Close Menu
    Son Eklenenler

    HADRIANUS’UN HAKİKATİ

    Mayıs 1, 2026

    İNCE KIRMIZI HAT

    Mayıs 1, 2026

    ŞEYTAN TAŞLAMA

    Mayıs 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cuma, Mayıs 1
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      SİYAH GİYMEK, GİDEBİLMEKTİR…

      Mayıs 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      İMDAT POLİS

      Mayıs 1, 2026

      KİNGU

      Mayıs 1, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ÇEKMECE ÇEKTİRMECE İÇİNDEN NE ÇIKMACA?
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    ÇEKMECE ÇEKTİRMECE İÇİNDEN NE ÇIKMACA?

    Ocak 1, 2026Yorum yapılmamış11 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Kuntay Çelik

    Vicdan caddesinde yolunu şaşırmış bir vaziyette dolaşıyordu. Bir ara bir yerde durdu ve gözlerini kapayıp o hatırayı, yüreğinde umudun doğduğu o anı düşünmeye koyuldu. O zaman yaşadığı arınmışlık hissini yine duyumsamak istiyordu. İlkin hapishanenin avlusunda kanadı kırık, yarası kanar vaziyetteki saka kuşunu bulduğu anı getirdi gözünün önüne. O haliyle sanki onun eşi gibiydi. Uzun zaman sonra, birini ya da birşeyi iyileştirmenin verdiği gururla karışık mutluluğu yeniden onunla yaşamıştı. Hapsin büyük demir kapısından çıktıktan sonra saka kuşunu kafesten salışı…Onun özgürce göklerde salınışı… Hürriyete esas müstehak olan oydu ve onun hak ettiğini alışı… Tarif edilemez bir an anlatılamaz bir zaman! Ufacıcık bir hayvan nasıl da hatırlatmıştı ona olduğunu insan.

    Sakanın yumuşacık tüylerinin gönlünü okşaması, içinde sanki kurumuş olan saadet pınarını bir kez daha fışkırtmaya yetmişti. Sonra bomboş yürümeye devam etti. Zahiren ilerliyor gibiyse de hakikatte kararsızlık çukurunun dibinde dolanıyordu sadece. Kalbi karmakarışık duygular içinde sürdürdüğü bu beyhude gezintiyi aniden kulaklarında işittiği bir sesle kesti. Sesin geldiği tarafa başını çevirince karşısında bir adam gördü. Yeşil takım elbise içine beyaz gömlek giymiş üstüne daha koyu yeşil bir kravat bağlamış, ayağında da kravatınınkine yakın tonda iskarpin olan bir adam… O adam ona “Burada ne arıyorsun?” dedi. O ise “İş arıyorum beyefendi” diye cevap verdi. Adam “İş arama artık burada işin var,” deyip ona eliyle gel işareti yaptıktan sonra sırtını döndü ve Vicdan Sokağı’nın Azap Barı’na girdi. Bizimki de peşinden… Yeşil giyinmiş adam, yüzünü ondan yana çevirdi ve devlet memurlarının mevzuat gereği bıraktığı tarzdaki bıyıklarını burktuktan sonra ona babacan bir gülümsemeyle “Burasıydı değil mi aradığın yer?” O çoktan beri sönmüş halde olan bir zafının yeniden kabarışını bastırmanın verdiği zorluğun ızdırabı ve pekçok acı dolu pişmanlığını tekrardan hatırlamanın zuhur ettirdiği karamsarlıkla karışık bir yüz ifadesiyle “Evet hem en korkunç arayışım hem de en amansız kaçışım…” Yeşil elbiseli “Geç bakalım Biran Efendi, bar tezgahına. Aradığını, arayana aratma; kaçtığından, kaçana karışma.” Biran “ismimi sormadan bildin o halde sen de sual etmeden cevaba erenlerdensin.” İşveren, evet anlamında tebessüm eden bir yüzle ona bakarak gözlerini kapattı ve “Sen ise sorsa da yanıt bulamayanlardansın değil mi?” dedi.

