayımlanmış pekçok öyküsü bulunuyor. Mühendislik eğitiminin ardından yüksek lisansını tamamlayan Doğru, şimdilerde İstanbul Üniversitesi “Felsefe” bölümünde eğitimine devam ediyor. Aynı zamanda ilk romanı ile okurlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.


