Demet Çaltepe
EŞİK
Eldivenlerini çıkarmadan oturdu. Dışarıda fırtına vardı. Mekân sessizdi. Garson yaklaştı. Sipariş verdi. Sade kahve. Kapının yanında duran şemsiyeliğe ilişti gözü. Telleri kopmuş bir şemsiyeden yere sular damlıyordu. Kahvesi geldi. Dumanı süzülerek havada kısacık bir kavis oluşturdu. Rüzgâr camları titretti. Yan masada oturan genç kadının masasında da büyük bir fincan duruyordu.
Sandalyesinin arkasına astığı çantasından bordo bir not defteri çıkardı. Defteri açtığı sırada kahvesi geldi. Rüzgârın şiddeti gittikçe artıyordu. Eldivenlerini çıkardı. Eldivenlere rağmen elleri soğuktan uyuşmuştu. Kalemi tutmakta zorlandı. Elinde kalem, önünde kahve açık duran defterin boş sayfasını izledi bir süre. Yan masasındaki kadın masasındaki kahve fincanını yere düşürdü. Garson yerdeki kırık parçaları temizledi. Dökülen kahve yerde kahverengi minik bir gölcük oluşturdu.
Elindeki kalemi masaya bıraktı. Mekânın sarı ışığı yerde oluşan minyatür kahve gölüne çarptı, renkli bir yansıma oluşturdu. Hareket etmenin anlamsızlaştığı bir duraksama anının içinde sıkışmış gibiydi. Yavaşlık lanetli bir sis bulutu misali etrafı ele geçirmişti. Bu sessizliği bölmeye çalışan dışarıdaki rüzgârın önünde camdan bir sur gibi direnen pencereler sarsılarak zangırdıyordu.
Mekânın kapısı açıldı. Dışarıdaki gürültü içeriye dolmaya çalışırken, açılan kapı çarparak kapandı. Üzerindeki ince kahverengi hırkadan yere sular damlayan bir başka kadın içeriye girdi. Bedeni o kadar inceydi ki ilk bakışta dışarıdaki şiddetli rüzgârın onu içeriye savurduğunu düşünmek mümkün görünüyordu. Bir süre öylece durdu. Gözleri dolu masalarda dolaştı. Boş masa yoktu. Öne doğru iki adım attı. Masasında defter duran kadının yanına yaklaştı. Konuşmadılar. Sadece birkaç kafa hareketiyle anlaştılar. Masadaki boş sandalyeye oturdu.
İçeride öyle bir sessizlik vardı ki bir sineğin kanat çırpışını duymak mümkündü. Fırtına dinmek bilmiyordu. Garson, masaya bir fincan daha koydu. Yeni gelen kadın hırkasını omuzlarından sıyırdı. Sandalyenin arkasına astı.
Bir adam, ıslak saçlarını silkeleyerek içeri girdi. Gözleri, mekânın sıcak ışıklarına alışmaya çalışırken, boş bir sandalye bulması zor görünüyordu. Hemen yan masadaki kalabalık grup, yerlerini paylaşıp onu davet ettiler.
Kadınlar, bir an sessizlik içinde birbirlerine baktılar. İçinde bulundukları durum, dışarıdaki fırtınadan daha karmaşık birhal almıştı. Kadın kalemi eline aldı. Yazmaya başladı.Yanındaki kadın, merakla onun elini takip etti.
Kahve fincanları, mekânın ışığı altında parıldarken, adamın içeriye girişi içerideki sessizliği bir anda yok etti. Fırtına, dışarıda devam ederken, içeride başka bir fırtına başladı; kadının kaleminden dökülen sözcüklerin içsel savaşını izlemek üzere hazır bir dinleyici kitlesiyle…
ÇAĞRI
Gemi sireninde gizlenmiş çığlığın kaçışına, uzun boyunlu bir kuş eşlik ediyor…
Dalgaların köpüğüne yaslanmış kanatlarıyla, geldiği yerin bilinmezliğini sezerek süzülüyor gökyüzünde.

Demet Çaltepe, yazar ve editör. Türk Dili ve Edebiyatı ile Felsefe bölümlerinden mezun oldu. 2012 yılında Gürhan Uçkan Öykü Ödülü’nü kazandı, 2014’te Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde öykü dosyası dikkate değer bulundu. Çeper adlı bir öykü kitabı yayımlandı. Öykü ve yazıları çeşitli edebiyat dergileri ile dijital platformlarda yer aldı. 2014 yılından bu yana editörlük yapıyor, yazı atölyeleri düzenliyor.