    Biran, bar tezgahının arkasına geçti ve nefsinin epeydir özlediği içki kokusunu içine çekti. Bu sırada sanki araba çarpmış bir kediden gelmişe benzeyen acı bir miyavlama sesi duydu. O ızdırap dolu mırıltı vicdanının kulaklarına hiç de yabancı değildi. Sağa sola bakındı ama ortalıkta ilginç bir şey yoktu ezilmiş bedeninin acısıyla titreyen bir canlı gibi kıpırdayıp duran bir çekmeceden başka! O çekmeceye yaklaşınca gözyaşlarının aktığını fark etti, kan ve ölüm kokusuyla birlikte! İçki şişelerine baktı ve “Sizin yüzünüzden. Hepsi sizin suçunuz. Tek suçlu sizsiniz,” dedi.

    “Acaba?” diye soran bir ses ansızın kulaklarında bitiverince şaşırdı ve yüzünü soruyu soranın olduğu tarafa çevirdi. Tezgâhın önündeki taburelerin birine oturmuş, lacivert takım elbise altına gri gömlek giymiş papazvari bir biçimde kabasakalları olan bir adamdı karşısında duran. Adam “Acaba tek suçlu gerçekten onlar mı?” diyerek sorusunu tamamladı. Biran, gözlerini kapatıp çenesini boğazına doğru çekerek “Maalesef… Ne yazık ki tek suçlu onlar değil!”

    Müşteri, “Başka kimler ortak bu suça?” Biran, “Benim ölçüsüzlüğüm, iradesizliğim, benim doyumsuzluğum ve en çok da…” Müşteri, “Evet en çok da?..”

    Biran, “Ben, evet en büyük suçlu benim. Onun için zalim pişmanlığın en ağır tokadını yiyen de ben olmalıyım ben” diye haykırınca müşterinin, suratına çarptığı tokatla sarsıldı. İlkin duyduğu acı ve ağrı dinince merak içinde ona sanki “Niye?” diye sorar gibi bakmaya başladı.

    Müşteri, ona “Pişmanlık adildir, zalim değil” dedi öfkeli ve sert bir ses tonuyla. Biran “Haklısın, pişmanlığa haksızlık ettim. Senin adaletin beni hatamdan döndürdü” dedi. Tezgâhın arkasındaki bir çekmeceyi işaret ederek ekledi: “Benim kravatım ordadır. O çekmeceyi aç ve bana ver.” 

    Biran, o çekmeceyi açınca çekmeceden unutulmuşlar mahpushanesinden firar etmiş o kedi dışarı fırladı. Hem de sağ salim, hiçbir yarası beresi, kırığı çıkığı olmadan. Portakal rengi tüyleriyle pek sevimli gürbüz bir kediydi o. Çekmecede tekir kedinin yanı sıra bir araba farının kaza neticesinde kırılmışa benzeyen cam parçalarının da olduğunu fark etti. Portakal tüylü tekir kedi çekmeceden çıkınca tezgâhın üstünden tam atlamıştı ki müşteri onu yakaladı ve boynuna dolanmış haldeki koyu mor kravatını ondan aldı. Kendi boynuna bağlarken Biran’a “Bu kravat bana rahibe bir dostumdan hediyedir. Bana moru çok yakıştırır.” dedi ve Sonra arkasını dönüp barın dışındaki sisli karanlığa doğru yürüdü, kaybolup gitti.

    Herkes lıkır lıkır içki içiyordu. Alkolün kokusu onu burnundan yakalamış kendine doğru çekiyordu. Acziyet ve zafiyet dolu bakışlarla oradaki en sert içki şişesini ararken gözüne az evvel portakal renkli tekir kedinin dışarı çıktığı çekmece ilişti. Çekmece, onun ilgisini çekmek için sanki eliyle gel işareti yapan bir insan gibi kulpunu sallamaya başlamıştı. Başını tekrar içki şişelerine doğru çevirdi, ilk denk getirdiğini eline alıp ağzındaki mantarı çıkardıktan sonra bardağı doldurdu. Mezopotamya kadınlarının taziye haberi aldıklarında attıkları zılgıta benzer bir ses geliyordu çekmeceden. Gözünü tekrar çekmeceye dikti ve kendine doğru çekti. Çekmecenin içinde bir neşter duruyordu. O neşter ona bir şeyi, asla aklına getirmek istemediği birşeyi hatırlatmıştı. Yüreğinde yükselen pişmanlık tarif edilemezdi. Ama nefsi adeta boynuna vurduğu zincire asılarak onu içkiye çekiyordu. Titreyen elleriyle içki kadehini eline aldı. Neşter kıpırdanmaya başlamıştı sanki onu yoksunluk krizi tutan alkolik bir cerrah tutuyormuş gibi titreyerek. Yüzünü acı dolu bir ifade aldı ama ağlamaklı gözlerle ve karanlık zaafı karşısında biçar kalmış bir yüz şekliyle içki kadehini ağzına götürdü. Tam dudağını bardağa değirecekti ki parmağına sıçrayan kanı fark etti. Tekrar çekmeceye bakmaya başladı. Çekmecedeki neşter hem daha çok titriyor hem de titredikçe sağa sola kan sıçratıyordu. Kararını verdi ve elindeki kadehi bırakarak onu kırılmaya terk etti. Bunun üzerine Neşter durdu ve kan damlaları yok oldu.

    Sarhoşluk denizinin sızmışlar sahiline götürmek isteyen dalgalarına karşı kulaç atan bir müşteri gözlerini açık tutabilmek maksadıyla onları ikide bir ovuşturuyordu. Bir ara başını doğrultabildi ve Biran’a sanki aynadaki kendi aksine bakar gibi acımaklı ve perişan bir biçimde baktı. “Bugün de cesaretim yok bugün de geride bıraktıklarımın yüzüne bakacak kudreti kendimde bulamıyorum. Sadede gelecek olursak ben gene mezarıma dönüyorum dostum. Şimdiye kadar fark etmişsindir o çekmeceyi. O çekmecede bir kapan bulacaksın. Onu bu korkak ve sorumsuz fare için kur. Kur ki bir daha ölmüşler arasından, yaşayanlar yanına geçme cüretinde bulunursa ona takılıp kalsın bu fare”dedi. Biran ne demek istediğini anlamaktan korkarak ona bakıyordu. Taburesinden kalkan müşteri yürüyerek dışarı doğru ilerledi bir lağım faresine dönüşüp kanalizasyona atladı. Biran, çekmeceyi açtı ama kapana değil kilitli bir çocuk andacına rastladı. Andaç ona “Beni aç ve oku.” diye seslendi. Onu eline almasıyla günlük açılıverdi ve ilk sayfada o günkü duygularını anlatan bir çocuğu seyre koyuldu Biran. Çocuk, “Sevgili günlük burada, kimsesiz çocuklar ormanında ağaçlar bize çok iyi bakıyor. Bizi besliyorlar, giydiriyorlar, temizliyorlar, eğitiyorlar…Uzun zamandır bizim halimizden anlayan bir tek onlar var. Doğup büyüdüğüm kasabada ağaçlar bizle konuşmazdı buraya gelince öğrendim ki ağaçlar sadece kimsesiz çocuklarla konuşurlarmış. Kendini Hasret ismiyle tanıtan bir sis biz kimsesiz çocukların etrafını her gün, her vakit, her an sarıyor. Hasret sisinde biz ölen annemizin suretini görüyoruz, ona doğru adım atıyoruz, tam annemize vardık sanıyoruz ki bir de bakmışız sisle beraber o da bizden uzaklaşmış. Bazen sis o kadar yoğun oluyor ki biz çocuklar birbirimizi bile bulamıyoruz ama ben kardeşimi asla kaybetmemeliyim, o bensiz yapamaz, sis ne kadar ağır ve boğucu olursa olsun… Tek derdimiz hasret sisi de değil ne yazık ki! Bazen nefret adındaki çok sert bir rüzgâr da bizlere musallat oluyor. Nefret rüzgârının hışırtısı, babamın sarhoşkenki hırıltısını hatırlatıyor bize. Annemin katili babamın… Nefret rüzgârında sürüklenmemek için ağaçların şefkat dalından başka tutunacak bir şeyim yok. O rüzgâr öyle hızlı öyle sert ki ben zor dayanıyorum küçücük kardeşim nasıl karşı koysun? Keşke ne bu sis olsa ne de bu rüzgâr… Eski günlerimizi çok özlüyorum! Mutluluk kasabamızı, umut ismini verdiğim portakal tüylü tekir kedimi… Ve en çok da … En çok da ölen annemi ve katil olmazdan önceki babamı özlüyorum. Ben çok küçüğüm, kardeşimse küçücük. Minicik kalbimize sığmayan sorular: ölen anneler bir gün döner mi? Anne katili babalar affedilir mi? Gönlümüzden taşıyor zaman zaman ama yok cevaplayan!” diye anlatıyordu. Bunları seyreden Biran, hüngür hüngür ağlayınca  andacın sayfaları gözyaşlarıyla ıslanmıştı.

    Dışarıdaki sisin arasından siyah takım elbise içine kırmızı gömlek giymiş ve gömleğin üstüne de gene siyah papyon takmış biri çıkageldi ve bar kapısından içeri girdi. Barın bankosuna doğru hem sırıtarak hem de bir eliyle vaksla yukarı burkulmuş bıyıklarını sıvazlayarak yürüdü. Gözlerini Biran’a dikmişti. Gene ona doğru bakarak “Demek fare daha kapana düşmedi haa.” dedi ve Biran’ın hayatında duymadığı kadar iğrenç bir kahkaha attı. Biran ona “Seni tanıyorum.” dedi. Son müşteri ise Biran’a “O zaman sen de sualsiz cevaba erenlerden olmalısın çünkü daha önceden kendimi sana hiç tanıtmadım.” Biran “Hayır ben soru soran ama yanıtsız kalanlardanım. Yalnız seni çok iyi tanırım.” Son müşteri “Asıl bu gece tanışacağız Biran. Şimdi bana sizin meşhur çekmecenizde duran özel elma liköründen bir kadeh doldur. Haa yalnız doldururken acele et yoksa karışmam bak ona göre!” dedikten sonra gene tiksinç bir kahkaha attı. Biran, çekmeceyi açınca içinde fare kapanına sıkışmış ona kurtar beni diye yalvaran bir karaciğere rastlamıştı. Çekmeceyi kendine çekse de daha fazla gelmiyordu. Elini karanlıkta kalan tarafına götürdü, eline defter benzeri bir şey ilişti. Defteri eline alıp açınca sanki mekân heyecana gelmiş gibi ışıklar yanıp söndü birkaç kez, tabureler ve masalar kıpır kıpır dolaşmaya başladı. Bu sefer andaç bir şey söylemedi sadece üzgün gözler ve ümitle tebessüm eden bir yüzle ona bakıyordu. Son müşteri “Bırak onu şişeyi çıkar oradan. Haydi ne duruyorsun bana içkimi getir” dedi. Artık tarzında bıyığının yanı sıra küçük parmak uzunluğunda bir keçi sakalı da belirmişti bir de başında onla beraber kızmış gibi buruşan bir fötr şapka… Biran, çekmeceden kendine doğru yuvarlanan likör şişesini aldı ve ona baktı. Etiket kağıdının üstünde elma ağacına dolanarak çıkan yılanın resmi vardı. Resimdeki yılan, ona sinsice sırıtarak bakıp göz kırptı. Biran, şişeyi biraz sert bir şekilde son müşterinin önüne koydu. Müşterilerin en son geleni “Doldur bakalım bir duble. Hem bana hem kendine…Bilirsin ben yalnız içmeyi sevmem!” Biran “Yalnız, içirmeyi seversin ama değil mi?” Siyah takımlı onu küçümser gibi sırıtmaya devam etti. Andaç “Oku beni haydi geç olmadan oku.” Siyah giyen “Hey benimle ilgilenmen gerek ama.” Biran “Kapa çeneni.” Biran, andacı açtı ve az evvel boş olan sayfaların da dolmuş olduğunu fark etti. Yenice dolan sayfalarda o çocuğun sonraki gün yaşadığı olayları anlatışı canlanıyordu.

    “Sevgili günlük, bugün biz diğer çocuklarla oynuyorduk ki olmaz bir şey oldu birden. Gök ağladı, toprak yarıldı. O yarıktan bir dere aktı, kardeşimle beni sisin dışında, rüzgârın erişemeyeceği bir yere bıraktı. Karşımızda kocaman bir ağaç duruyordu ama o ağaç bizle ne konuşuyor ne de ilgileniyordu. Birden içimize bir endişe çöktü! Yoksa ağaçlar da mı bize küsmüş, orman da mı bize yüz çevirmişti! Annemizin biz üzülünce teselli etmek için okuduğu türküyü arıyordu kulaklarımız ve gönlümüz. Sonra koca ağaca bir dişi saka kuşu kondu ve ötmeye koyuldu. Annemizin türküsünün ritmiyle cıvıldıyordu. Bize annemizin baktığı gibi bakıyordu. Uzun zamandır kendimizi o kadar huzurlu hissettiğimizi hatırlamıyorduk. Bu mutluluk ve umut kalbimize misafirliğe mi gelmişti yoksa temelli kalmaya mı? Sahiden annemize kavuşabilir miyiz dersin? O zaman…O zaman belki babamızı da… Ahh bi tekrar eski günlerdeki gibi olsak!”

    Siyah takım içine kırmızı gömlek giymiş müşteri tekrar seslendi “Buraya gel haydi bak şu şişeye bak. Senin aradığın burada. Ondan daha fazla kaçma, gel.”

    Biran, gözlerini şişeye diker şişe onu kendine çeker. Şişeyi aldı eline ve ağzına götürdü. Tam bir yudum içecekken barın ortasındaki direğe asılı aynada bir kadın sureti gördü. Ölmüş, uğruna öleceği tarafından öldürülmüş bir kadındı aynadaki. Biran, ellerini öyle kuvvetli sıktı ki şişe parçalandı.

    Sonra son müşterinin yakasına yapıştı, “Beni bundan sonra kandıramayacaksın, aldatamayacaksın anla. Yenemeyeceksin, aşağılayamayacaksın anla. Anlasan da anlamasan da seni… Keşke, keşke herşeyden önce seni bitirseydim!” dedi ve onun boğazını sıktı. Ellerinin arasında, dağılmakta olan simsiyah bir dumandan başka birey kalmamıştı bir anda. Ağır ve iğrenç kokan bir duman…

    Barın çıkışına doğru bakınca ellerini göğsünde birleştirmiş, omzunu çıkış kapısının yanındaki duvara yaslamış bir şekilde ona soru sorarmış gibi bakan işverenini gördü. İşveren “Doğru yaptığına emin misin? Bir anlık öfke seni hataya sürüklemiş olmasın” diye sordu.

    Baran “Hayır öfke bazen gerekiyor. Hele böylesine… Hele böylelerine…” İşveren “Kesin kararlısın yani?” Biran kendinden emin “Evet” yanıtını verdi.

    “Öyleyse kovuldun. Burada işin yok artık” dedi işveren.

    Tam barın tezgahından çıkmak üzereydi ki Yeşilli Beyefendi “Dur ücretini de al öyle git” dedi.

    “Ücret?” dişe sordu şaşkın bir şekilde.

    “Onu nerede bulacağını biliyorsun” dedi işveren.

    Çekmeceyi açtı ve ona sevgiyle gülümseyen tren biletini gördü. Biletin üstünde “Umut Treni, Kalkış: Vicdan Caddesi, Varış: Mutluluk Kasabası, Aktarma İstasyonu: Kimsesizler Ormanı, bir ailelik yer” yazıyordu.

    Bileti cebine koydu, Vicdan Caddesi’nin Azap Barı’ndan çıktı ve saka kuşu olup uçup gitti.


    çekmece öykü suare öykü

    Related Posts

    EŞİK

    Mayıs 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    DOĞUM GÜNÜ

    Mayıs 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026 Edebiyat

    İsmi olmayan hikayeler – lV

    Nisan 12, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    HADRIANUS’UN HAKİKATİ

    Mayıs 1, 2026 Hediye Gülden Özgür

    Hediye Gülden Özgür Bu mektup Roma imparatoru Hadrianus’un vasiyeti değil, bir adamın itiraflarının ağırlığını taşıyan…

    İNCE KIRMIZI HAT

    Mayıs 1, 2026

    ŞEYTAN TAŞLAMA

    Mayıs 1, 2026

    ŞİİRE İTAAT

    Mayıs 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Salon İKSV’nin 2026 programı açıklandı

    Ocak 7, 2026 Konser

    D-Smart yeni sezona Türk sinemasının güçlü filmleriyle giriyor

    Ekim 11, 2023 Film

    Kurukahveci Mehmet Efendi’den Cumhuriyet’in 100. yılı için ‘Hatırlı’ kampanya

    Ekim 24, 2023 Haber
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    HADRIANUS’UN HAKİKATİ

    Mayıs 1, 2026

    İNCE KIRMIZI HAT

    Mayıs 1, 2026

    ŞEYTAN TAŞLAMA

    Mayıs 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.